Ana SayfaGüncelİnsanbiçimci hurafeden uzak, hayvana yakın

İnsanbiçimci hurafeden uzak, hayvana yakın

Doğa mekânı bir mizansen mekânı değildir. Neden? Nedeni yoktur. Çiçek, çiçek olduğunu bilmez.

Ölen, ölümü bilmez.[1]

Bekir AVCI

Sadık Arı’nın tablolarının dönüm noktasını ekseriyetle bir labirenti andıran desenleri oluşturur. Bu desenler sonsuzdur çünkü Arı’nın labirenti girişsiz ve çıkışsızdır. Öyle ki o da bu dolambacın ortasında gibidir ve buradan resmeder. Örneğin ağaçları buruşuktur. Tablolarında canlıları saran bir tedirginlik ve korku vardır. Gerilim ise Arı’nın temel motivasyonudur.

Arı, soluk yaşamımızı ya da soluklaştırdığımız bu yaşamı yüzümüze vurur. Fakat bunu yaparken insan figüründen olabildiğince uzak durur. Bitkiler, hayvanlar, kimi zaman da bakterilerdir desenlerinde gezinen, beliren ve bize bakan. Ancak onların bakışı ya da duruşu bir portredekinden farklıdır. Yaralı, eti parçalanmış ya da korkudan bir yere tünemiş canlının bakışı veya buruşan bitkilerin duruşunda bir doğrudanlık yoktur. Aslında gerginlik tam da burada vuku bulur: Arı, bizleri insansı bakıştan uzaklaştırır ve hayvana ya da doğaya yaklaştırır.

Doğayla kurulan karşıtlık ilişkisi kendini belki de en iyi biçimiyle insan-hayvan ikiliğinde gösterir. Arı da dikkatimizi buraya çeker.

Bu düalizmde insan, hayvan karşısında kayıtsız ve mutlak özne olarak konumlandırır kendini. Bu konumu aracılığıyla da hayvan dünyasına insana dair yakıştırmalar yapar. Oysa Georges Bataille’in dikkati çektiği üzere “hayvan dünyasında efendiliğin izi yoktur; onun, üzerinde hâkimiyet kurduğu hiçbir şey, birini bağımsız ötekini bağımlı kılan hiçbir şey yoktur” ya da “aslan, hayvanlar âleminin kralı filan değildir; bu, insanbiçimci bir hurafeden ibarettir.”[2]

Sadık Arı’nın ilk kişisel sergisi olan “İntaniye”nin karşımıza koyduğu tablo da budur: Doğayı görünür kılmak. Ancak o bunu “dünyaya şekil veren insan” üzerinden değil “dünyadan yoksun”[3] olan hayvan aracılığıyla yapar ve doğa anlatısını da bunun üzerinden oluşturur.

İntaniye

Arı’nın sergisinin ismini aldığı İntaniye’nin sözlük anlamı “mikropla bulaşan hastalık” demek. Çalışmalarında sulu boya, mürekkep gibi materyalleri kullanan Arı’nın bu sergisi son üç yıllık işlerinden oluşuyor.

İntaniye’de bir gerilimi yansıtmak, kurmak ya da temsil etmek amacı taşımayan Arı, ‘görüneni vermek değil, görünür kılmak’[4] niyetindedir. Görmediğimizi, belki anlamadığımız ve hissetmediğimizi görünür kılmaya çalışmaktadır. Bu sergi, sanatçının detaycı bakışının da iyi bir temsilidir. Ancak Arı’nın detaycılığı sadece dikkati gözden kaçana çekmek ya da onu merceğe almak üzerine kurulu değildir. Aslında Arı, az önce de belirtildiği üzere, zaten açıkça görünen ya da bilinen bir vahşeti ve talanı sergilemekten ziyade onu görünür kılmaya çabalıyor, kabaca bir ‘doğa temsili’ sunmuyor.

İntaniye’de yüzünü doğaya dönen sanatçı, insani çoğalma ve yayılmacılığın açtığı talanı teşhir ediyor. Yayılarak kendi türünü egemen kılan insansı vahşetin doğadaki karşılığına bakıyor. Bunu yaparken de doğanın insanla aynı ereklilikte işlemediği gerçekliğinin altını çiziyor.

Arı, seyircinin gözünü diktiği labirentinin ortasına şu soruyu da bırakıyor: ‘Dünyadan yoksun’ olan hayvan ile ‘dünyaya biçim veren insan’ın farklı ereklilikte olan işleyişleri arasında nasıl bir koşutluk var?

intaniye


Sadık Arı’nın “İntaniye” isimli sergisi 17 Aralık’a kadar artnivo.com project space‘te ziyaret edilebilir.


[1] Lefebvre, Henri. Mekânın Üretimi. Çev Işık Ergüden. Sel Yayıncılık. İstanbul: 2014. s. 97

[2] Bataille, Georges. Muamma.  Çev. Elçin Gen. e-Skop. Bkz. http://www.e-skop.com/skopbulten/pasajlar-muamma/1315 [Erişim Tarihi: 13.11.2016]

[3] Martin Heidegger, hayvanın kendi çevresi ve insanın kendi dünyasıyla ilişkisi konusunda bunu söyler. Ona göre hayvan “dünyadan yoksundur”. Hayvan kendi uyaran çemberinin içinde kapalı durumdadır. Bkz. Agamben, Giorgio. Açıklık: Hayvan ve İnsan. Çev. Meryem M. Çilingiroğlu. YKY. İstanbul: 2012

[4] Gilles Deleuze, ‘Duyumsamanın Mantığı’nda Paul Klee’nin “görüneni vermek değil, görünür kılmak” formülünü hatırlatır. Ona göre resmin görevi, görünür olmayan kuvvetleri görünür kılma denemesidir. Aynı müzik gibi. Çünkü müzik de duyulur olmayan kuvvetleri duyulur kılmaya çalışır. Bkz: Deleuze, Gilles. “Francis Bacon – Duyumsamanın Mantığı”. Çev. Can Batukan, Ece Erbay. Norgunk Yayıncılık. İstanbul: 2009. s.58


* Bu yazı Istanbul Art News‘in Aralık sayısında yayınlanmıştır.

Previous post
Kayapınar, Yenişehir ve Çukurca belediyelerine kayyum atandı
Next post
Osmaniye'de 'kuantumik' bir hadise: Yanlış afiş fotoğrafıyla linç kampanyası