Ana SayfaDünya‘Trump’ın yapmasından korktuğunuz şeyleri Erdoğan çoktan yaptı’

‘Trump’ın yapmasından korktuğunuz şeyleri Erdoğan çoktan yaptı’

HABER MERKEZİ – The Guardian’da Liz Cookman imzalı makalede dünyaya ABD Başkanı Donald Trump’ın yapabileceklerine dair uyarılar yer alıyor. Trump ve Erdoğan arasındaki “benzerliklere” değinilen uyarılarda dikkat çeken kısım ise şöyle: “Türkiye’nin otoriterliğe kayışını, dünya Trump’a karşı koymazsa neler yaşanabileceğine dair bir uyarı olarak görmek akıllıca olacaktır. ABD başkanının yapmasından korktuğunuz şeyleri Erdoğan muhtemelen çoktan yaptı.”

İngiltere’de yayımlanan The Guardian’da, ‘ABD’nin geleceğini görmek istiyorsanız Türkiye’ye bakın’ başlıklı bir makale yayımlandı.

Serbest gazetecilik yapan Liz Cookman imzalı makalede ABD’nin yeni Başkanı Donald Trump ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasındaki benzerliklere değinildi.

Makalede, “Türkiye’nin otoriterliğe kayışını, dünya Trump’a karşı koymazsa neler yaşanabileceğine dair bir uyarı olarak görmek akıllıca olacaktır. ABD başkanının yapmasından korktuğunuz şeyleri Erdoğan muhtemelen çoktan yaptı” ifadesi kullanıldı.

Öte yandan makalede, Trump ile Erdoğan’ın medyaya yönelik baskıları, kürtaja karşı çıkmaları, kadınları nesneleştirmelerinin benzerliklerine yer veriliyor.

Duvar‘ın Türkçeleştirdiği makale şöyle:

Theresa May’in Washington ve Ankara’da tartışmalı dünya liderlerine yaptığı ziyaret, Brexit sonrası İngiltere’nin dostlara çok ihtiyacı olacağını herkese hatırlattı. Fakat Donald Trump’ın ‘Müslüman yasağı’ ve Tayyip Erdoğan’ın muhalifler üzerinde giderek artan baskısı düşünüldüğünde, gerçekten böyle dostlara ihtiyacımız var mı?

Trumo yönetiminin şoke edici ilk günlerini izleyen birçok Türkün aklında tek bir şey var: “Bizim dünyamıza hoşgeldiniz!” Komplo. İç sorunlardan dış güçlerin (yabancıların) sorumlu tutulması. Medyaya yönelik saldırılar. ‘Terörist’ sözcüğü serbestçe araya serpiştirip dini insanları bölmek için kullanmak. Türkiye bu yoldan geçti.

‘Türkiye’nin otoriterliğe kayışı bir uyarı’

Türkiye’nin otoriterliğe kayışını, dünya Trump’a karşı koymazsa neler yaşanabileceğine dair bir uyarı olarak görmek akıllıca olacaktır. ABD başkanının yapmasından korktuğunuz şeyleri Erdoğan muhtemelen çoktan yaptı. Bu iki adam, ülkelerini sahiden ilerletmekten çok kendi iktidarlarıyla ilgilenen egomanyaklar; May’in ticaret anlaşmalarıyla kontrol edebileceği kişiler değiller.

Dünyanın öbür ucunda oturup, Türkiye hakkında bir hakkında birkaç makale okuduktan ve yapılan yorumları gördükten sonra “Uyanın! Erdoğan bir diktatör!” demek kolay. Fakat ABD’ye bakın: Her şey böyle başlıyor. Neredeyse akıl kontrolüne tekabül eden şey yavaş yavaş ilerliyor. Böl ve yönet.

Unutmayın ki, Türkiye’nin Ortadoğu’da demokratik bir çekim noktası olarak alkışlandığı günlerin üzerinden çok geçmedi. Bu mübalağa sadece birkaç yıl içinde, İslamcılığa sürüklenmesini ve halkının 1980 darbesi sonrasındaki karanlık günlerde bırakmayı umduğu türden bir Büyük Birader devletine sürüklenmesini besleyen bir korku ve şüpheyi kasten alevlendirdi.

