Ana SayfaYazarlarAbdulmelik Ş. BekirSuriye denkleminden ekarte edilmek: Türkiye’ye Astana bumerangı

Suriye denkleminden ekarte edilmek: Türkiye’ye Astana bumerangı

HABER MERKEZİ – Astana görüşmeleri özü itibarıyla Suriye rejimi ile Suriye’de savaşan muhalif gruplar arasında bir ateşkes ve görüşme değildir. Her ne kadar öyle gösterilmeye çalışılsa da Baas rejimi ve Türkiye arasında bir ateşkestir. Bu yönüyle Astana önemli oranda amacına ulaşmıştır. Türkiye, öyle iddia edildiği gibi Astana ile denkleme güçlü girmemiş aksine tüm ipuçları Suriye denkleminde önemli oranda ekarte edildiği yönündedir.


ABDULMELİK Ş. BEKİR


Astana görüşmeleri gerçekleşti. Görüşmelerin sonucuna ilişkin orta bir bildiri de yayımlandı. Bildiride ikinci bir görüşmenin de yapılmasına karar verildi. Öyle anlaşılıyor ki birçok konu süreci organize eden güçlerin istediği seviye ve doğrultuda gerçekleşmedi. Kimin bu süreçte neyi amaçladığı ve görüşmelerde ne elde ettiği ise tartışılmaya devam edeceğe benziyor.

Türkiye ve elde kalan ÖSO bakiyesi

Rusya-İran ve Türkiye açısından Astana görüşmelerinden beklentiler ve sonuçta varacak hedefler farklıydı. Başından itibaren Rusya ve İran bu görüşmelerin Suriye’de nihai barışı getirmeyeceğinin farkındaydı. Bunu Moskova deklarasyonunda da Astana’ya giden süreçte de sıkça ifade etmeyi ihmal etmediler. Türkiye ise iflas eden Suriye politikasında elde kalan ÖSO bakiyesini pazarlayarak Kürtlerin federasyon taleplerini engellemeyi umut etti, ediyor.

Rejim ile Türkiye arasında bir ateşkes görüşmesi: Astana

Astana görüşmeleri özü itibarıyla Suriye rejimi ile Suriye’de savaşan muhalif gruplar arasında bir ateşkes ve görüşme değildir. Her ne kadar öyle gösterilmeye çalışılsa da Baas rejimi ve Türkiye arasında bir ateşkestir. Bundan kaynaklı olacak ki İran görüşmelerin önemini Türkiye’nin Esad rejiminin meşruiyetini kabul etmek olarak ifade etti. Neden böyle?

Türkiye’ye bağlı grupların Suriye’de ne halk nezdinde, ne askeri disiplin ve savaşma gücü ne de kontrol ettikleri coğrafya açısından bir ağırlığı kalmamıştır. Fırat Kalkanı harekatıyla birlikte kontrolü sağlanan alan da dahil olmak üzere hakim olunan coğrafya Suriye topraklarının yüzde 4-5’ine tekabül ediyor. Bu pozisyonla ÖSO grupları ile Rejim arasında herhangi bir anlaşma sağlansa bile, Suriye’de barışın sağlanması anlamına gelmez.

Türkiye, Suriye denkleminde ekarte edildi

Bunları söylerken Astana görüşmelerinin önemsiz olduğunu belirtmiyoruz. Aksine çok önemli görüşmeler. Ve önemi de vurgulandığı gibi Esad ve Erdoğan arasında bir ateşkes ve anlaşma olmasından kaynaklıdır. Bu yönüyle Astana önemli oranda amacına ulaşmıştır.

Türkiye, öyle iddia edildiği gibi Astana ile denkleme güçlü girmemiş aksine tüm ipuçları Suriye denkleminde önemli oranda ekarte edildiği yönündedir.

Türkiye ile ÖSO grupları daha fazla karşı karşıya gelecek

ÖSO bakiyesinin görüşmeler öncesi, sırasında ve sonrasında hızlı bir dağılma sürecine girmesi, bu sürecin sahadaki yansımasıdır. Önümüzdeki dönemde bu dağılmanın giderek derinleşmesi beklenebilir. Bu bağlamda Türkiye ile ÖSO grupları daha fazla karşı karşıya gelecektir. İki günlük görüşmelerin ardından ÖSO sözcülerinin Türkiye’yi “Yeterli düzeyde bizi desteklemedi” sitemi ve sonuç bildirgesine çekince koyması buna işarettir. ÖSO gruplarının söylemleri zaten Rusya-İran-Suriye üçlüsü açısından çok önemli değildir. Önemli olan bu gruplar eriyene kadar Türkiye’nin mevcut politikasını sürdürmesidir. Muhtemelen birkaç ay içinde bu bakiye tamamıyla eriyince, sahada etkisi kalmayacağından Türkiye’nin de söyleyecek çok sözü kalmayacaktır.

Perde arkasında yaşananlar

Diğer bir husus ise Astana’nın perde arkasında yaşananlardır. Rusya, görüşmeler sırasında Suriye için bir anayasa taslağı sunduğunu açıkladı. Teyit edilmemekle birlikte, taslakta Kürtler için otonomi önerildiği gelen bilgiler arasında. Federasyonla yönetilen bir ülke olarak Rusya’nın başından beri bu yönlü bir çözüme soğuk olmadığı biliniyor. Kürtler ile Esad yönetimi arasında bu minvalde bir ortaklık sağlamaya çalıştığı da basına yansıdı. Türkiye ve İran’ın buna karşı çıktığı ve çıkacağını tahmin etmek zor değil. Rusya’nın kendisi açısından maliyeti giderek artan Suriye’de bir an önce bir çözümün sağlanması için farklı seçeneklere açık olduğunu akılda tutmakta fayda var.

