Ana SayfaÇeviriDavid Graeber: Türkiye ekonomisi ucuz bir bantla bir arada duruyor, kopacağı kesin

David Graeber: Türkiye ekonomisi ucuz bir bantla bir arada duruyor, kopacağı kesin

HABER MERKEZİ – Türkiye ekonomisine ilişkin değerlendirmelerde bulunan antropolog ve yazar David Graeber, “Ülkenin ekonomisi korkunç durumda, sanki sadece ucuz bir bantla bir arada duruyor. Kopacağı kesin, kesin olmayan ise ne zaman olacağı” dedi. İhraçlar ve tutuklamalara da dikkat çeken Graeber, olası bir kriz durumunda bu krizle başa çıkacak kimsenin olmadığı yorumunu yaptı.


Çeviri: EZGİ GÜL


Ünlü antropolog ve aktivist David Graeber, Türkiye’nin finansal durumu ve bu durumun politik gelişmelere etkisi hakkında değerlendirmelerde bulundu.

Kom News’e konuşan değer teorisi ve sosyal teori konusunda uzman David Graeber, Türkiye ekonomisinin kasvetli bir resmini çizdi.

“Süre uzadıkça çöküş de büyük olacak”

İlk olarak Türkiye’de olası gördüğünüz ekonomik çöküşü sormak istiyoruz. Bu öngörünüzün kaynağı nedir?

İçeriden bazı kanallarımı kontrol ettim, orada çalışan arkadaşlarım var. Bana ekonomik bir erime olduğunu, her nedense Wall Street’in ülkeye para gönderdiğini, bunun Türkiye’yi su üstünde tuttuğunu söylediler. Ama bu durum yalnızca tıpa çekilene kadar sürecek. Ve aslında süre uzadıkça çöküş de daha büyük olacaktır.

Wall Street’in bunu yapmak için sebebi ne olabilir?

Eh, kâr tabii ki. Yaptıkları her şey kâr için. Aslında kimin daha önce göz kırpacağına dair bir oyun oynuyorlar. Wall Street’in yaptığı tam olarak bu, kendi kendilerine bir balon yaratıyorlar ve zamanı geldiğinde yoldan kaçan ilk kendileri olmaya çalışıyorlar. Bu temelde manipülasyonun ne demek olduğuna iyi bir örnektir. Gerçi Türkiye ekonomisinin bütün asli ögeleri gittikçe kötüye gidiyor. Ne kadar kötü olduğunu, Putin’in turistleri geri çektiği zaman – Türkiye’nin büyük bir gelir kaynağı – Erdoğan’ın göz kırpışından görebilirsiniz. Bu Erdoğan’ın doğasında bir “özür dileme şekli” değil, ekonomik olarak başının belada olduğunu gördüğünün göstergesi. Ülkenin ekonomisi korkunç durumda, sanki sadece ucuz bir bantla bir arada duruyor. Kopacağı kesin, kesin olmayan ise ne zaman olacağı.

“Erdoğan tüketme eylemini milliyetçi bir şey haline getirdi”

Doların yükselişi Türkiye’de ekonomik bir çöküşe sebep olabilir mi? 

