Ana SayfaGüncelCinsel tabuların yıkıldığı bir film: Luis Bunuel’in ‘Gündüz Güzeli’

Cinsel tabuların yıkıldığı bir film: Luis Bunuel’in ‘Gündüz Güzeli’

HABER MERKEZİ – 1928 yılında yayımlanan pornografik bir romanın, 1960’ların atmosferinde çekildiği bir filmdir “Gündüz Güzeli”. Cinsel tabuların, sinemadan önce edebiyatta yıkıldığını ortaya koyan eser, Luis Bunuel’in kadrajından, farklı bir incelikle yansır.


ŞİLAN AVCI


Burjuva ev kadını Severine’den çok, gündüzlerini genelevde geçiren Severine’e uzun uzun bakarız. Gündüz Güzeli olmayı seçen Severine, cinsel açlığını gidermeye çalışırken bile kendi sınıfına ait bir genelevde bulur kendini. Sadece gündüzleri açan bir zambak çiçeğidir O artık. Belle de Jour (Gündüz Güzeli) diye çağrılır gizli işinde.

Dışarıdan ideal görünen ama özünde cinsel soğukluk ve duygusal mesafenin harmanlı olduğu, mutsuz evliliğinden sıyrılmanın bir yolunu bulmuş gibidir. Başlarda kendisi de ne yaptığından çok emin değildir ve girdiği ortama yabancılık duyar ama uzun sürmez. Tanımadığı adamlarla sevişir, her birinin farklı isteklerine boyun eğer ve kendi fantezilerini de büyük bir arzuyla hayal etmeye devam eder. Bu dünyanın içinde kendini kabul etmeye ve kimlik kazanmaya başladıkça da kocasına karşı daha yakın duygular beslemeye başlar. Bu paradoksta, cevapsız kalan pek çok soru bırakır bize aslında.

beyaz, ince bir yılan gibi kıvrılıyordu boynum

kimliğin yırtıldığı,

kalbimin durup izlediği bir gündü

ölgün öğlen üzerlerini seviyordum en çok

sırtımdan süzülen terin,

ardımda bırakacağım tek şey olacağı duygusu ah,

ertelenmiş sakıncalı bir dündüm

1928 yılında yayımlanan pornografik bir romanın, 1960’ların atmosferinde çekildiği bir filmdir Gündüz Güzeli. Cinsel tabuların, sinemadan önce edebiyatta yıkıldığını ortaya koyan eser, Luis Bunuel’in kadrajından, farklı bir incelikle yansır. Erotik sahneleri, cinsellik eylemini göstermeden çeker.

Sadomazoşist duyguların ve güçlü cinsel arzuların işlendiği film, bir kadının ruhsalı üzerinden, pornografiyi değil duyguyu irdeleyerek ve sorular sordurarak ilerler.

Burjuvazinin olanaklarıyla çevrili bir hayat yaşayan Severine, neden kocasıyla birlikte olmaz ve neden bir gündüz vardiyalı ‘fahişe’ ( olmayı tercih eder?

bu sabah da affettim kendimi

aynada kirli yüzlü bir çocuktum

açtım,

açıktım

dokunsalar ağlayacaktım

çok bir mevzusu yoktu aslında insanın;

iki bacak,

bir kucaktım

Az konuşan, az gülen ve sürekli düşünceli bir asık yüzle gezen Severine, uzaktan kusursuz gibi görünen hayatına, tek tek bütün kusurlarını işler. Bir örümcek ağı gibidir hayatının penceresi. Sık sık gelip kenarında durduğu ve kollarını kavuşturup izlediği dünyasının anlamsızlığı içinde boğulur belki de.

Geneleve gidip kendini bir nevi işe kabul ettirdiği gün, saatini öğlen vakti olarak belirler. Her gün saat beşte kendi hayatına geri dönecektir. Belki de onu vazgeçirecek son bir hamle yapmaya karar verir ve doktor olan kocasının çalıştığı hastaneye gider, ama kocası yine yoğundur ve onu geri gönderir. Durumun bahanesi/işareti ile işinde ilk gününe başlamaya karar verir.

Fantezilerinin hepsinde, sonunda cezalandırılan bir kadındır Severine. Kendini ne için cezalandırır? Cinselin içinde saklı binlerce sorudan biridir bu da. Çocukluğun, ilk gençliğin, doğa kanunu ve toplum kurallarının yarattığı evlilik kurumsalının ve sosyal çevre sorunsalının sınırlarıyla çizilir belki de içinin belirsiz arzusu. Somuta indirgenemez ve boşlukta belirsizce salınmaya devam eder. Severine’i çok tanımadan, sadece evliliğinin içinde görürüz çünkü.

hepinizi sevdim

gölge gibi sevdim dudaklarınızı

boynunuzda bıraktığım

salyalara karıştı göz yaşlarım

duymadınız sayın bayım!

savaşlar birikmişti içimde

sevdikçe yendim

içime akıttığınız hiçbir çocuk can bulmadı kendine

ruhsuzca çekip gittiler

hepsinin babası bendim…

Filmde kullanılan sesler ve semboller, cinselliği çağrıştırsa da net bir ifadeyle ne oldukları ortaya konmaz aslında. Edilgen gibi duran ama onun seçimleriyle birlikte Severine’nin etrafında dönen hikaye, bir kadının “içini” anlamaya mı çalışır, yoksa estetize edilen cinsel sapkınlıkların temeline mi iner?

İtaatten ve horlanmaktan hoşlanan profesör, saplantılı gangster, Severine’e ilgisini rahatsız edici boyutta belli eden aile dostu… Severine, bunca radikal tutumla seçimlere bulaştığı hayatını yaşarken, bilgisiz ve uzakta duran kocası ve hikayelerini bilmediğimiz diğer kadınlar… Her birinin saplanıp kaldığı hayatlarında, cinsel arzu ve saplantıları üzerinden bir çok fikir yürütülebilir.

Filmin sonunun da açık bırakıldığı Gündüz Güzeli, Severine’in “yalnızlığı” üzerinden, bizi de kendi içimize doğru, sorulu bir yalnızlığa çıkarır.

Joseph Kessel’in romanından uyarlama olan Gündüz Güzeli filmi, Luis Bunuel ve Jean Claude Carriere tarafından senaryolaştırılmış ve yönetmenliğini de yine Luis Bunuel yapmıştır. Catherine Deneuve ve Michel Picholi baş rollerdedir.