Ana SayfaYazarlarAbdulmelik Ş. BekirMoskova’da ‘iki çeyreklik’ Suriye zirvesi ve Kürtler – ANALİZ

Moskova’da ‘iki çeyreklik’ Suriye zirvesi ve Kürtler – ANALİZ

HABER MERKEZİ – Moskova’daki üçlü toplantıda tarafların pozisyonlarına baktığımızda bunu ‘üçlü zirve’den ziyade ‘iki çeyreklik bir zirve’ olarak değerlendirmek hakikate daha yakın bir tanım olacak. Bu toplantıdaki bildirgenin totalde en net sonucu ise Rusya ve İran’ın kendi politikalarını Türkiye’ye teyit ve kabul ettirmiş olmasıdır . Yine Türkiye’nin Suriye bağlamında Ortadoğu’daki iddialarından vazgeçişinin deklere edilmiş olmasını da buna eklemek gerekir.


ABDULMELİK Ş. BEKİR


Rusya-İran ve Türkiye, altıncı yılına giren Suriye iç savaşına çözüm bulmak için Moskova’da üçlü bir zirve gerçekleştirdi. Ancak zirveye katılan tarafların pozisyonlarına baktığımızda bunu ‘üçlü zirve’den ziyade ‘iki çeyreklik bir zirve’ olarak değerlendirmek hakikate daya yakın bir tanım olacağı kanaatindeyim.

Neden? Diplomasi en klasik deyimle eldeki kozların isteklere tahvili ise ülkelerin istek ve kozlarına bakıldığında durum anlaşılacaktır.

Rusya’nın özgüveni

Öncelikle bu zirveye nasıl gelindiğine ve tarafların pozisyonlarına diplomasi gücü bağlamında bakmakta fayda var.

Zirve, Rusya’nın Ortadoğu coğrafyasında tüm ağırlığıyla geri döndüğü, çıkarlarını korumak için Suriye’ye ileri düzeyde bir askeri konumlanma gerçekleştirdiği ve ortaklarıyla amaçsal  olarak ne istediği, yöntemsel olarak da bunu nasıl yapacağını bilen bir stratejiyle katıldı.

Uyguladığı strateji ile 5 yılın sonunda karşıt kampın en radikal ve aktif üyesi olan Türkiye’yi politikasına çekmeyi başarmış, bunun ürünü olarak da cihatçıların Halep’ten çekilmesiyle almanın özgüveniyle masaya oturdu.

Buna son dakika gelişmesi olarak Karlov suikastı ile Türkiye karşısında elde ettiği kozu da eklemek gerekir.

İran’ın masadaki konumu

Zirvenin diğer bir katılımcısı İran ise Irak, Suriye, Lübnan, Yemen başta olmak üzere “Şii hilâli” olarak ifade edilen alanda müttefiklerini koruma ve gücünü daha da konsolide etmek üzerinden müdahil olan bir devlet.

İran da Rusya ile birlikte amaç ve yöntemleri net olan, bu bağlamda gelinen aşamada birçok cephede savaşın gidişatını hem askeri hem de diplomatik olarak lehine çeviren bir taraf olarak zirveye katıldı. Üstelik zirvede çıkması umulan sonuca yakın öneri ve taleplerini daha önce Türkiye ile paylaşmanın rahatlığıyla.

Türkiye’nin ‘ağır borç yükü’ ile oturduğu masa

Son katılımcı olarak Türkiye’nin pozisyonuna baktığımızda ise diğer iki tarafın pozisyonuna neredeyse zıt durumdadır.

Suriye iç savaşı başında umduğu ve stratejisini dayandırdığı tüm iddialarından vazgeçmiş olarak masaya oturan bir taraf oldu Türkiye.

‘Stratejik derinlik’ olarak ifade edilen ve amaçsal olarak Neo Osmancılık hülyasıyla Ortadoğu’nun hakimi ve küresel güç olmak iddiasıyla çıkılan yoldan beş yılın sonunda bu iddiadan tamamıyla vazgeçmiş bir güç olarak zirvede yer aldı Türkiye. Dolayısıyla amaçsal olarak hikayesi dağılmış, desteklediği ve nüfuz ettiği grupların yenildiği bir dezavantajla söz söyledi. Buna ek olarak da Rusya’ya karşı uçak ve katledilen Karlov’un omuzlarına yüklediği ağır borç yükü ile oturdu o masaya. Son olarak da Fırat Kalkanı operasyonun yapılmasına verilen iznin yarattığı mahcubiyet de cabası.