Doların özel olarak Türkiye’yi nasıl etkileyeceğini bilmiyorum, dolar güvenli olarak görüldükçe avantajı eline alıyor, uluslararası istikrarsızlık artıyor, daha çok insan kaderini doların ellerine bırakıyor. Aslında bu bir nevi psikolojik çünkü bütün sistem doların ve Amerikan ekonomisinin yararı üzerine kurulu. Trump öyle ya da böyle bunu itiraf etti, bu sistemin karşısında duruyor. Özünde, uluslararası ekonomik sistem dolara dayalı dolaylı bir vergi alma mekanizması. Ama her şeye rağmen Amerika’ya senyoraj avantajı getiren verimli bir mekanizma… Amerika’nın ticarette kötü bir dengesinin olmasının sebebi paranın ne olduğunu tanımlayan bir kesmin olması, doların ne olduğunu tanımlayan bir kesmin olması; uluslararası ekonominin temel taşları. Dolayısıyla işleri kızıştırabilirler, uluslararası bir kaos yaratabilirler ve bu insanların kaçmak için dolar almaya yönelmesine sebep olur, bu euro için çok kötü olur, pound için rezalettir. Yani aslında daha geniş grupları kapsayacak daha büyük etkilerin ne olacağı, nasıl olacağı Trump’ın karşısında durduğu uluslararası finans sistemini ne derecede sürdürüp sürdürmeyeceğine bağlı. Eğer gerçekten yeniden endüstriyelleşen Amerika amacına giderse, Amerika ihracatı hakkında endişelenmeye başlamalı, doların bu denli güçlü olması bunun için bir engel teşkil ediyor.

Erdoğan buna nasıl tepki veriyor?

Erdoğan’ın yeni gözde seçmen kitlesinin yeni “zenginleşmiş” İslamcı orta sınıf mensupları olduğu ortada. Genelde İstanbul’da değil, Ankara ve daha küçük şehirlerden insanlar. Bu onun temsil ettiği bir sosyal statü ve bu insanlara göre her şey ekonomiye bağlı. Onları su yüzünde tuttuğu ve yeni kazandıkları dindar ve tüketimci yaşam standardını koruyabildiği sürece Erdoğan güvende. Şu anda Bush’un 9/11’da davrandığına benzer davranıyor, ve dışarı çıkıp “Eğer vatansever olmak istiyorsanız bir şeyler alın, pazara gidin” diyor. Dolayısıyla tüketme eylemi neredeyse milliyetçi bir şey haline geldi ama bu milliyetçilik bittiğinde Erdoğan yeni bir hikayeyle çıkmak zorunda. Erdoğan’ın bankacıların finansal silahları kullandığı gibi, insanların ona karşı komplo kurduğu argümanını kullanacağını biliyoruz. Bu dili kullanmaya başladığında, iyi karşılanmayacak.

“Bir kriz durumunda krizle başa çıkacak kimse kalmadı”

Sizce “faiz lobisi”nin ona karşı komplo kurduğunu söylemesi bu anlamamı geliyor?

Evet, kesinlikle! Temelde, onun sevmediği herhangi bir şeyi yapan herkes artık bir terörist. Gülenizm, terörizm ve muhalefetin hepsini birbirine karıştırdı, hepsi bir noktada aynı anlama geliyor onun için. Yani, her sorun hakkında konuşmak için “Kötü niyetli kişiler komplolar kuruyor, hepsi terörist ve biz onları yenmeliyiz” diyen tek bir dil kullanıyor. Ekonomik bir iflas olması durumunda nasıl bir felaket olacağı tahmin edilebilir çünkü ülkenin teknik anlamda bilgili bürokratları, işten çıkarılan binlerce öğretmen ve yönetici gibi, yok ediliyor. Eskiden her şeyi toparlayan bu kişiler artık hiçbir şey yapmayacakları pozisyonlardalar. Bu yüzden de bir kriz yaşanması durumunda, krizle başa çıkacak kimse kalmadı.

“Bir kriz durumunda Suriye’deki başarısızlık Türkiye’de de yaşanacak”

Bence bunu askeriyede görüyorsun. İnsanların hiç konuşmadığı bir şey Türkiye ordusunun Suriye’deki başarısızlığı. Onlar bir NATO ordusu ve IŞİD’den küçük bir kasabayı bile alamıyorlar ki YPJ düzenli olarak IŞİD’i yenebiliyor. Türkiye ordusu hava kuvvetlerine, çok sayıda tanka sahip fakat nasıl oluyorsa Suriye’de küçük bir kasabayı bile IŞİD’den alamıyor. Bunu açıklamanın tek yolu demoralizasyon ve ordunun yetersizliği çünkü darbeden sonra yetkin tüm yetkililer ordudan atıldı. Şimdi bir kriz olması durumunda Suriye’de yaşanan başarısızlık ülkenin içinde de yaşanacak.

