Ana SayfaÇalışma Yaşamıİşgal fabrikalarının dayanışma ekosistemleri – Liam Barrington-Bush

İşgal fabrikalarının dayanışma ekosistemleri – Liam Barrington-Bush

Yunanistan’da geri kazanılan VIO.ME fabrikası işçileri, daha dayanışmacı topluluklara ve daha güçlü, daha az parçalanmış bir topluma doğru inşa faaliyetindeler.


LIAM BARRINGTON-BUSH / Roarmag

Çeviri: ELEM GÜZEL / Sendika.Org


İlk bakışta bu bir fabrika: Ağır makineler, kasalar, paletler, endüstriyel variller ve el emeği ile çalışan erkekler. Belki de, depo etrafında asılı ev yapımı pankartlar dışında çok az şey göze batıyor. Onlar da Yunanca, yani onları okumak mümkün olmayabilir, ama bunların IKEA endüstriyel şıklık kataloğundan stok dekorasyon ürünleri olmadığı aşikâr.

Birkaç gün içinde, bu adamların, her gün çoğu fabrikada olduğu gibi, aynı belirli işi yaptığını görmenin düşük olasılıklı olduğunu fark edebilirsiniz. Her gün rollerini dönüşümlü olarak değiştiriyor gibi görünüyorlar, sabun yığınlarını karıştırıyor, kalıplara boşaltıyor, parçalara ayırıyor, fakat aynı zamanda tuvaletleri temizliyor, ürün siparişlerini alıyor ve dağıtımı düzenliyorlar.

Fakat yine de, VIO.ME’nin içine girdiğinizde, çoğunlukla kuzey Yunanistan ve ötesindeki sayısız endüstriyel işyerinden biri gibi görünüyor. En azından bir Çarşamba veya Perşembe geri gelip idari ofisin bir kısmının işçiler ve daha geniş topluluk için ücretsiz sağlık kliniğine dönüştürülmüş şekilde bulana kadar.

Ya da haftanın herhangi bir günü oraya geldiğinizde ve yapılan ilk şeyin tüm işçilerin, işle ilgili güncel bilgileri paylaşmak ve günün devamında yapılacak işle ilgili konularda herkesin bilgi sahibi olduğundan emin olmak için bir araya gelmek olduğunu görene kadar…

Ya da eğer malzeme odalarından birine girer ve Selanik civarındaki göçmen gecekonduları, kampları ve işgal yerlerinde devam eden dağıtımlar için fabrikada depolanan bağışları tasnif eden farklı göçmen dayanışma gruplarından üyeleri keşfederseniz…

Zamanla, VIO.ME sabık olağan görünüşünün altında, bir dizi radikal değişikliğin meydana geldiğinin farkına varırsınız. Bunlar, işi, topluluğu ve toplumu etraflıca nasıl örgütlediğimizle ilgili alternatifler sunan değişikliklerdir. VIO.ME, Avrupa’daki bu değişimin karakteristiği haline gelse de, fabrikada çalışan ve fabrikayı destekleyenler onun benzersiz olmadığını keşfediyorlar. Bu değişim yayılıyor ve çalışma, yaşama ve bir bütün olarak gezegenle ilişkilenme biçimlerimizde radikal değişikliklerin nasıl meydana gelebileceğine dair alternatif bir tasavvur sunuyor.

Denetimine giriş

İşçiler en az üç yüzyıl boyunca birlikte kooperatif işyerleri biçimlendirmişlerdir. Ancak Yunanistan’daki VIO.ME fabrikasının da bir parçası olduğu geri kazanılmış işyeri hareketinin kökeni 2001 yılı Arjantin’ine dayanıyor. O dönem ülkenin, neoliberal borçlar, dondurulmuş banka hesapları ve kitlesel halk ayaklanmalarının ortasında, koltuğunda ancak birkaç gün dayanabilen bir avuç başkan tarafından yağmalandığı zamanlardı.

Buenos Aires Üniversitesi’nde 2002 yılından bu yana işçi geri kazanımları üzerine çalışan ve Ekim ayında VIO.ME’deki 2. Avrupa-Akdeniz İşçileri Ekonomi toplantısına katılmak üzere Yunanistan’a gelen bir akademisyen olan Andres Ruggeri “bu ekonomik, politik ve toplumsal bir krizdi” diyor. Ruggeri, “bu, işçi sınıfı veya orta sınıf veya fakir insanların ayaklanması değildi, bu her şeydi” diye açıklıyor. “Egemen sınıf çöktü. Bu bağlamda, patronların bazıları fabrikalarını terk etti”.

2001-2002’de, sahipleri tarafından arkalarında bırakılan aşağı yukarı 100 işyeri, işçileri tarafından çabucak yeniden işgal edildi. İşçi işgali yeni bir olgu olmamasına rağmen, binyılın başındaki Arjantin’deki ani patlaması gibi eylemler bu kadar büyük ölçekte ilk kez meydana geldi.

