Ana SayfaGüncelNietzsche ağlıyorsa Salome’nin suçu ne?

Nietzsche ağlıyorsa Salome’nin suçu ne?

HABER MERKEZİ – “…Dünya sana hediye sunmaz, inan bana. Bir yaşam istiyorsan, çal onu…” Bu sözler din-aşk ve psikoloji alanında değerli eserler bırakmış ancak eril tarihin acımasız lincine maruz kalmış Lou Andreas-Salome’ye ait. Yaşadığı yüzyılda entelektüel erkeklerle kurduğu ilişkilerle anılan ve ne hikmetse bu erkeklerin yaşadığı tüm olumsuzlukların müsebbibi olarak gösterilen Salome tarihin en çok haksızlık yaptığı kadınlardandı.

Sizin geçiş dediğiniz şey nedir? Eğer bunun arkasında onun için bu dünyadaki en harika şeyi yani özgürlüğü terk etmek gibi bir art amaç varsa, o zaman ben hep geçişe saplanıp kalmak istiyorum; çünkü vazgeçmiyorum.

Özgürlük tutkusunu her fırsatta anlatan, kitapları, makaleleri ve fikirleriyle düşünsel dünyaya kattıklarıyla değil hep başkalarının gözüyle anlatılan Lou Andreas-Salome ataerkil tarihin en çok bahsedip hakkında hiçbir bilgi vermediği kadınlardan.

Tarihin Salome’ye tarihsel linci

‘Lou Andreas-Salome kimdir?’ diye basit bir soru sorduğumuzda karşımıza çıkan tanımlar ve sıfatlar, tarihsel lincin göstergesinden başka birşey değil: “Dönemin ünlü düşünürlerini ayartıp süründürmesiyle meşhurdur”, “Uğrunda döneminin entellektüel çevrelerinin birbirine girdiği; güzelliği ve küstah davranışlarıyla dikkatleri çeken, Nietzsche’nin efsane aşkı”, “Nietzsche’nin evlenme teklifini reddeden, Freud ve şair Rilke’yi de derinden etkileyen kırbaçlı kadın”, “Nietzsche’nin kadın düşmanı olma sebebi…”

19 yüzyılda yaşamış en az 10 entelektüel erkeğin ne hikmetse hayatında olumsuz rol oynayan ‘şeytan’ın kendisidir o…Tarih öyle yazılmıştır ya hani önce Lilith, Adem ile eşit olmak istediği için şeytanla işbirliği yapmış ve cennetten atılmıştır ve yerine ‘erkeğin kaburga kemiğinden Havva ‘yaratılmıştır’ ki o da ‘rahat’ durmayarak, Adem’e yasak elmayı yedirerek, insanlığın cennetten kovulmasına vesile olmuştur.

Salome’nin hikayesi eril tarih mitinin kapitalizme uyarlanmış halinin beyinlerimize işlemiş halidir. Yaşadığı yüzyılın düşünen, sorgulayan, üreten şair-yazar-psikanalist-felsefecisi Salome, insanoğlunun ‘baştan çıkaran kadın’ tanımı dışında pekte umurunda olmadı. Hemcinsleri ise sadece onu döneminin feminist düşünüş biçimi ve kadınlara dair söz söylemediği için eleştirmekle yetindi.

Bu yüzden birey olma, özneleşme üzerine düşünsel olarak fikirler üretmesine rağmen tarihin belki de en çok nesneleştirdiği kadınlardan biri olarak, haksızlığın en derinine maruz bırakıldı. Bir çok kişi Salome’yi, “Nietzsche Ağladığında” adlı kitaptaki entelektüel, erkekleri önce baştan çıkaran sonra onlarla oyun oynayan akıl sağlıklarını yitirmesine neden olan “cüretkar, fettan sarışın” kadın olarak, erkeklerin gözünden anlatıldığı şekliyle tanır.

Oysa O’nu düşünce ve üretimlerinden öte sadece o çok meşhur erkeklerle ilişkilerini dahi incelediğinizde sadece çağının değil yaşadığımız bu çağında ötesinde özgürlük tutkusunu deneyimlediğini görürüz. Peki gizem fantezi ve abartılarla eril tarihin ‘baştan çıkaran şeytan kadını’ Salome’nin gerçek hikayesi neydi? Özneyle uğraşmayı özel tutkusu olarak niteleyen Salome’yi özne olarak anlatmaya çalışırsak:

15’i roman 19 kitap yazdı

Aşk, din, felsefe ve psikoloji alanında yüzlerce makale yazan 15’i roman 19 kitabı yayınlanan Salome, “Anılara bağlı kalırım ancak bir erkeğe asla bağlı kalmam” sözleriyle meydan okuduğu ataerkinin intikam alırcasına nesneleştirmeye çalıştığı bir kadın filozoftu.

