Ana SayfaYazı / AnalizBüşra ŞahinSâdık Hidâyet, Hayyam ve benzerlikler üzerine

Sâdık Hidâyet, Hayyam ve benzerlikler üzerine

HABER MERKEZİ – Sâdık Hidâyet’i daha yakından tanımak ve Ömer Hayyam’ın dünyaya bakış açısına aşina olmak açısından “Hayyam’ın Terâneleri” okunması gereken önemli bir metin.


BÜŞRA ŞAHİN


“Doğunun Kafka’sı” olarak da anılan Sâdık Hidâyet 1903’te Tahran’da doğdu ve 1951’de Paris’te intihar ederek son verdiği yaşamı bunalımlarla geçti. Çağı tarafından anlaşılmayan çoğu yazar gibi…

Hidâyet’in yaşamı

Hidâyet’i anlamak için öncelikle hayatının kısa bir özetine bakmakta fayda görüyoruz: Seçkin bir ailenin oğlu olarak dünyaya gelen Hidâyet, Tahran’daki Fransız Lisesi’nde eğitim gördü. 1925 yılında eğitim amacıyla Avrupa’ya gitti ancak pek de istikrarlı olmayan bir dönemden sonra Tahran’a döndü. Fransa’da başladığı yazarlık hayatına Hindistan’da devam etti. Batı edebiyatı ve İran folkloru çalışmaları yapan Hidâyet kendi ülkesinde sürekli baskıya maruz kaldı ve kitapları yasaklandı. En bilinen eseri Kör Baykuş’u Hindistan’da yayımladı. Yazar, modern İran edebiyatının kurucularındandır. Kendisi ise şöyle aktarır hayat hikâyesini:

Hayat hikâyemde önemli bir şey yok, başımdan ilginç olaylar geçmedi. Ne yüksek bir mevki sahibiyim ne de sağlam bir diplomam var. Okulda hiçbir zaman örnek bir öğrenci olamadım, başarısızlıklar her yerde buldu beni. Nerede çalışırsam çalışayım silik, unutulmuş bir memurdum; şefleri memnun edemedim. İstifa ettim mi seviniyorlardı. Bırak gitsin, yaramaz! Çevrem böyle görüyordu beni, haklıydılar belki de.

Hidâyet ile Hayyam

Sâdık Hidâyet’in Ömer Hayyam’a ne kadar hayran olduğunu bilmeden eserlerini yorumlamak mümkün değil. Hayyam’ı tanımadan Hidâyet’i tanımanın mümkün olmadığı gibi. Hidâyet ile Hayyam aynı coğrafyayı paylaşırlar ancak ortaklıkları bununla bitmez.

Hayyam’ı en iyi tanıyanlardan olan Hidâyet, onun dünya görüşünden de etkilenmiştir. Felsefesi ile uğraşmış ve örnek almıştır. İkisi de çağına yabancıdır, kendi dönemlerini eleştirirken dönemleri tarafından da eleştirilmişlerdir. Hidâyet yazdıklarıyla anlaşılamamış, ruhban sınıfına eleştirilerde bulunmuş ve değeri anlaşılamamıştır. Hayyam da materyalist düşünce yapısıyla dönemine göre (11. yy) aykırı bir kimlik kazanmış ve sürekli eleştirilmiştir. İki sanatçı da şaraba önem vermiş ve üretimlerinde ondan yararlanmıştır. Hidâyet Kör Baykuş’ta şarabı kaçışın bir imgesi olarak kullanır. Hayatın çilesinden kurtulmanın yoludur şarap. Hayyam için de yaşamın tatsızlığından ve dertlerinden sığınılacak bir ilaç gibidir şarap. Mehmet Kanar’a göre de Hayyam mutluluğa bir tanım bulamayıp yerine şarap sembolünü kullanmıştır. Çünkü şarap kanı, canlılığı, aşkı, güneşi, ışığı, güzelliği sembolize eder.