Bu ekonomik gerginliklerin Türkiye’nin dış politikasını nasıl etkileyeceğini düşünüyorsunuz, özellikle Suriye’ye karşı olan tavır nasıl değişir?

Kesinlikle Suriye’deki önceliklerini değiştiriyorlar. Hiçbir zaman birinci hedefler Esad’dan kurtulmak olmadı, o iki numaralıydı. Birinci öncelik her zaman bir Kürt otonomisi oluşmasını engellemek oldu. İki amaç için de uğraştılar ama sonunda  birinciyi sağlamak için ikinciyi feda ettiler. Görünen o ki insanlar yeni küresel düzenin kaderinin Trump, Putin, Erdoğan gibi güçlü erkek liderler olacağını düşünüyor ve Esad bu modele uyuyor. Sisi, Esad ve Erdoğan demokrasi ve insan hakları büyük güçler tarafından bir kenara itildiğinden beri istikrarın garantörleri olarak görünüyor. Bu bir çeşit geniş ittifaka dönüşecek. Trump Rusya’yla Avrupa birliğine ve Çin’e karşı bir ittifaka girmek isteyecek gibi görünüyor. Bu AB’nin ve Çin’in bir çeşit cevap vermesi gerektiği anlamına gelir mi, gelişmelerin jeopolotik sonuçlarını görmeden yorum yapmak mümkün değil.

Erdoğan ittifak değiştirdiğimiz ve ne olacağının, kimin nerde yer alıp kimin karşısında duracağının belli olmadığı zaman periyodundan beri manevra yapabilmek için çok uğraşıyor. Kendisini herkesin Türkiye’yle işbirliği ve ittifak istemesinin önünde kaçınılmaz bir figür haline getirmeye çalışıyor. Ve böylece ekonomiyi yapılacak yatırımlarla ayakta tutabileceğini ve orduyu ordu içinden destekle ayakta tutabileceğini umuyor ama kendi ordusunu kendi yok ettiğini unutuyor. Bürokrasiyi tamamen mahvetmesine rağmen ülkeyi su üzerinde tutabileceğine inanıyor.

“Trump’ın Türkiye’ye karşı tutumu Putin’e bağlı”

Erdoğan “Batı”ya karşı dilini neden sivriltiyor? 

Aslında nerdeyse her aşırı milliyetçi kendisini arkasından bıçaklayan birine dair uydurma bir hikayeye ihtiyaç duyar, bu her zaman bir bütünün parçasıdır. ” Bize ihanet eden küresel elit tabaka; biz kuralına göre oynamaya çalıştık ve dediklerini yaptık ama başımıza gelene bak.” Bence Avrupa Birliği, örneğin, harika bir “kötü adam”. Aslında soru şu ki: Erdoğan müttefik olarak kabul edilecek mi? Trump şimdiden Esad hakkında güzel şeyler söyledi, Mısır’daki Sisi için de. İttifak için Erdoğan’ın onunla “kafadar” olduğuna kesinlikle inanmayı bekliyor. Ama bence Trump’ın Türkiye’ye karşı takınacağı tavır Putin’e bağlı.

Diğer olay ise Trump Daeş hakkında ciddileşebilir çünkü önceden bu karışık satranç oyununda işler içgüdüsel olarak muhafazakar olan Obama’nın altında dönüyordu. Obama’nın ilk derdi dolayısıyla: “Eğer IŞİD’i iki haftada yenersek boşluğu ne dolduracak? Kontrolü sağlayabilir miyiz?” olurdu. Bence Trump benzeri tutucu içgüdülere sahip değil. Mevcut sağcılar gibi yayılmacı bir emperyal siyaset yürütmeyi amaçlamıyor. Bütün kariyeri boyunca “Japonya’yı korumamıza gerek yok, Suudi Arabistan’ı korumamıza gerek yok, Estonya’yı korumamıza gerek yok” deyip durdu. Emperyal rolün gerçekten işe yarayacağına inanmıyor. Ve sadece bir sağ kanat popülisti Amerikan emperyalizmini böyle görebilir.

