Ana SayfaGüncelBir mutfaktan fazlası: Kadın Kadına Mülteci Mutfağı’ndaki kavanozlar umut dolu

Bir mutfaktan fazlası: Kadın Kadına Mülteci Mutfağı’ndaki kavanozlar umut dolu

HABER MERKEZİ – Okmeydanı’nın insanın umutsuzluğa kapılmasını engelleyen sokaklarından birinin hemen başında olan Okmeydanı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği’nde (OKDER) kadınlar umudu reçel ve turşu yapıp kaynatıyor. Derneğin ve Kadın Kadına Mülteci Mutfağı’nın emekçi kadınları hikayelerini Gazete Karınca’ya anlattı.


Röportaj: PELİN ÖZKAPTAN


Okmeydanı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği (OKDER) 2 sene önce kentsel dönüşümle mücadele etmek amacıyla kurulmuş bir dernek.

OKDER şimdiler savaşın sürgün ettiği Suriyeli kadınların göz bebeği olmuş durumda.

Birbirinden albenili reçel ve turşular karşılıyor bizi küçük derneğe adım atar atmaz. Neler yok ki içlerinde; elma, nar, kabak, ayva, karışık turşular…

‘Acaba olur mu?’ diye başladıkları mülteci mutfağı serüveni kadınların hayatında yeni bir pencere açarken, yaşamları için ekonomik bir katkı ve özgürleşme alanı yaratmış.

Sadece reçel ve turşu da yapılmıyor burada. Aynı zamanda çocuklar için de çeşitli etkinlikler, dersler de yapılıyor ve atölyeler yer alıyor, savaşın psikolojisini üstlerinden atıp gülsünler diye.

Derneğin ve mutfağın kurucularından Songül Yarar, mutfağın kadınlarından Lina, Meryem ve Feride, içi umut dolu kavanozların hikayelerini ve hayallerini Gazete Karınca’ya anlattı.

Aras, Lina, Meryem, Songül Yarar, Feride

“Her şeye rağmen umut var”

Eşi ve çocuğuyla Şam’dan 4 yıl önce Türkiye’ye gelen Lina, biraz Türkçe öğrenmiş. İstanbul’da ilk durağı Talatpaşa ardından Okmeydanı olmuş. Burada daha mutlu olduğunu belirten Lina, komşuların da kendilerine zamanla alıştığını söylüyor.

Suriye’deyken İngilizce öğreniyormuş ama göç etmek zorunda kalınca bu öğrenimi yarım kalmış.

Daima gülen yüzü insanın dikkatini çeken Lina ile kah Türkçe kah anadilinde Feride’nin tercümanlığı yardımıyla konuştuk.

Yanımıza elindeki cipsi bize ikram etmek için resim kağıdı ve boyalarıyla Lina’nın 10 yaşındaki oğlu Aras da geldi. İlkokul 2’inci sınıfta okuyan Aras, buradaki diğer çocuklar için “Onlar benim en iyi arkadaşlarım” diyor.

Kadın Kadına Mülteci Mutfağı fikri nasıl ortaya çıktı?

Savaştan geldiğimiz için hiçbir şeyimiz yoktu. Komşulardan bu derneğin ihtiyacı olanlara yardım ettiğini öğrendik. Umut abi ve Songül ablayla tanıştık. Önce eşya almaya geldik ama sonra baktık ki böyle evde oturmakla olmuyor. Kadınların birlikte bir şeyler üretme fikri Umut abiden çıktı. Günlerce oturduk ve tartıştık tüm kadınlar olarak, sonunda da reçel ve turşu yapmaya karar verdik.

Biz Suriye’de evimizin erzağını yapardık sadece ama burada eşlerimiz çalışıyor ve hayat çok pahalı. Çocuklarımızı çalıştırmamak ve okula göndermek için böyle bir yol izledik. Umut abi ve Songül abla bize maddi manevi çok destek oluyor. Fikirler sunuyor.

Mülteci Mutfağı’nın senin hayatında nasıl bir etkisi oldu?

Manevi olarak çok iyi geldi. Önceleri dönmeyi düşünüyorduk mesela Suriye’ye ama şimdi düşünmüyoruz. Buraya alışmamızı da sağladı buradaki güzel gönüllü insanlar. Her şeye rağmen hala umut var.

Savaşın sürdüğü coğrafyadan gelen bir kadın olarak bundan sonrasına dair ne gibi hayallerin var?

Fazla bir hayalim yok aslında, oğlum rahatsız o iyileşsin başka bir şey istemiyorum.

“Suriye’de memurdum sonra IŞİD geldi…”

Meryem teyze Haseke’den İstanbul’a 2014 yılında gelmiş ve o günden bu yana 5 çocuğu ve eşiyle birlikte Okmeydanı’nda yaşıyor. Diğer 5 çocuğu ise yurt dışına geçmiş.