İki yazarda da karamsarlık ve umutsuzluk ön planda. Hayyam, sıkıntılarına akla dayanan bir çözüm yolu bulamadığı için kötümser. Ne Tanrıdan ne kaderden bir şey bekliyor. Kötümserliği, güzellik veya para gibi zevklerden yoksun olmaktan ileri gelmiyor. Felsefî bir kötümserliği/derdi var Hayyam’ın. Yaratılışa lanet ediyor ve böylece “yokluk arzusu” doğuyor. Hidâyet, “Be hey habersiz! Şu gördüğün şekil bir hiçtir” diyen Hayyam’ın yokluk arzusunu Buda felsefesine ve Schopenhauer’a benzetiyor. Hidâyet’in kendisi de en az Hayyam kadar karamsar. Birkaç kez intihara teşebbüs eden (ve en sonunda başaran) yazarın eserlerinin karanlık havası da buradan ileri geliyor.

Ölüme bakış açıları ve ölüm arzusu temelinde ele alırsak iki yazarın benzerliklerini daha açık görebiliriz. Hayyam Tanrı yerine evrene başvurduğu için ölümü de materyalist açıdan ele alır. Soyut ve ruhani bir temelde değil, cisimlerin ve zerrelerin değişimi/parçalanması/dağılması temelinde inceler. Ölümden sonra ruhun ayrı bir yaşama geçeceği düşüncesine katılmaz, insanın zerrelerinin başka şeylere katılıp dönüşeceğini, o yeni şeylerde hayat bulacağını savunur. Çünkü evrenin kendisinin böyle işlediğini gözlemlemiştir. Ölen bir güzelin zerreleri, şarap içilen kadehin toprağına karışmış olabilir veya bir padişahın zerreleri başka bir padişahın tahtına bulaşmış olabilir. Hayyam her şeyi bu şekilde bir dönüşüm içinde görmüştür. Hidâyet’te de aynı şekilde din temelli bir ölüm düşüncesi yoktur. Bu konuda Kör Baykuş eserindeki şu kısım önemli:

Sadece sabaha çıkıp çıkmayacağımı bilmek istiyordum. Dinin, imanın, inancın ölüm karşısında ne kadar gevşek, çocukça bir şey; sağlıklı ve mutlu insanlar için hemen hemen bir tür eğlence olduğunu hissediyordum. Ölümün korkunç gerçeği ve canımı eriten bu haller karşısında ruhun ödüllendirilmesi, cezalandırılması, kıyamet günü hakkında bana telkin edilen şeyler tatsız bir aldatmacaydı. Bana öğretilen duaların ölüm korkusu karşısında hiçbir etkisi yoktu.

Ölümü her şeyden bağımsız, kendi gerçekliğiyle ele alan iki yazarda da ölüm korkusu vardır çünkü kendilerini dinle avutmamışlardır. Hayyam ölmeden önce hayattan zevk almanın mantıklı olacağını söyler, Hidâyet ise bunun üzerine gider ve onu neredeyse arzular. İntihar girişimleri bunun bir kanıtıdır denebilir. Diri Gömülen öyküsünde de olduğu gibi. Ancak Hidâyet’in arzuladığı ölüm şu şekildedir: “Bize yeni yeni azaplarla dolu ahreti lütfedecek olan değil de, bizi hiçlik ülkesine, boşluklara gömecek olan ölüm.”* Burada yine Hayyam gelir akla. Yaşam-ölüm sürekli devinim içinde bir dairedir. Ölümden sonra ruhun yaşayıp yaşamayacağını kimse bilemez, önemli olan döngüye katılmaktır. Hayyam’ın yokluk arzusuna yaklaşır böylece.

