Ana SayfaYazarlarAbdulmelik Ş. BekirTürkiye’nin ‘Trump falı’: Seviyor, sevmiyor, sevi… – Abdulmelik Ş. Bekir

Türkiye’nin ‘Trump falı’: Seviyor, sevmiyor, sevi… – Abdulmelik Ş. Bekir

HABER MERKEZİ – İktidar ve destekleyenleri Obama’nın gidişine epey sevindirik oldu. Oldu da, bu sefer de Trump’ın ne yapacağının kestirilememesinin getirdiği tedirginlik başladı. Tedirginliğin bir nedeni Trump’ın izleyeceği ekonomi politikalarının Türkiye gibi ülkelerde yaratacağı olumsuz etki. Sanırım bundan kurtuluş yok. Onun için bu falın netleşen ‘sevmiyor’ kısmı.  Peki seviyor kısmı net mi? Hayır.


ABDULMELİK Ş. BEKİR


ABD’nin yeni Başkanı Donald Trump yemin ederek görevine başladı. Ama herkeste bir tedirginlik. Kimse nasıl bir politika izleyeceğini kestiremiyor. Geçmişi, seçim kampanyasında halka verdiği vaatler ve kabinesinin rengine bakarak bazı şeyleri tahmin etmenin ötesinde bir veri yok. Bu veriler de çoğu zaman birbiriyle zıt politikalara işaret edebiliyor. Vaziyet böyle olunca, yapılan tahminler böylesi belirsiz ve çetrefilli konuların başat çözüm aracı olan papatya falı açmanın ötesine geçmiyor. Yani Trump bizi ‘seviyor ya da sevmiyor’ hikayesi.

Bu konuda en çok tahminin yürütüldüğü ülkelerden biri de Türkiye. Malum, Obama yönetimiyle özellikle son dönemlerde ilişkiler hayli limoniydi. İktidar ve destekleyenleri Obama’nın gidişine epey sevindirik oldu. Oldu da, bu sefer de Trump’un ne yapacağının kestirilememesinin getirdiği tedirginlik başladı.

Tedirginliğin bir nedeni izleyeceği ekonomi politikalarının Türkiye gibi ülkelerde yaratacağı olumsuz etki. Sanırım bundan kurtuluş yok. Onun için bu falın netleşen ‘sevmiyor’ kısmı. Peki seviyor kısmı net mi? Hayır. Temenni edilen Trump’ın Türkiye’nin Irak ve Suriye’de iflas eden politikalarına destek vermesi ve özellikle Kürtlerle iş yapmayı bırakarak karşı tavır almasıdır. Bir de Gülen’in iadesi meselesi var. Bu konular netleştiğinde falımız tamama erecek.

Türkiye’nin ‘biz olmadan olmaz’ siyasetinden mutlu son çıkar mı?

Peki Trump, iktidarın istediği politika değişikliğine gider mi, yani istenilen mutlu sona ulaşılır mı?

Bir; İktidar ve medyası son dönemlerde “ABD, Türkiye’nin istediklerini kabul etmezse, Rusya ile yola devam ederiz. ABD’nin Ortadoğu’daki nüfuz alanı biter” söylemini daha sık dillendirir oldu. Hatta işi, ABD’nin zaten Ortadoğu’dan çekildiği ve bundan sonra Rusya ile yürümenin mukadder olduğu noktasına kadar vardıranların sayısı da az değil. Bunun meali ise jeopolitik ve jeostratejik öneme dayalı, “Biz olmadan Ortadoğu’da kimse bir şey yapamaz” siyasetidir. Bu siyasi okumanın çoğu zaman Türkiye’nin elinde bulunan kartların edeceğinden daha pahalıya masaya sürülmesine neden olduğu biliniyor. En son ikinci körfez savaşı sırasında da masaya sürülmüş ve elde kalmıştı. Bu zemine oturtulan söylemin mutlu son çıkarmaya katkı sunması oldukça şüpheli.