‘Tanrı bugün öldü ve artık yaşamıyor’

Ailesi Rusya’ya göçmüş Seferad Yahudisi olan Lou Andreas Salome, 12 Şubat 1861 yılında St. Petersburg’da doğdu. Babası Rus ordusunda generaldi, annesi ise abartılı partileri seven bir aristokrattı. Küçük yaşlardan itibaren yasa, kural dinlemeyen, başına buyruk biri olarak büyüdü. Çocukluğunda katı dini kuralları kabul etmedi ve onunu için tanrı arkadaş olunacak birlikte tartışılacak hatta yanı başında uyunacak biriydi. 17 yaşına geldiğinde ise annesi ile şu sohbeti yaptı: “Tanrı bu gün öldü, o artık yaşamıyor…”

Çok erken yaşta insan ilişkilerine karşı ilgi duymaya başladı. Hayalperestti. Annesinin göstermek istediği kadın imgesinden uzaktı. Hayatının yönünü belirleyen ilk kişi kendisinden yirmi beş yaş büyük bir rahip olan Hendrik Gillot oldu. Gillot ile yürüttüğü tartışmalarla felsefe ve edebiyata ilgi duymaya başladı. Gillot’in fikirlerine haran kaldığı bu genç kadına bazı pazar ayinlerinin metnini yazdırdığı söylenir.

İlk romanı: Tanrı ile savaşım

Ülkesinde kadınların yüksek öğrenim görmesi yasak olduğu için 19 yaşında ailesinin istememesine rağmen Zürih’e gitti. Rusya’da entelektüel alanda çalışma yürüten bir çok kadın bu dönem Zürih Üniversitesi’nde eğitim görmüştü. Salome burada teoloji, felsefe ve sanat tarihi eğitimi aldı. 24 yaşına geldiğinde ‘Tanrı ile savaşım’ adlı ilk romanını yazdı.

1882’de İtalya’ya gitti ve burada annesinin yakın arkadaşı olan yazar Maldivia von Meysenburgu ile ev arkadaşlığı yaptı. Maldivia, Salome için özgür bir hayat sürmenin kadının hakkı ve görevi olduğu düşüncesinin somutlaşmış hali oldu.

Burada Friederich Nietzsche ile tanıştı ve felsefe teoloji konularında yürüttükleri sohbetlerden çok etkilenen Nietzsche’nin evlilik teklifini reddetti. Salome bedensel çekim evlilik ya da sadakat ilişkisini özgürlükleri kısıtlayıcı görüyordu, bu yüzden bu tür ilişkilerden hayatı boyunca kaçındı. O’nun istediği entelektüel dostluk ve yaşamın gizemini ve özgürlüğün tınısını çözmekten ibaretti. Oysa döneminde tanıştığı -bu günde pek farklı değil- tüm entelektüleller söz konusu kadın olduğunda geleneksel kalıpları aşamıyordu.

Bu yüzden Salome’den olumlu yanıtın gelmemesi üzerine Nietzsche’nin derin nefretini kazandı ve “Bu kuru, kirli, kötü kokan maymuncuk, yalancı memeleriyle bir felaket” şeklinde hakaret dolu sıfatlarıyla karşılaştı.

Salome’ye göre, evlilik, sevginin katiliydi ve evli eşler “birbirleri için önemsiz” hale geliyordu. Sevgi, arkadaşlığın bayağı alt sıralarındadır; arkadaşlık, sevgiye ve daha da kötüsü cinselliğe dönüşerek yok olma riskinden korunmalıydı, bunun için “Bedensel tutkudan ruhsal sempatiye giden yol yoktur, ama ikinciden birinciye gidilebilir” diyordu.

Geleneklere uymayan bir hayat

Felsefesinin temeline hayatı ve insan ilişkilerini oturtan Salome, geleneklere uymayan bir hayat sürdü. Arkadaşlıklarını sürdürmek için evliliği şart koşanlara kendi kuralları içinde yaşama şartıyla ‘evet’ dedi. Bu nedenle efsane odur ki, iki defa evlenmesine rağmen ilk cinsel deneyimini 38 yaşındayken kendisinden 17 yaş küçük şair Rilke ile yaşadı. 1903 yılında taşındığı Berlin’de bir dönem bir sanat grubu içinde yer aldı bu dönem çeşitli sanat dergilerinde yazılar yazdı. Bu dönemde ortaya çıkardığı en önemli eser ‘İbsen’ini Kadınları’ydı.