‘Çeyrek’ taraf: Türkiye

Bu tabloya bakıldığında Türkiye’nin neden bir taraf değil de ‘çeyrek’ taraf olarak masada yer aldığının cevabı anlaşılıyor sanırım. Peki, Türkiye’nin Rusya ve İran tarafından bu hatta çekilmesinin sonuçları nelerdir?

Bu alışverişin Rusya ve İran açısından getirisi büyük. Her şeyden önce özelde Suriye, genelde Ortadoğu politikalarında büyük avantaj elde ettiler. Bu avantajın en önemlisi ise Irak ve Suriye’deki iç savaşta önemli rolü olan ve karşıt kampın en aktif üyesini taraflarına çekmiş olarak, karşı tarafta ciddi bir çatlak yaratmış oldular. İkincisi ve belki de en önemlisi Türkiye-NATO bağlamında iki taraf açısından da ciddi bir güvensizlik yaratıldı. Bu güvensizlik belki uzun vadede Türkiye’yi NATO’dan koparmaz ama şimdilik Rusya ve İran politikalarının Ortadoğu’da istenilen istikamette yürümesini de epey kolaylaştırıyor. Özcesi Rusya ve İran, karşı blokta oluşan çatlaktan sızan avantajları keyfini çıkara çıkara değerlendiriyor.

En net sonuç: İran ve Rusya’nın Türkiye’ye kabul ettirdiği politikaları

Bu avantaja rağmen çıkan sonuç bildirgesine bakıldığında Rusya ve İran temkini de elden bırakmıyor. Bildirgede her şeyden önce karşı tarafın katılımına ve müzakereye açık bir dile dikkat edilmiş. Her ne kadar Türkiye’de ABD ve Batı dışında bir çözüm olarak yansıtılsa da, belgede Batı dışında bir çözüm düşünülmediği hatta katılımına çağrı yapıldığı da nettir.

Elde ettikleri avantajın her şey olmadığı, karşı tarafın katılımının olmadan ve sahanın gerçeklerinin göz önünde bulundurulmadan sonuca gidilmeyeceği gerçeğinin de sonuç bildirgesindeki temkinlilik öneri ve dilden çıkarılabilir.

Bildirgenin totalde en net sonucu ise Rusya ve İran bu zirve ile politikalarını Türkiye’ye teyit ve kabul ettirmiş olmasıdır . Yine Türkiye’nin Suriye bağlamında Ortadoğu’daki iddialarından vazgeçişinin deklere edilmiş olmasını da eklemek gerekir. Tabiri caiz ise iki müttefik, bu zirve ile Türkiye’yi adeta sağarken, ABD ve müttefiklerine de ciddi bir çalım atmış oldu.

Peki durum buyken Türkiye’nin bu zirveye katılımdaki amacı ve kazancı ne oldu?

Tam da burada Kürt meselesine geliyor. Türkiye’nin genelde dış politikası özelde de Irak ve Suriye politikalarında Kürt meselesi temel belirleyen oldu. Sonuç bildirgesinde, özellikle toprak bütünlüğüne vurgu yapılması, İran’ın zaten istediği ama Türkiye için daha hassas bir husus. Bir yandan Ortadoğu’da oyun kurucu olmaya soyunmak diğer yandan Kürtleri bunun dışında tutma ve herhangi bir hak ve statü engellemeye odaklı stratejisi Türkiye’nin en büyük handikabı olmaktadır.

Kürt karşıtlığı: Dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olma

Suriye iç savaşının başından beri Kürt karşıtlığı üzerine kurulan politika, gelinen noktada Türkiye’yi Dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olma sonucuyla karşı karşıya bıraktı.

Uzun süre ABD ve Batı ülkelerine “Ya ben ya Kürtler” tercihini dayatan Türkiye istediğini almayınca Rusya’ya yöneldi. Rusya ile geliştirilen ilişkilerin özü de ABD ve Batılı ülkelere “Ya ben ya Kürtler” dayatmasının başka bir yoludur. Türkiye bu yolla, ABD ve Batı ülkelerine “Kürtlere karşı bana destek vermezseniz, rakibinizle iş tutar, Ortadoğu politikalarınızı zorlarım” demek istiyor.