PYD’nin Rusya’ya çağırılmasının anlamı

Bu kapsamda Astana görüşmelerine ilişkin bilgilendirilmek üzere Rusya’nın Asya Abdullah başkanlığından Kuzey Suriye Federasyonu’ndan bir heyeti Moskova’ya çağırmış olması, önemli bir gelişmedir. Bunun bir kaç anlamı olabilir. Öncelikli olanı Rusya’nın Kürtleri denklemin içinde tutmakta kararlılığını teyit eder. Buna bağlı olarak anayasa taslağına derc edilen Kürtler için otonomi iddiasını kuvveden fiile geçirme ihtimaline de bir işarettir.  Bu yönüyle bir yandan ÖSO bakiyesinin erimesini sağlama diğer yönden Kürtlere yönelik taleplerini Rusya’ya bile kabul ettirmeme ihtimallerine binayen, Astana Türkiye açısından tam bir bumeranga dönebilir. Halk deyimiyle Dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olma durumu yani.

Denklemin diğer bağımsız değişkeni ABD

Denklemin diğer bir bağımsız değişkeni ise ABD’dir. Yani “ABD’yi denklem dışında bırakıyoruz, işi Rusya ile hallediyoruz” sözü kulağa hoş gelse de reel politikada ciddi bir karşılığı olmadığı açıktır. Büyük ihtimalle bu açıklamaları duyunca gülümseyen ABD, Türkiye yetkilileri açıklamayı yaparken zaten işin sahibi olan Rusya tarafından davet edilmişti. Buna rağmen ABD, Astana’ya heyet göndermeyerek ve büyükelçilik yetkilileriyle gözlemci düzeyinde katılarak, sürece verdiği önemi açık etti.

Türkiye’nin Suriye’deki politika değişimin diğer bir amacı ise, ABD’yi Kürtler ile ilişkilerinde makas değiştirmeye zorlamaktı. Bu yönden bir gelişme var mı? Şimdiden çok net şeyler söylemek erken olabilir. Ancak görünen o ki ABD’nin bu yönde politikasını değiştirmeyeceği, aksine Türkiye’den politikasını değiştirmeyi istemeye devam edeceğidir.

Hakeza Trump’ın Suriye’de ‘güvenli bölge’ ilan edeceğinin basına yansımasını da hatırlayalım. Obama döneminde Ortadoğu politikasını yürüten kadroyu görevde tutan Trump’ın böylesi bir adımı yeni dönem politikasını tamamıyla netleştirecektir. Olası bir güvenlik bölgesinin de Kuzey Suriye Federasyonu’nun tüm topraklarını kapsaması kuvvetle muhtemeldir. Meali de ABD’nin şimdiye kadar çok açık etmediği Suriye siyasetinin bundan kelli federasyon tandanslı çözümler temelinde açık yürütüleceğidir. Trump’ın henüz net olmayan ancak basına yansıyan olası güvenli bölge çıkışına Rusya’dan gelen ilk yanıtın da zımni bir kabulü içerdiğini belirtebiliriz.

Bu yönlü bir gelişmenin Suriye denkleminde Türkiye’nin elini oldukça zayıflatacağı ve Kuzey Suriye Federasyonu’nun da elini güçlendireceğini tahmin etmek zor değil. Olasılık gerçekleşirse Türkiye açısından akla yakın tek seçenek ise Kuzey Suriye Federasyonu’na yönelik ABD’nin istemi olan söylem yumuşatmak olabilir. Belirtildiği gibi bunlar mevcut ipuçları ışığında görünen olasılıklardır. Ama bir çok işaret bu yönde. Belki de Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan’ın, Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun ABD dönüşünden yaptığı bilgilendirmenin ardından “ABD’den Ortadoğu politikasına ilişkin rahatsız edici mesajlar alıyoruz” açıklamasını yukarıdaki çizilen kapsamda okumak izah edici olabilir.

Bir önceki yazı Trump ve ekibinin ‘köktenciliği’ stratejik bir tehlike olarak gördüğünü ve Türkiye’de bu eğilimin AKP iktidarıyla güçlendiğini yazmıştık. Sahadaki yansımanın da ABD’nin sahaya daha hırçın girmesine neden olabileceğini de eklenmişti. Bir haftalık süre içinde yaşanan gelişmeler, gidişatın bu yönde olduğuna dalalet ediyor. Türkiye’nin bir an önce içerde demokratikleşmeyi, dışarıda da politikalarını sahanın realitesine ve gücüne göre aklileştirmesi artık acil bir zaruriyettir. Aksi hem ülkemiz hem bölgemizin daha büyük zorluk ve tehlikelerle karşı karşıya kalması kaçınılmazdır.

Astana mı? Cenevre’ye gitmeden eğrelti sesleri mümkünse bitirmek değilse asgariye indirmek için işlemeye devam edecektir.

  Türkiye'nin 'Trump falı': Seviyor, sevmiyor, sevi... – Abdulmelik Ş. Bekir
  Yıldırım'ın Irak ziyareti ve Kürtler - Abdulmelik Ş. Bekir