O da Lina gibi dernekten komşuları vasıtasıyla haberdar olmuş. “Bizi kabul ettiğiniz için çok teşekkür ederiz” diyen Meryem teyzenin karşısında ne diyeceğini bilemeden içi eziliyor insanın. Meryem teyzenin hikayesine biz de kulak verdik:

Dernekle yolun nasıl keşişti?

Komşular aracılığıyla bu dernekle tanıştık. Burada insanlar bizi dışlamadı kabul etti, yardım etti. Savaştan geldik ve İstanbul çok pahalı, evde hiçbir şeyimiz yoktu, bu yüzden derneğe başvurduk. Suriye’deyken çocuklarımın hepsi okuyordu ama buraya gelince mecbur çalıştılar. Yine şükür yaşıyorlar ya, o bana yeter.

Mutfak fikri nasıl ortaya çıktı peki?

Mutfağı da çocuklarımıza bir nebze olsun yardım etmek için kurduk. Okmeydanı’nda yaklaşık 650 mülteci aile var. Umut ve Songül de çok yardımcı oluyor bize. Gruplar oluşturduk o grubun içinden bir kişi bu aileleri ziyaret edip eksikliklerini derneğe iletiyor.

Büyük bir mutfağımız olmadığı için grup grup yapmaya başladık ürünleri. Bir grup ayva, diğeri elma, nar, turşu vs. yapıyor.

Suriye’deyken çalışıyor muydun?

Evet memur olarak çalışıyordum. Sonra IŞİD geldi…

“Kadınların örgütlenip ayakları üzerinde durabileceğini gördük”

İçeri girdiği an kadınların mutlu olduğu, hepsinin “Songül abla bize çok yardım ediyor, Songül aileden biri oldu” diyerek minnetle bahsettiği Songül Yarar’ın anlatımıyla dayanışma ağının tohumlarının nasıl atıldığını da dinledik. Songül Yarar da burayı büyütmek için büyük bir mutfağa ihtiyaç duyduklarının altını çizdi.

Hem derneğin hem mutfağın kurucularındansın. Kadın Kadına Mülteci Mutfağı fikri nasıl çıktı?

Çocuklara atölyeler yaparak başladık önce, anneler de oturup burada onları bekliyorlardı. Ve sohbet etmeye başladık haliyle. Derken bu kadınların ne sorunları var, onlar için neler yapabiliriz, onu düşünmeye ve toplantı yapmaya başladık.

Toplantıların birine kadınlar kek, börek, kurabiyeler yapıp getirdi. Oradan da esinlenildi. Hepsinin çocukları var o yüzden çalışamıyorlardı. Tanıştıktan sonra bize humus gibi kendi yöresel yemeklerini tattırdılar. Sonra ‘Biz orada şu reçelleri yapardık’ dediler ve birbiri ardına elma, nar reçelleri, turşular yapılmaya başlandı. Kadınların hep alıcı değil de üretici olup ayakları üzerinde durabildiklerini görmelerini istedik.

Peki, karşılaştığınız güçlükler oluyor mu?

Burası bir gün mutfak oluyor, bir gün derslik, sonra oyun alanı. Alan yetersizliğinden evlere taşıdık işleri. İçinde katkı maddesi olmadığı için üretildikten kısa bir süre sonra satılması gerekiyor reçellerin.

Bizim buradan büyük paralar kazanmak gibi bir fikrimiz yok zaten. Sadece zor duruma düşen kadınların örgütlenebildiğini gördük. Sonuçta Türkiye’de kurulan bir derneğiz ve gelip giden üyelerimiz bu ülkenin vatandaşı ama mülteci kadınlar kadar sahip çıkmadılar.

Zora düşen örgütlenebiliyor, biz bunu gördük. Rahatı biraz yerinde olan örgütlenmeye de yanaşmıyor.

Kadınlarda nasıl bir değişim gözlemledin ilk geldikleri günden bu yana?

Özgüvenleri geldi. Daha cesaretle kendilerini savunabilir hale geldiler. Önceden daha pasif, sessiz kalıyorlardı. Suriye’de her yere erkekler gidiyormuş ve kadınlar yüksek duvarlı evlerin, bahçelerin içinde kalıyorlarmış. Şimdi burada ise derneklere, pazara kadınlar gidiyor, çocukları okula kadınlar götürüyor. Erkekler ancak iş bulabilirse çalışıyorlar onun dışında yaptıkları bir şey yok.

Kadınların eşleriyle, erkeklerle de görüştünüz mü peki?

Evet biraz çekiniyorlarmış yardım derneğine gelmek için ama biz onu da aştık. Onlarla da görüştük hatta Boğaziçi Üniversitesi’nde bir konferans olacak oraya gidip mülteci işçilerin yaşam koşulları üzerine dertlerini anlatacaklar.

‘Umudun reçeli’ diye de anılıyor buranın reçelleri.

Umut’un isminden geliyor aslında çünkü kimse inanmıyordu böyle bir şey yapılabileceğine. Derneğin kurucularından Umut çok emek harcadı. Kadınlar da ‘Umudun reçelleri’ adını vermek istediler ama Umut kabul etmedi.