Hayyam yaşadığı çağı sevmez, çağ da onu sevmemiştir. Tasavvufî düşüncenin ağır bastığı bir ortamda maddeci bir yaklaşımla dini, ruhsal unsurları, diğer dünyayı eleştirmiştir. Aynı zamanı paylaştığı insanlarla ortak bir zemin aramayan Hayyam bu durumda ahlak, sevgi, tasavvuf taraftarı olamamıştır elbette. Düşüncelerini son derece açık sözlerle dile getirmiş, gerektiğinde sert konuşmaktan çekinmemiş ve sanatsal bir dil/üslup kullanmamış. Bu kadar etkili olmasının nedenlerinden biri de budur sanıyoruz. Yazdıklarıyla zamandan bağımsız bir hale gelebilmiştir Hayyam. Anlattığı şeyler de o çok sevdiği şarap gibi; buruk, acı ama yine de seviliyor. Hayyam’ın kendisini de şaraba benzetiyor Hidâyet, eskidikçe daha da çok sevildiğini belirtiyor.

Mutluluk iste. Çünkü ömür dediğin bir andır.

Hayyam’ın eserlerinin zamandan bağımsız olması gibi kendisi de geçmişi ve geleceği yok sayıyor. Yaşanılan şey sadece an’dır ona göre. Geçmişi düşünmek/irdelemek, geleceği hayal etmek yersizdir. Her şey an’dadır. Burada Tanpınar’ın,

Ne içindeyim zamanın

Ne de büsbütün dışında

Yekpare geniş bir anın

Parçalanmaz akışında

Dizelerini anımsamamak elde değil. Bergson’un etkisiyle yazılan bu dizeler Hayyam’ın zaman algısı ile de örtüşüyor. Yaşanılan zaman sadece an ise mutlu olmaya çalışmalı, anı değerlendirmeli insan çünkü Hayyam’a göre ömrümüz bir sineğinki kadar. Hidâyet’in bu konudaki yorumu ise şu olacaktır:

Mazi, karmakarışık bir anıdan ve düşten öte bir şey değil; gelecek ise meçhul. Öyleyse yaşadığımız şu ânı, bir göz açıp kapayana kadar geçip maziye gömülecek şu ânı idrak edip mutlu olalım.**

Hayyam’ın Terâneleri

Hayyam’ın Terâneleri kitabında Hidâyet, onun felsefî ve edebî yönünü ayrıntısıyla incelemiş ve şimdiye kadar Hayyam’ın rubaileri üzerine yapılan yanlışları tespit etmiştir. Hayyam’ı anlamadan onun üzerine çalışma yapan insanların hataya düştüklerini ve pek çok kopya rubainin Hayyam’a atfedilmesini yanlış bulduğunu belirtmiş. Hayyam’ın dörtlüklerini Türkçeye kazandıran isimlerden Selahattin Eyüboğlu da buna dikkat çekmişti: Rıza Tevfik, düpedüz şarabı öven dörtlüklerin Hayyam’a ait olamayacağını söyler, Abdullah Cevdet ise çoğu baskıda bulunmayan bazı dörtlüklerde Hayyam’ı bulur, Hüseyin Rifat aşık Hayyam’ın daha sahici olduğunu belirtir. Ancak Eyüboğlu’na göre bu elemeler işi karmaşıklaştırmaktan başka bir şeye yaramaz, önemli olan Hayyam’ın etkileme alanıdır.***

Hidâyet, Hayyam’ın Hasan Sabbah ile olan alakasına da değinir eserinde. Ona göre Hasan Sabbah bir mezhep icat etmiş, İran ayaklanması meydana getirmiş ve toplumu temelinden sarsmıştır. Hayyam da aynı şeyi yapmıştır; ancak siyaset ve kılıca değil akıl ve mantığa dayanarak. Bunun için Sabbah’tan daha kalıcı olmuştur.

Sâdık Hidâyet’i daha yakından tanımak ve Ömer Hayyam’ın dünyaya bakış açısına aşina olmak açısından Hayyam’ın Terâneleri okunması gereken önemli bir metin.


*Bozorg Alevî, “Sâdık Hidâyet’in Biyografyası”, Kör Baykuş’a sonsöz, Yky, 2016

**Sâdık Hidâyet, Hayyam’ın Terâneleri, yky, 2016

***Ömer Hayyam, Rubailer’e önsöz, İş Bankası Yayınları, 2007