İki; ABD’nin Ortadoğu’dan çekildiği falan yok. Bunu ABD’nin herhangi bir yönetimi istese de klasik dünya sisteminin bizatihi istemeyebilir ya da izin vermeyebilir. ABD, klasik dünya sisteminin motor gücü, koruyucusu ve supabı durumundadır. Salahiyeti aynı zaman da kapitalist sistemin salahiyeti demektir. Dünyanın bir bölgesi ve özellikle kanayan yarası olan Ortadoğu’dan çekilmesi dünya hegemon güç dengesinin yeniden dizaynı demektir. Onun için öyle kolayca Ortadoğu’dan çekilmez. ABD’nin son imparator olarak zamanla sönümleneceği tartışması sistem analizine dayalı akademik bir tartışma konusudur. Bu günden yarına olacak ve üzerine güncel politika kurulacak bir mevzu olmaktan uzaktır. Mutlu sona katkı sunmayacağı gibi sahiplerine de maliyeti oldukça ağır olabilir.

Trump-Putin ortaklaşması Türkiye’yi nasıl etkiler?

Üç; ABD’nin sistemine bakıldığında başkanın değişmesiyle özellikle dış politikada ciddi bir makas değişikliğine gidileceği beklemek yanıltıcı olabilir. Trump’ın yeni politikaların belirlenmesi ve icrasında etkisi ve tasarrufunun olacağı kuşkusuzdur. Ama bunun ABD’nin uzun vadeli stratejileri ile uyumlu olmayacağı anlamına gelmez. Trump, her ne kadar nevi şahsına münhasır tarzı ve söylemiyle ‘heyecan’ yaratsa da seçim sonrası mesajlarına bakıldığında ABD’nin mevcut politikasına uyum sağlama çabasında olduğu rahatlıkla görülebilir. Trump, Ortadoğu politikasında önümüzdeki dönemde Rusya ile daha uyumlu ve ortaklaştırıcı bir politika yürütme eğilimi görülüyor ama bu zaten yeni bir şey değil ve Obama yönetimi ile başlayan bir sürecin davamı olacaktır. Tabii bu her şeyin güllük gülistanlık olacağı anlamına da gelmez. Tıpkı Obama döneminde olduğu gibi birçok konuda ilişki-çelişki düzleminde yürüyecektir. Trump-Putin ortaklaşması Türkiye’nin pozisyonunu güçlendirebileceği gibi zayıflatma ihtimali de var. Türkiye, mevcut pozisyonunu abartılı pazarlama hatasına düşmezse, iki tarafa da bazı taleplerini kabul ettirme imkanı bulabilir.

Dört; Trump’ın hem seçim öncesi hem de seçim sonrası yumuşatmadığı ender söylemlerinden biri de kökten dinciliğe karşıtlığıdır. Yemin töreninde, “radikal dinciliğin kökünü kazıyacağız” söylemiyle bu konudaki kararlılığını teyit etti. Yine kabinesinde yer alan birçok bakanın kendisi gibi ‘radikal dinciliğe’ karşı demeçleri basına yansıdı. Türkiye, her ne kadar son dönemlerde bazı gruplarla ilişkisini zorunlu olarak kesmişse de, son 6 yıl içinde Irak ve Suriye’deki gruplarla olan ortaklığına dair belge ve bilgilerin ABD’nin elinde olduğu bilinen bir gerçek. Radikal dinci gruplarla ilişki bir yana, ABD medyasında Türkiye’nin bizatihi AKP iktidarı ile radikal dini bir zemine kaydığına yönelik değerlendirmelerin sıklıkla çıkmasını da göz önünde bulundurmakta fayda var. Kuşkusuz bu söylemin sahaya yansımasının pratik müdahaleler üzerinden olacağını kestirmek güç değil. Bu da Trump’un Ortadoğu’dan çekilmek bir yana daha da sert döneceğine bir işaret olarak almak mümkündür. Bu, Türkiye’yi şimdiye kadar saha da desteklediği ve ilişkide olduğu radikal dinci gruplarla daha fazla karşı karşıya getireme seçeneğiyle yüz yüze bırakabilir.