‘Türkiye dünyanın en büyük gazeteci hapishanesi’

Türkiye şu an muhalifleri tutuklayarak muhalefeti bastırıyor ve tecavüz dahil, işkence ve şiddetle itham ediliyor. Geniş kapsamlı tasfiyeler sonucu binlerce kişi, hükümetin geçen yılki başarısız darbeden sorumlu tuttuğu grubu desteklediklerine dair yetersiz kanıtlarla işlerinden atıldı. Maaşsız, maddi desteksiz kaldılar. İntiharlar yaşandı. Türkiye’nin edindiği son sıfat, dünyanın en büyük gazeteci hapishanesi.

Bununla birlikte, İngiltere Başbakanı büyük ölçüde sessiz kalmayı ve bunun yerine iki savaş uçağı için 100 milyon sterlinlik bir anlaşma kotarmayı tercih ediyor. Bu iki liderle görüşmeleri, İngiltere adına açık ve güçlü bir mesaj verdi: Para kazandığımız sürece ne isterseniz yapın.

May’in ABD’de nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan yedi ülkeye getirilen seyahat yasağına yönelik güçsüz kınaması da yeterli değildi. Trump işkenceyi desteklediğini dile getirdi. Ve Türkiye lideriyle benzerlikleri bununla da kalmıyor. İkisi de milliyetçiliğe varan bir vatanseverlik söylemi kullanıyor, kürtaja açıkça karşı çıkıyor ve kadınları nesneleştirip feminizmi yanlış anlamalarıyla tanınıyorlar. İkisi de damatlarına önemli görevler verdi ve ikisi de eleştiriye karşı, özellikle de komedyenler ve gazetecilerden geldiğinde, özellikle alıngan davranıyorlar.

Medyaya tavırları benzer

Erdoğan ve Trump geçmişte birbirlerinin medyaya yönelik tavırlarını da kamuoyu önünde destekledi. Trump’ın New York Times gibi kuruluşların olumsuz yayınlarını ‘yalan haber’ diye kınaması, Türkiye’de vakit geçirmiş olan herkese tanıdık gelmiştir. Kurucusu Steve Bannon’un Trump’ın baş stratejisti olduğu aşırı sağcı Breitbart sitesinde protestolar hakkında atılan ‘Trump ulusu korurken terörle bağlantılı örgüt Cair’in kaos yayması protesto ve davalara yol açtı’ manşeti de tanıdık gelmiştir. Bu – güçlü lideri yüceltirken muhalefeti terörle ilişkilendirerek suçlamak- tam da Erdoğan’ın alanı.

Medyayı düşman haline getiren bir ülkede insanlar, iktidardaki kişiler tarafından kolayca manipüle edilir. Gelişmeler konusunda hükümetin resmi söylemini izlemeyen kuruluşlarda çalışmıyorlarsa, Türkiye’deki gazeteciler sürekli olarak, yaşananları haber yapmakla tutuklanmamak için yeterince haber yapmamak arasında ince bir çizgide yürüyor. Yabancı gazeteciler bile otosansür uyguluyor, başlarını belaya sokabilecek kasıtsız ‘hakaret’ler için yazdıklarını iki defa okuyorlar. Kapının zili beklenmedik biçimde çaldığında korkuyor ve ne zaman yurtdışına çıksalar ülkeye yeniden girmelerine izin verilip verilmeyeceğini merak ediyorlar.

ABD’de basının kötülenmesine çok ileri gitmeden karşı çıkmalıyız. Erdoğan artık Türkiye için iyi değil. Tıpkı Trump’ın Amerika için iyi olmadığı gibi. İkisi de ülkelerinin kimliklerini değiştiriyor. Bu tür liderlere tamamen sırt çevirmek daha fazla tecrite ve uç kararlara sebep olabilir. Fakat onlarla fiilen el ele tutuşmak zorunda mıyız? Sessiz kalarak, işbirliği yaparak, Trump gibi kişileri devlet ziyaretlerine davet ederek, onlara daha fazla güç veriyoruz. Biz de suç ortağıyız ve hükümetimizin sesini çıkarmasının vakti geldi.


* Ara başlıklar Gazete Karınca’ya aittir.

* Yazının orjinaline buradan ulaşabilirsiniz.


  Britanya basınında May-Erdoğan görüşmesine sert eleştiriler