“Kadın Kadına Mutfak’ta neden bir erkek bu kadar aktif” diye görenler şaşırıyordu (gülüyor) ama o bu mutfağın motor gücü.

“Yardım etmek isteyen herkesin ucundan tutacağı bir şey var”

Bir çok cafede Kadın Kadına Mülteci Mutfağı’nın ürünlerine rastlıyoruz artık. Bu dayanışma ağı nasıl örüldü?

Bizim de tanımadığımız pek çok insan bizimle iletişime geçti. Derneğe geldi, şeker getirdi, “Ben ne yapabilirim?” dedi. Mültecim Dayanışma Ağı, Çocuklara Yeniden Özgürlük Vakfı, Ahtapot Gönülleri ve Spartakistanbul gibi bir takım kuruluşlardan insanlar da geldi, Türkiye’nin farklı yerlerinden bağımsız olan insanlar da.

Herkes işin bir ucundan tuttu. Biri kavanozların üzerine yapıştırılacak etiketleri hazırladı, biri bastırdı, bir arkadaş valizlere reçelleri koyup cafelere götürdü. Derneğin ilkesi zaten din, dil, ırk ayrımı yapmadan herkesi bir arada tutmak. Dolayısıyla isteyen herkes bir şekilde buraya yardım edebilir, katılabilir. Birbirinden farklı statülerden insanlar bir araya geldi.

‘Bir işin ucundan da ben tutayım’ diyerek yardım etmek isteyenlere ne söylersin?

Kurmak istediğimiz mutfağın kirasına yardım edebilirler. Kavanoz, şeker, reçel turşu gibi ürünleri bağışlayabilirler. Gelip beraber çalışabilirler, örneğin büyük mutfaklı bir dernek kurarsak gelip beraber boyayabilirler.

Çocukların Cumartesi günleri etkinlikleri oluyor. Onlara ders verebilirler, resim atölyelerine katılabilirler. Ya da ‘Ben jinekoluğum, kadınları muayene edebilirim’ diyen yardım edebilir. Yani yardım etmek isteyen herkes için ucundan tutabileceği bir şey var burada.

Bu işe başlarken bizim paramız yoktu zaten, biz emekliyiz, evimizdeki ikinci el eşyaları katarak başladık burada bir yardım ağı örmeye. Hani derler ya “Paramız olsun yardım ederiz” böyle bir şey yok, biz parasız başladık. Tabi ki para bir şeyleri yapmak için çok önemli ama tek seçenek değil. Manevi olarak destekleyecek, çocuklara moral olabilecek, savaş psikolojisini üstlerinden atmalarını sağlayacak desteğe de ihtiyaç var.

Burası gün geldi muayenehane oldu, gün geldi fırın oldu, gün geldi mutfak, derslik oldu. Ve gördüğünüz
gibi alanımız kısıtlı. Büyük bir yer tutmamız gerekiyor. O yüzden imkanı olan maddi katkıda bulunabilir.

Bundan sonrasına dair hedefiniz, hayaliniz ne?

Yeni bir yer bulup orada tezgahlar kurmak, çocuklara oyun ve ders alanı yaratmak istiyoruz. Saz, gitar, resim kursu vermek isteyen gelebilir.

“Kadınlar artık eşlerine karşı konuşabiliyorlar”

Feride, 27 yaşında Mardinli ama İzmir’de büyümüş, 9 yıl önce önce evlenip Okmeydanı’na yerleşmiş.

Derneğe girdiğim andan itibaren hem Arapça hem Kürtçe bilen Feride tercümanlığı aracılığıyla iletişim kurdum kadınların çoğuyla.

Zaten Feride de derneğe ilk önce okul müdürünün “Sen tercümanlık yap kadınların derdini anlayabiliyorsun” demesiyle gelmiş, sonra ise mutfağın üyelerinden biri olmuş.

Sen zaten uzun zamandır semttesin. Peki, sana nasıl bir etkisi oldu buranın?

Çevrem genişledi. İyi ki de katılmışım, hepsi birbirinden değerli, art niyetsiz insanlar.

Bu insanlar çok zorluk çekiyor. Dil, çevre bilmiyorlar. İsterim ki bir şekilde buraya yardım etsinler. Özellikle bir mutfak açılırsa daha da iyi olur. Kazanç da artar etkinlikler de.

Kadınların mahalleye taşındıkları ilk andan beri yanlarındasın. Mutfak iyi geldi mi onlara?

Evet önceden sosyal yaşamları ve özgüvenleri yoktu, eşlerine karşı konuşabiliyorlar artık. Mesela “Ben gideceğim” diyor, eşi artık “Gidemezsin” diyemiyor çünkü biliyor ki gidecek.

Burası kadınlar için bir nefes alma alanı da yaratmış sanki.

Evet, kadınlar evde çocukla, eşle, ev işleriyle ilgilen derken bunalıma giriyorlar. Buluşunca her gün görüştüğümüz halde uzun zamandır görüşmemi gibi muhabbete tutuluyoruz. Terapi gibi oluyor aslında.