Ana SayfaGüncelKelebeğin ‘siyah çocuğu’ dolaşıyor hala tüm dünyayı

Kelebeğin ‘siyah çocuğu’ dolaşıyor hala tüm dünyayı

HABER MERKEZİ – Mandela 1994’te kürsüde sesleniyordu, “O çocuk ölmedi, yaşıyor hala, devleşti çocuk geziyor bütün dünyayı, izinsiz, belgesiz…” Bu şiir siyah bir çocuğun zorba bir rejim tarafından öldürülüşüne tanıklığı anlatıyordu ve Güney Afrikalı şair Ingrid Jonker tarafından yazılmıştı. Ingrid, kısa yaşadı ama cinsine ve ülkesine biçilen iktidar elbisesine giymeyi külliyen reddi içeren dizeleri ile tıpkı yazdığı çocuk gibi tüm dünyayı geziyor hala.

Şiir ve kadın.Bu iki sözcük yan yana geldiğinde kadının yaşamda nasıl nesneleştirildiğinin en yalın halini görmek mümkün. Çünkü ünlü ünlü erkek şairlerin dizelerinde görürüz ki ‘şiir kadınlar için yazılır’ ve kadının tarihin başında kaybettiği öznelik halinin nesneleşmiş yansıması dizelerle pekiştirilir. Oysa görünmez olana özneyi yerli yerine oturtarak baktığımızda tarihin başından itibaren ‘demlenmiş duygunun yansıması’ olan şiirin kadın dilinden aşkı, doğayı, sevgiyi, acıyı, kahramanlığı anlattığına tanık oluruz.

840_ingrid_jonker

Her coğrafyada kadınların sesine ve sözüne kulak vererek ilerlediğimiz yolculuğumuzda 20 yüzyılın ilk çeyreğinde Güney Afrikalı bir kadın şair Ingrid Jonker’e anlatmadan geçmek olmaz. Aynı çağda yaşadığı ve yaşamları ve ölümleri benzediği halde herkes onu ‘Güney Afrika’nın Sylvia Palth’ı olarak anar. Bu batı merkezli düşüncenin beynimizdeki tezahürüdür ki kıyas değil tamamlanmayı hak eden bir sohbette yan yana gelmeleri daha doğru anlam ifade eder.

“Ben sizden değil öteki olanlardan yanayım” diye Apartheid rejimin sansür kurulu başkanı olan babasına meydan okuyan Ingrid, 19 Eylül 1933’te Northern Cape yakınlarında bir çiftlikte beyaz Afrikalı bir baba ile melez bir anneden dünyaya geldi. İsyankar ruhu ile rejimin iktidar bekçiliğine soyunun babasına karşı çıkan annesi doğumundan kısa bir süre sonra Ingrid ve iki yaş büyük ablasını alarak, bir kıyı kabasına yerleşti, bir süre sonra ise intihar etti.
Ingrid 11 yaşına kadar anneannesi ile birlikte yaşadı. Anneannesi öldükten sonra ise Ingrid’in tabiri ile babası yoksul ve melez çocuklarını biraz utançla da olsa yanına aldı. Yine kendi anlatımı ile “Soğuk, kibirli, sevgisiz’ babası ile ilişkisi Ingrid’in yaşamı boyunca peşini bırakmadı ve hep sorunlu çatışmalı bir ilişkileri oldu.

Yatılı okula gönderilen Ingrid ilk şiirlerini 16 yaşında yazmaya başladı ve yazdıklarını paylaştığı öğretmenleri ise “Bu duygular için erken” diyerek şaşkınlıklarını gizleyemedi.

İlk şiir kitabını 24 yaşındayken yayınladı ve büyük yankı uyandıran kitap ile ülkesinde edebiyat çevresinde tanınan bir sima haline geldi. Onun içinde yaşadığı deprem ise bambaşkaydı. Ülkesinin çalkantılarından yoğunca etkilenen ve rejime karşı şiirleriyle eleştiriler yönelten Ingrid için babasının başka planları vardı.