Eksen kayması

Türkiye’nin son dönemlerde kaymış olduğu eksen ABD ve Batı ülkelerini hem kaygılandırıyor hem de mülteciler meselesi başta olmak üzere, Ortadoğu nüfuzu açısından zorluyor. ABD ve müttefiklerinin Türkiye’nin bu dayatmasına ne kadar geleceği ve gelirse “Ya ben ya Kürtler” denkleminde kimi tercih edeceği ise belirsizliğini koruyor.

ABD ve Batı ülkelerinin tercihi Türkiye’nin Ortadoğu politikasında Kürtlerle ortaklaşmasıdır. Bu bağlamda ya Türkiye ya da ABD ve bağlaşıkları bir tercih yapmak zorundadır. ABD ile Kürtlerin tarihsel ilişkileri biliniyor. Çok stratejik ve sicili temiz bir ilişki yok. Kürtleri zaman zaman destekleyip sonra ortada bırakan birçok pratiği de bulunmaktadır. Dolayısıyla Ortadoğu çıkarları açısından Türkiye’yi tercih edebilir. Son yıllarda Ortadoğu politikasını en iyi okuyan Kürt siyasi liderliği de bunun farkındadır. Bu durumda zaten ilişkide olduğu Rusya ve İran ile ilişkileri daha da geliştirebilir.

Dolayısıyla Türkiye’nin ABD ve bağlaşıklarına dayattığı tercih her halükarda kaybettiriyor. Her halükarda ABD Türkiye’yi tercih etmese de Türkiye’yi kaybetmeyi göze alması mümkün değil. Onun için Türkiye’nin Kürtlerle ortaklaşmasını sonuna kadar telkin etmeyi sürdürecektir.

Buna paralel olarak Türkiye’nin Rusya ile yakınlaşmasına paralel olarak Kürtleri desteklemeye devam etmek, Suriye ve Irak’taki Sünni kesimlerle ilişkisini sınırlandırmak ve buradaki Sünnileri Ürdün üzerinden konsolide etme yoluna gidebilir.

ABD ve Batı ülkelerinin elinde ayrıca Türkiye’ye karşı kullanabilecekleri kozlar mevcut. Türkiye’nin ekonomik ve savunma sanayi olarak ABD ve Batı ülkelerine bağlılığı biliniyor.

Kürtler yakın takipte

Bu minvalde önümüzdeki dönemde Rusya, İran ve Türkiye’nin ortak izleyeceği politikalar ve yapacakları hamleler Kürtler tarafından yakından izlenecektir.

Rusya, Türkiye’nin bir NATO üyesi olduğu gerçeğine binaen Kürtlerle ilişkilerini kolay kolay koparmaz. Kürt politikasının değişimi Türkiye’nin NATO ile ilişkilerine ters orantılı olacaktır. Ancak İran ve Türkiye’nin Kürt karşıtlığında daha fazla ortaklaşmaları beklenebilir.

Buna karşı Rojava’da Kürtlerin pozisyonu giderek güçleniyor. Özellikle Türkiye’nin Rusya ve İran lehine bu denklemden çıkması Kürtlere büyük bir avantaj sağlıyor. Burada kurulan sistemin tüm etnisite, din, mezhep, kültür ve farklılıkları kapsaması, bunun siyasal ve askeri yapısı olarak MSD ve SDF’nin benimsenmesi, Suriye’de çok bilinmeyenli denklemi de aslında iki bilinene düşürdü.

Türkiye, Kürtlere statü tanınmaması karşılığında Rusya’ya verdiği söz gereği önümüzdeki dönemde İdlib, Azez ve Cerablus’u da Esad rejimine teslim edecektir. Bu durumda sahada Esad rejimi ve SDF kalacaktır. Suriye’nin geleceği de bu güçlerin müzakere ve katılımıyla şekillenecektir.

Aklın yolu: Kürtlerle ortaklaşmak

Bu şartlarda Türkiye’nin, Suriye’de geriye kalan iki güçten biri olan Kürtleri engelleme imkanı dün ve bugünden daha azdır.

Aklın yolu ise Türkiye’nin bir an önce Kürtlerle ortaklaşarak Ortadoğu politikasını yeniden inşa etmesi. Bu durumda dışında kaldığı denkleme tekrar güçlü bir şekilde girmesi mümkündür.