Sadece kabinesini ordudan  çılgın insanlarla dolduran bir sağcı buradan bu sonuçla çıkabilir. Bunları yapabilmeye muktedir olmak için Trump bir zaferle başlamalı. Bence Trump diyor ki “IŞİD kolay, onları kesinlikle yeneriz.”

Birinci Körfez Savaşı’ndan beri Amerikan ordusu hangi operasyonu gerçekleştirdi , nerede Amerika açıkça kazandı? Hiçbir yerde. Hiçbir zaman iddia ettikleri gibi Afganistan’ı kurtarmadılar, Irak’ta kaybettiler. Tekrar ve tekrar Amerika Birleşik Devletleri’nin güçten düştüğü görzlendi. Dolayısıyla Trump’ın güttüğü mantık: “Alevlenen silahlarının içine dalalım, elimizde olan her şeyi IŞİD’e fırlatalım, nasıl olsa o kadar da kuvvetli değiller. Rakka ve Musul düşünce sadece basit bir terör problemine dönerler ve onlarla avcumun içinde oynarım çünkü ben terörizm seven güçlü bir adamım.” Ve böylece “Bakın ne büyük bir zafer kazandım!” diyebilir ve başka yerlerle de uğraşabilir.

Bence Amerika’nın geniş ölçeklerde çekilmesini gözlemleyeceğiz. Soru şu: Başka kim adım atacak? Erdoğan bölgesel bir hegemonya kurabilecek mi? Yoksa diğer güçler tarafından kontrol mü edilecek?

“Türkiye, YPJ’nin yaptığı işin yüzde 10’unu bile yapmaktan aciz”

Bu çerçeve dahilinde, Suriye’deki Kürtlerin geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Rojava’nın kaderinin ne olacağı gerçekten belli değil. Kendilerini elzem hale getirmek için ellerinden geleni yapıyorlar ve aslına bakılırsa bu işte iyiler. Bir açıdan Türkiye tekrar tekrar aynı oyunu oynayarak kendini utandırıyor; muazzam bir orduları, hava güçleri ve kaynakları var ama hala YPJ’nin kentleri IŞİD’den temizlerken yaptığı işin yüzde onunu bile yapmaktan acizler. Bu gerçekten Suriye’nin uzun dönem yerleşimlerinin doğası ve Rusya’nın tavrına bağlı. Amerika zaten kendi kinizmiyle unlu, herhangi birini satabilir. Rojava’daki insanlar, Rusların -korkutucu sağ kanat kripto faşistlerin- biraz da olsa feodal bir onuru olduğunu çok iyi hesapladı. Ruslar eğer sadık bir müttefik olurlarsa herhangi birini sırtından bıçaklamayı düşünmeyebilir. Rusların Erdoğan’a ve Suriye hükümetine “Hayır, gidip Kürtlere saldıramazsınız, bunda size arka çıkmayız.” demesi de buna bir örnek sayılabilir.

“Çöküş bir yerde gerçekleşecek”

Ve 2017 Türkiyesi için öngörüleriniz…

Bence çöküş bir yerde gerçekleşecek. Ve gerçekleştiğinde Erdoğan’ın ilk reaksiyonu daha fazla başkanlık kontrolü olmasını empoze etmek, daha fazla ordu kontrolü istemek olacak. Zeminini kaybetmeye başlayacak. Ve bu olduğunda sonucun ne olacağı belirsiz. Hiçbir şey değilse bile çok büyük politik dalgalanmalar, olasılıklar ortaya çıkacağı kesin.


Kaynak: Kom News