Ana SayfaÇeviriErmeni bir ailenin Urfa’dan Brezilya’ya uzanan hikayesi

Ermeni bir ailenin Urfa’dan Brezilya’ya uzanan hikayesi

HABER MERKEZİ – 1915’te Urfa’dan Halep’e oradan da São Paulo’ya dek uzanan Ermeni bir ailenin hikayesi.


100 Yaşam Projesiauroraprize

Gariné ve Norair Chahinian ile görüşmeyi yapan: Eugenia Akopian

Çeviri: Lokman Sazan


Bazı sesler susturulamaz ve yollanmak istenen bazı mesajlar yıllar da geçse adreslerine ulaşır.

Genç Ermeni asıllı Brezilyalı mimar ve fotoğrafçı Norair Chahinian’ın, vatanı Urfa’ya seyahat ettiğinde atadan kalma evde yaklaşık 100 yüzyıldır bekleyen mesajı bulmasıyla tam da bu oldu.

Norair, São Paulo’da doğdu. 2012 yılında köklerini araştırmak için dedesinin köyü olan Urfa’ya doğru yolculuğa çıktı.

Önceden büyük-büyük dedesi Harutyun’a ait olan bu ev şimdi Cevahir Otel adında bir butik otel. Norair ‘içinde Ermenice not yazılmış oda’da kalmak istedi. Odaya girdiğinde duvara oyulmuş aşağıdaki mesajı gördü:

1922’de Nişan efendinin evine ulaştım. Burada 25 gün kaldım. Şimdi ise Halep’e taşınıyorum. Hoşçakalın dostlarım.Bu mesajı Bedros’tan okuyanlar beni hatırlasın.

İmza: Der…ian

Norair’ın dedesinin Urfa’daki evinde gördüğü mesaj

Bu bina yüzyıl önce Der Bedrossian ailesine aitti. Kevork, Yeghisapet ve 8 çocuklarıyla birlikte; terzi ve tüccar bir aile olan Nişan, Aghajan, Krikor, Vartuhi, Hagop, Kayané, Bedros ve Harutyun. Bölgedeki şehirlerde sahip olduğu birkaç dükkânda toptan kumaş ve ipek toptancılığı yapıyorlardı.

Ailenin aynı zamanda Urfa’nın kuzeybatısındaki koyun yetiştirmek, ekin yetiştirmek için köylü istihdam ettikleri Golenje adında bir köyün yakınlarında üzüm bağları vardı. Aile iki katlı evde yaşıyor ve yerel kiliseye sıklıkla bağış yapıyordu.

1914’te Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla Türklerle Almanların müttefikliği orduya “asker alma”nın başlangıcı oldu. Genç erkekler zorla orduya alındı, 45 yaşın üzerindeki erkekler ise silahsız bir şekilde Urfa’ya iki saat uzaklıkta Karaköprü’ye gönderildi. 45 Osmanlı altını ödeyebilenler ise serbest bırakılacaktı: Harutyun ve Bedros bu miktarı ödeyerek Urfa şehrinde kalabildi.

Devlet yetkilileri aynı zamanda köyde öncü kalmadığından emin olmak için aralarında Bedros ve Harutyan’ın kardeşi olan Aghajan’la birlikte 18 aydını yakaladı. Çok geçmeden 18’i birden vahşice öldürüldü.

Soykırım politikası uygulamaya geçtiğinde aile kendi arasında bir anlaşma yaptı: Eğer yolları ayrılmak zorunda kalırsa, eve geri dönme şansı olan ikinci katta bulunan küçük odadaki duvara mesaj bırakacaktı. Nitekim Harutyun 1922’de sözlerini o duvara yazdı ve mesaj yaklaşık yüzyıl sonra torunu tarafından bulundu.

Şiddet Urfa’yı harabeye çevirirken, Harutyun köye yakın bir yerde kaldı. 200 çuval buğday toplayarak Halep’e satmaya gidecekti fakat tren arızasından dolayı gidemedi. Urfa’da yaşanan zulmü duyunca Kürt komşusu Hüseyin Paşa’dan onu saklaması ve Halep’e ulaşması için yardım istedi. Hüseyin Harutyun’un buğdayları kendisine vermesi karşılığında onu Halep’e yollamayı önerdi.

Hikâyemiz, birçokları gibi hayatta kalmamızı mümkün kılan bir kişi sayesinde sona erdi. Yaşadıklarımız, dürüst ve iyi bir ruha sahip olan Hüseyin Paşa’nın yardımıyla gelecek nesillere taşınabildi! “Teşekkür etmek belki yeterli görünmeyebilir fakat 100 yıl sonra gönlümüzün derinliklerinden gelen bir teşekkür” diyor Gariné Chahinian, Norair’in kızkardeşi ve Harutyun’un torunu.