‘Aşk kendi ölümüne çabalar’

Psikanalize ilgi duyan Salome bir süre sonra Viyana’ya taşınarak Freud’e birlikte çalışmak istediğini öneren bir mektup yazdı. Freud’la birlikte çalışmaya başladığında en çok ilgisini çeken konu narsisizmdi. Özneyle uğraşmayı özel tutkusu olarak niteleyen Salome’nin bu dönemki çalışmalarından ortaya en tanınmış ve en özgün yapımı “Erotik” çıktı. Erkek ve kadın arasındaki aşk üzerine yazılan dört makaleden oluşan eserde aşkın bir erkeğe ya da kadına yönelik olmadığını tezini ortaya attı. Salome’ye göre; sevgi içinde biz, sandığımız gibi başkasıyla dolu değiliz. Kendimizle, kendi durumumuzla doluyuzdur. Biz başkasına değil kendimize sarılıyoruzdur. Aşk kendi ölümüne çabalar. Aşk bu amaçtan vazgeçerse, gerçekleşmemiş bir çaba olarak yaşar. Salome için sadakat, özgürlüğü engelleyerek aşkın kendisini yok etmesinde önemli rol oynar.

Yaşadığı yüzyılın entelektüel merkezleri Petersburg, Viyana, Berlin, Münih ve Paris’te geçmiş; sanata, yazına, felsefeye adanmış yetmiş altı yıllık bir ömür, romanlar, şiirler, oyunlar, felsefe yazıları, bilimsel çalışmalar, düşünmeye, yazmaya ve yasamaya dört elle sarılmış bir kadın.

Felsefe ve düşünsel alanda yaptıklarıyla var olmayı anılmayı hak etmesi gerekirken, erkek egemen entelektüel dünyadaki erkeklerin gelenekseli aşmayan yargılamalarına maruz kalması Salome’nin belki de en büyük talihsizliğiydi.

Bazılarına göre hiçbir zaman feminist olmamıştı

Ancak aynı yargılamalara kadınlar cephesinden de maruz kaldı. Bazılarına göre Salome, hiçbir zaman feminist olmamıştı. Ama Lou Andreas-Salome, kadınlarla ya da erkeklerle olsun, bütün insan ilişkilerinde kendini karsısındakiyle eşit görüyordu. Erkeklerden bir eksiği olduğunu hiçbir zaman düşünmemişti. On yedi yaşındayken, popüler bir din adamı olan Peder Hendrik Gillot’ya ondan ders almak isteğini dile getirdiği cüretkâr bir mektup yazdığında ya da yirmi bir yaşındayken, Paul Ree ve Nietzsche ile birlikte entelektüel bir üçlü yaşama modeli tasarladığında, kendini bu erkeklerle eşit düzeyde görüyordu.

Aslında bu tavır, onun tüm yaşamına damgasını vurmuştu. Salome, hiçbir zaman kendini bir insan, bir kadın, bir yazar ya da bir düşünür olarak kanıtlamaya ya da kabul ettirmeye gerek görmedi ve bu yönde herhangi bir çaba göstermedi. Salome, yaşamını “doğal kuvvetlerin işleyişine benzer bir zorunluluk duygusunun” yönettiğini söylüyordu ama aslında zorunluluk adını verdiği bu duygu, onun özgüveninden başka bir şey değildi. Çevresindeki insanları ona çeken ve bağlayan da belki bu özgüven ve onun getirdiği doğallıktı.

‘Düşüncelerimi serbest bıraksam, aklım kimseyi bulmaz’

Tüm hayatını aynı doğallık ve üretkenlikle yaşayan Salome 5 Şubat 1937 yılında Almanya’da yaşamını yitirdi. Ölmeden önce söylediği son sözler ise yine başına buyruk bir kehanetti:

Düşüncelerimi serbest bıraksam, aklım kimseyi bulmaz. Tüm bu olup bitenden sonra, en iyisi ölmek.

‘Bir yaşam istiyorsan çal onu’

Ölmeden önce söyledikleri aslında 21 yaşında Zürih’e ilk gittiğinde yazdığı şiirde bahsettiği hayat ve sonsuzluğun kendisiydi:

…Dünya sana hediye sunmaz, inan bana. Bir yaşam istiyorsan, çal onu…Var olmak! Ve düşünmek! Bin yıllarca…

Salome’yi kimin nesi olduğu kiminle arkadaşlık kurduğu şeklinde linç tarihi içinde değil de gerçek kimliği içinde ele alan kitaplardan Angela Livingstone’un ‘Salome: Yasamı ve Yapıtları’ isimli eseri yaşamını bütün yönleriyle ele alıyor. Özne tutkunu bir kadına eril tarihin yaptığı haksızlığı bir nebze olsun gideren kitap, O’nu birilerinin sevgilisi ya da arkadaşı olarak değil, bağımsız bir insan, düşünür ve yazar olarak anlatıyor.

.

Previous post
Bakan'dan 'ürkmemek elde değil' açıklaması: İstanbul'da 250 bin konut riskli
Next post
'Umberto Eco' 15 Ocak'ta Ankara'da