ABD Rojava’da Kürtlerle kurduğu ilişkiyi keser mi?

Beş; Türkiye’nin belki de en önemli beklentisi ABD’nin Rojava’da Kürtlerle kurduğu ilişkiye son vermesidir. Bu konuda nasıl bir gelişme olacağını kestirmek için bir az daha beklemekte fayda var. IŞİD ile Mücadele Özel Temsilcisi olan Brett McGurk başta olmak üzere Obama yönetimi tarafından Ortadoğu politikasını yürüten birçok kişi Trump tarafından görevde tutuldu. Yanı sıra Trump’un kabinesinde yer alan birçok bakanın gerek daha önce gerekse göreve başlayacağı kesinleştikten sonra Kürtlerin önemine vurgu yapan demeçleri, ABD’nin önümüzdeki dönemde Irak ve Suriye’de Kürtlerle ilişkilerinde ciddi bir değişimin olmayacağı şeklinde okunabilir. Bu konuda da ABD, Türkiye’nin taleplerini kabul etmekten ziyade mevcut politikasını Türkiye’ye dayatmaya devam etme ihtimali daha yüksek görünüyor. Yani burada da ‘sevmiyor’un çıkma olasılığı ciddi.

ABD Gülen’in iadesini hukuki sürece bırakacak

Altı; Gülen’in iadesi önümüzdeki dönemde de muğlaklığını koruyacaktır. Türkiye’de demokrasinin kötü gidişatı sürdüğü müddetçe bu konuda bir gelişmenin olma ihtimali oldukça zor. Özellikle OHAL ile yönetilen ve işkencenin olağanlaştığı, basın yayın yoluyla normalleştirildiği bir Türkiye’ye Gülen ya da talep edilen başka bir kişinin iadesi beklenmemelidir. ABD, önümüzdeki dönemde de hukuki sürecin işlemesine bakacaktır.

Son olarak, Türkiye’nin ABD ile ilişkilerinin bozulmasının temel sebebi Suriye politikasıdır. Suriye politikasında ise özellikle Rojava eksenli gelişmeler ön plana çıkmaktadır. Türkiye’nin bu düzeyde Rusya’ya angaje olması, Esad ile ortaklaşma arayışına girmesi ve yıllarca ilişkide olduğu grupları yarı yolda bırakmak zorunda kalması da aynı politikanın ürünüdür. Cumhurbaşkanı ve Başbakan başta olmak üzere tüm iktidar yetkililerinden son günlerde “Kürtlerle ilişkileri kesmezsen Rusya ile devam ederiz” arka planlı blöf ve tehdit karışımı açıklamalar art arda gelmeye başladı. Ancak var olan ipuçları ABD’nin Türkiye’nin dayatmalarını kabul etmekten ziyade, politikalarının kabulünü Türkiye’ye daha fazla dayatacak gibi görülüyor. Çünkü ABD’nin Türkiye’ye yönelik mevcut politikasının temel belirleyeni Kürtler değildir.  Asıl olan 11 Eylül saldırılarıyla ABD açısından stratejik bir tehlike olarak değerlendirilen radikal İslamcılıktır ve AKP’nin bu yönlü politika ve ilişkileridir. ABD’nin Türkiye’nin tüm dayatmalarına rağmen Rojava Kürtleriyle ilişkilerine birde bu yönden bakmakta fayda vardır.

Falda mutlu son görünmüyor

Özcesi falın geri kalan kısımlarının da yapılan blöf ve tehditlere rağmen mutlu sonla sonuçlanması ihtimali oldukça az görülüyor. Geriye kalan AKP’nin içte demokratikleşmesi dışta politikalarını gücü oranında akilleştirmesidir.

Yine de bekleyip görmekte fayda var…