Ana SayfaGüncelHâlâ hayatta mısınız?

Hâlâ hayatta mısınız?

HABER MERKEZİ – DEPO İstanbul, Berat Işık’ın “Hâlâ hayatta mısınız?” isimli sergisine ev sahipliği yapıyor. 11 Aralık’a kadar devam edecek olan sergi, Işık’ın yaşadığı kent de olan Diyarbakır’ın içinden geçtiği süreçte, içeridekiler ve dışarıdakilerle kurulamayan bağlantıya dokunuyor. Video ve yerleştirmelerin bulunduğu sergi, baskı deneyiminin sebep olduğu duygulanımı aktarmayı hedefliyor.

Berat Işık’ın son iki yıllık üretimlerini kapsayan “Hâlâ Hayatta mısınız?” isimli sergi, DEPO’da devam ediyor.

Çalışmalarına ve sergiye ilişkin konuştuğumuz Işık, işlerin üretim sürecinin iki yıllık bir zaman dilimine yayılmış gibi görünse de bazılarının çocukluğunda yaşayıp gördüğü çeşitli görüntü ve seslerin yeniden yorumlanışı olduğunu söylüyor ve “En eski işin kıvılcımı otuz üç yıl öncesine dayanıyor” diyor.

Japon kavramsal sanatçı On Kawara’nın arkadaşlarına ve meslektaşlarına gönderdiği 900 telgraftan oluşan “I am Still Alive” (Hâlâ Hayattayım) eserinden esinlenen sergi başlığı, Berat Işık’ın yaşadığı kent olan Diyarbakır’ın içinden geçtiği süreçte, içeridekiler ve dışarıdakilerle kurulamayan bağlantıya referans veriyor.

berat ışık

Işık, buna ilişkin olarak şunları anlatıyor:

Sergide direkt sanat tarihsel göndermesi olan veya referans aldığım üç iş var “I Am Still Alive”, “4’33” ve “Kusursuz Aşıklar” öncelikle bu üç iş de başyapıt, inanılmaz derinliği olan basit ama çok sarsıcı işler bunları açıklayabileceğimi sanmıyorum o benim boyumu aşar ama bu işlerin kudretinden aldığım feyzle bu işleri ortaya koydum diyebilirim. “I Am Still Alive” bana göre On Kawara’nın varoluşsal bir beyanından çok kendi içinde bulunduğu hapishanenin duvarına attığı çentikler ben bu işe böyle bakıyorum, ki diğer bir çok işi de bana göre bu durumu destekler nitelikte.

İşin ortaya çıkış hikayesinden bahsedersem sanırım daha açıklayıcı olur. Diyarbakır’da Sur’daki sokağa çıkma yasaklarının sürdüğü günlerde bir günlüğüne gönüllü olarak katıldığım bir etkinlik vesilesiyle meşhur  Diyarbakır Cezaevi’ne girdim, içeri girdiğimde aklıma gelen ilk şey içerinin dışarıdan daha güvenli olduğuydu çünkü o günler Sur’dan gelen çatışma sesleri bazen günlerce durmuyordu. Ve içeride olsaydım ailem için çok endişelenirdim diye düşündüm. Bu düşüncelerle  cezaevinin koridorlarına dizilmiş rengarenk resimler ve filografileri gördüm oldukça güzel ve kitsch’tiler ve “Are You Still Alive”ı filografi tekniğiyle yapmak orada çıktı ortaya ve “Hala Hayattayım” “Hala Hayatta mısınız”a  dönüştü bu soruyu içerden dışarı sormak.       

Işık, Diyarbakır özelinde bölgenin içinden geçtiği sürecin eserlerine nasıl yansıdığını ise şöyle açıklıyor:

Sergiyi düşünürken hep bir albüm hazırlar gibi düşündüm, Pink Floyd’un Dark Side Of The Moon’u gibi. Spesifik bir süreç anlatan ama aynı zamanda Uganda’da yaşanan bir sürece de referans olabilen yani her yerde her zaman gösterebileceğim işler, birbirinden bağımsız ama aynı zamanda ilişkili işler ve bu işlerin bir şekilde birbiriyle konuşması. Bu konuşma bir ritm üzerinden gerçekleşti çoğu zaman.

Dream işindeki duyamadığımız kalp atışı, Press’teki kalemlerin açılıp kapanma sesleri, Kusursuz Aşıklar’daki saatin sesi ve 103’ten gelen aralıklı top sesi aslında bir nevi orkestraya dönüştü ve serginin atar damarı olan, her biri 4 dakika 33 saniyelik süreleriyle üç video (Dream, Press ve We Are Almost There) John Cage’in meşhur 4’33 eserinden referans alarak sessizliğin sesinin de eklenmesiyle sergi, Işın Önol’un şefliğiyle bir senfoniye dönüştü diyebilirim.

berat ışık

Sergiyi, serginin küratörü Işın Önol ile konuşmaya başladıkları dönemde ‘sergiyi konuşamadıklarının’ altını çizen Işık, şöyle devam ediyor:

Memleketin gündemi o kadar hızla değişiyor o kadar akıl almaz olaylar oluyordu ki bunları konuşmaktan sergiyi bir türlü konuşamıyorduk. Bu konuşmalar e-mail üzerinden gerçekleşiyordu ve birimiz içerde birimiz dışarıda (Işın yurtdışında yaşıyor) olan biteni anlamaya çalışıyorduk ve şöyle bir karara vardık; eğer yapabilirsek bu yazışmaları sergi bitmeden küçük bir kitaba dönüştürüp sergi katalogu yerine insanlara dağıtmak, böylece toplumsal olayların işlerin şekillenişini nasıl etkilediğini görmek göstermek istiyoruz.

Işık’ın “Rüya”, “Baskı” ve “Neredeyse Vardık” başlıklı videoları sözcükleri adeta yok ediyor, soyut kelimeler üretiyor.

Sanatçının “Neredeyse Vardık” adlı çalışması bir seyahati sırasında Baltık Denizi’ni geçerken kaydettiği görüntüden oluşuyor. Görüntüye Kürt yazar Mehmed Uzun tarafından kaleme alınan “Destana Egideki” adlı şiirin Kürt müzisyen Ciwan Haco tarafından seslendirilen bir bölümü eşlik ediyor. Işık, bu işinde, şiirin sözleri ve müziklerinin deforme edilmiş olmasını ise şöyle anlatıyor:

Aslında dinlediğimiz şey Destana Egideki’nin 14. bölümü ama ben bunu söylemediğim zaman izleyicinin neyi dinlediğini anlaması neredeyse imkansız çünkü ne sözler ne müzik hiçbir şey anlaşılmıyor. Bir sayıklama gibi, uyanamadığın bir kabusun son sahneleri gibi… Ama videodaki görüntü gibi bir türlü  bitmiyor.

Neredeyse Vardık; Mehmed Uzun’un Diyarbakır’da DGM’de yargılanırken askeri savcının kendisine ısrarla Kürtçe diye bir dilin olmadığı ısrarı sonucu, aslında Mehmed Uzun gibi dünya çapında bir yazarın yazarlık serüveninin başlamasını sağlayan fitili ateşleyen sözlerle ilişkili olmanın yanı sıra çok yol kat etmiş gibi görünsek de ne yazık ki nasıl da tepe takla bulunduğumuz noktaya hatta daha gerisine düştüğümüzü anlatıyor.