Bedros, Urfa’da 1903’ten beri Alman misyonu Johannes Leipsius’un parçası olan Alman yetimhanesinin sorumlusu Danimarkalı misyoner Karen Jeppe ile tanıştı. Bedros daha önce Jeppe’nin yönettiği kurumlara bağış veriyordu. Saldırılar sırasında Jeppe birçok Ermeni’yle birlikte Bedros’u da evinde sakladı. Jeppe ve diğer bağlantıları sayesinde Bedros Suriye’ye kaçmayı başardı. Sonrasında, Harutyun ve nişanlısı Eliza da oraya ulaşabildi. Alman yetimhanesi müdürü Jacob Kuntzler sayesinde Noyemzar ve Bedros’un nişanlısı da Halep’e ulaştı.

Harutyun ve Elisa (ortada oturanlar). Yervant (solda ayakta duran). Ve soykırımdan dolayı yetim kalan akrabalarının çocukları.

Yeni bir başlangıç

Birinci Dünya Savaşı sonrasında Der Bedrosyan ailesinin 8 kardeşinden  yalnızca iki kişi hayatta kaldı: Bedros ve Harutyun.

Urfa İngilizlerin egemenliği altına girdiğinde katliam durdu. Birçok ev yağmalanıp moloz haline dönse de Bedros ve karısıyla birlikte birçok Ermeni Urfa’ya geri döndü. Harutyun ise işleri ve yakınları orda olduğu için Halep’te kaldı.

Fakat barış uzun sürmedi. Yeni bir katliamlar vardı ve birçok Ermeni öldürüldü. Bu nedenle, Şubat 1923’te Bedros ve Noyemzar bir kez daha Halep’e kaçtı.  Ve bir daha hiçbiri Urfa’ya geri dönmedi.

Der Bedrosyan ailesi Halep’teki cemaat yaşamında çok aktiflerdi. Harutyun ve Elisa kilise aktivitelerinin bir parçası olmuşlar ve AGBU’ya (Ermeni Yardımseverler Derneği) üye olmuşlardı. Bedros ve Noyezmar Halep’te ‘Urfa’nın Kızları Derneği’ni kurdu ve AGBU, Ermeni Yardımlaşma Derneği gibi birçok farklı organizasyonlara katılarak çalışma yürüttü.

Çiftin 5 kız çocuğu oldu. 3’ü Philadelphia’ya (ABD), diğer ikisi de Lübnan’a yerleşti fakat Lübnan’dakiler de Aralık 1972’te ABD’ye taşındı.

Avedis ve Anatit’in evi. Harutyun ve Elisa sağda oturuyor. (1958)

Harutyun ve Elisa’nın kızlarından Anahit, sanat öğrencisi olan Avedis Chahinian’la evlendi. Avedis, Halep’te fotoğraf sanatçısıydı. Üç çocukları oldu.

Harutyun 68 yaşında kalp krizinden hayatını kaybedene kadar ömrünün kalanını torunlarıyla birlikte geçirdi.

Avedis Chahinian’ın ise iki kız kardeşi vardı: ABD’de yaşayan Vartanuş ve Brezilya’da yaşayan Hatoun. Avedis 1963’te nerde yaşadıklarına bakmaksızın birisinin yanında yaşamak istedi ve ikisine de aynı anda mektup yolladı. Ve hayatının geri kalanını geçireceği São Paulo’dan Hatoun, mektuba ilk cevabı veren kişiydi.

Chahinian ailesi Brezilyada kitapçı dükkânı açtı. Avedis São Paulo’daki AGBU’nun kurucu heyettinde bulundu. Avedis’in çocukları aynı zamanda yerel kilise aktiviteleriyle ve toplumsal bağlardan uzak kalmadı. AGBU Ermeni kültürünü tanıtmaya devam etmek için bir okul açtı ve Avedis’in oğlu Hrair kurucu heyette yer aldı. Orda Der Harourounyan ailesinden Liliana ile tanıştı ve sonrasında Noriar ve Gariné adında iki çocuğu oldu.

Gariné, şöyle diyor:

Diasporadaki Ermenilerin çoğu gibi benim ailem de yeni ülkeye köklerini unutmadan adapte oldu. São Paulo büyümek için çok muhteşem bir kent. Kozmopolit ve kültürel önyargıları yok; Ermeni cemaatinin yerleşmesine ve kendini ifade etmesine olanak sağladı.