‘Sansür kurulu başkanı’ baba Abraham Jonker, kızını şiirlerinde dolayı hapsetmektense onu bir süre akıl hastanesi kapattı. Yaşadığı dünya karşısında, dizeleriyle meydan okuyan Ingrid, birçok şairden farklı olarak pastoral diye adlandırılan bu dizelere doğanın elemanları vasıtasıyla getirdiği canlılıkla soluklanmak, hayat bulmak istedi. Şiirine hiçbir şeyi kelime karşılığı sırf şiir olsun diye almadı, kendisi için aldı.

Kimilerine göre bu ‘bencillik’ olarak yorumlansa da aslında bir kadın şairin hemcinslerini nesneleştiren erkek şairlere karşı başkaldırısı ve kendini özneleştirme çabasıydı.

Politik görüşleri ve aşka biçtiği anlamlara verilen cevaplar karşısındaki çalkantıları ile dizelerinin her satırında tutku ve isyan akan Ingrid’in tün dünyada ırkçılığa karşı okunan “Nyanga’da Askerlerin Vurduğu Çocuk” adlı şiirinde içeren ‘Duman ve Hardal’ kitabı 1963’te yayınladığında ülkesindeki beyazlar için ‘utanç’ dünya için ise umudun adı oldu.

Bir çok edebiyat çevresinde coşkuyla karşılanan Ingrid ödüller aldı ve kazandığı para ile Avrupa’ya gitti. Ülkeleri bir turist gibi gezdi ‘burası benim vatanım değil’ diyerek ülkesine geri döndü. Bir süre Cape Town’da yaşadı, 19 Temmuz 1965 yılında bir gece vakti tüm sevdikleriyle vedalaştıktan sonra okyanusun derin sularına kendini bırakarak yaşamına son verdi.

ingrid-jonker-smile
‘Delirmemek ve hayatta kalabilmek için yazıyorum’ sözleriyle yazıyla bağını özetleyen Ingrid çeşitli kısa hikaye ve oyunlar yazsa da dizelerden aldığı ve yaşama sunduğu ilham ile tüm dünyada tanındı.

20. yüzyılın ortasında coğrafyasının çalkantılarını beyninde ve ruhunda yaşayan Ingrid’in ülkesinde 1994 yılında Apartheid rejimi yıkılıp özgür seçimlerle ilk siyah devlet başkanı olarak Nelson Mandela seçildiğinde kürsüden onun dizeleri yankılanıyordu.

Siyahlar için çizilen sınırların dışına çıktığı için pasaport noktasında babasının kucağında Nyanga’da vurulan çocuğu Mandela kürsüden yeni Güney Afrika’nın belleği olarak okudu:

“Nyanga’da Askerlerin
Vurduğu Çocuk
Çocuk ölmedi
kaldırıyor yumruklarını annesiyle
birlikte
haykırıyor annesi: Afrika! haykırıyor
soluğunu
özgürlüğün, haykırıyor bozkırları
kuşatılmış yüreklerin yerleştiği yerlerde

Çocuk, gizemli gölgesidir askerlerin
tüfekli, sopalı Sarakenlerin
nöbetlerinde
buradadır çocuk, toplantılarda, yasa
önerilerinde
bakıyor camlardan içeri, bakıyor
annelerin yüreklerine
her yerde bu çocuk, Nyanga güneşinde
oynamak isteyen
büyüdü adam oldu, yürüyor boydan
boya Afrika’yı
devleşti çocuk geziyor bütün dünyayı
İzinsiz, belgesiz…

Ingrid’in şiirleri bir çok dile çevrildi, şarkı sözlerine dönüştürüldü, hayatını anlatan tiyatro ve belgeseller yapıldı. 2011’de Hollandalı yönetmen Paula Van Der Oest tarafından ‘Siyah Kelebekler’ adıyla yaşamı beyaz perdeye aktarıldı. “Ben hep ötekilerin yanındayım” diyen Ingrid’in ‘siyah çocuğu’ hala tüm dünyada pasaportsuz, izinsiz ve belgesiz ütopyası ile dolaşıyor.