Bugün Arjantin’de, geri kazanılmış 370 işyerinde, Sanayi Devrimi’nden beri küresel ekonomiye hakim olan çalışma sistemine karşı iki parmağını kaldırarak çalışan yaklaşık 16,000 işçi var. Bu kooperatifler endüstriyel imalatçılardan, hastanelere, tekstil üreticilerinden çikolata fabrikalarına, otellerden matbaalara kadar çeşitlilik gösteriyor. Bazıları karmaşık işleri yürütmek için işletme yüksek lisans derecesine sahip birine gerek olmadığını açıkça ortaya koyarak, kendi endüstrilerinde öncü haline geldi ve üyelerinin gelirlerini artırdı.

Hareketin kökeninin Arjantin’de olmasına rağmen, 2000’lerin başından bu yana Latin Amerika’nın çoğu bölgesine yayıldı ve 2008 çöküşü sonrası Avrupa’da da ortaya çıkmaya başladı. Kuşkusuz, VIO.ME işçi denetimine yönelik palazlanan Avrupa Hareketi’nin parlayan yıldızı, ancak terk edilmiş iş yerlerini kayıp sahiplerinden geri almak konusunda benzer projeler Fransa, İtalya, Sırbistan, İspanya, Türkiye, Hırvatistan, Bosna ve Yunanistan’ın diğer bölgelerinde de hala sürüyor.

Her ne kadar bu işgallere öncülük eden işçilerin motivasyonu ütopyacı olmaktan çok pragmatik hale geldiyse de, onların deneyimleri sayesinde ortaya çıkan şey, yeni bir tür toplumun DNA’sıdır.

Çalışma nasıl değişiyor, değişim nasıl işliyor?

“Eğer fabrikayı terk edersek ekonomik krizin bizi ailemizle beraber beş parasız, büyük problemlerle baş başa bırakacağını biliyorduk” diyor 2010’daki ilk fabrika işgaline katılan VIO.ME işçilerinden Dmitri Koumatsioulis. “Biz, sonraki adımları bilmeden yeniden üretime başlamak zorunda olduğumuzu biliyorduk.”

Bunlar, Selanik Fabrikası’nın, işçilere aylarca ödeme yapmayan patronlarının ortadan kaybolmasından sonra tekrar çalışır hale getirilmesi için atılan belirsiz adımlardı. Etrafta hiç yönetici yokken, bu kadar uzun süredir içinde çalıştıkları işletmenin aslında nasıl yürütüldüğünü çözmek işçilere düştü.

Eski yöneticilerin yerlerini doldurmaları için yeni yöneticiler seçebilirlerdi. Eski şirketin ödeme yapısını ve daha önce yaptıkları işlerin hepsini benimsemiş olabilirlerdi. Ama bütün bunları arkalarında bırakmaya ve farklı bir şey denemeye karar verdiler. VIO.ME işçilerinin birlikte çalışmanın yeni yöntemini bularak deneyimlediği üzere, dönüşümlü olarak iş değiştirme, eşit ücret ve kurul tarafından verilen kararlar yeni bir ilke haline geldi.

Önceki komuta-kontrol sistemiyle karşıtlaşan fabrikanın kolektif doğası içerisinde “Üretim 2012 yılında tekrar başladığında, biz, her gün gelip sakince kahvemizi içer, o günkü üretim, malzemelere ödenen para ve ortaya çıkan günlük sorunlar hakkında konuşurduk” diyor Koumatsioulis. Meslektaşı George Arvanitis, farkı şu sözleriyle daha açık ortaya koyuyor: “Biz hepimiz patronuz.”

Kimin sesi önemli?

Komiteler ve demokratik karar alma işgal başlamadan önce VIO.ME işçileri için tanıdık süreçler değildi, ama konuşmaya başladıklarında, patronların altında çalışırken işin temel çekirdeğini oluşturan eşitsiz ilişki türlerini yeniden üretmek için hiçbir arzuları olmadığı ortaya çıktı. Ancak kararları birlikte almaya karar vermeye dair gözüpek hareketin ötesinde dahi, eğer komiteler, fiili olarak yeni biçimlendirilmiş kooperatifin üyesi olan görece az sayıda insanı içerirse, hâlâ önemli bakış açılarını kaçırmakta olduklarını fark ettiler.

“[işgal kararından] Sonra”, Koumatsioulis anlatıyor, “fabrikayı bundan sonra ne yapacağımız, hangi ürünleri satacağımız gibi konularda karar verecek bir komite birlikte topluma açmaya karar verdik”. Böylece destekçilerinin ve Selanik sakinlerinin fabrikanın yöneliminin şekillenmesinde rol almakta özgür olduğu haftada bir toplanan Dayanışma Komitesi doğmuş oldu.

Bir şirketin bir toplulukla iletişimi sıklıkla, zaman zaman yapılan reklam yayınları veya en iyi ihtimalle kararın zaten oldubittiye getirildiği içi boş istişarelerle sınırlıdır. Fakat VIO.ME’de kapıların açılmasının ardındaki motivasyon temelde farklıydı, daha geniş toplulukların desteğinin, kendilerine fabrikanın geri kazanılmasında yardımcı olmasının ne kadar önemli olduğu görülmüştü. “Dayanışma içindeki çoğu kişiyle yapılan onca konuşmadan sonra” diye açıklıyor Koumatsioulis “onlara yardımcı olacak bazı şeyler üretmemiz gerektiğine karar verdik”.

Bu karar en modern şirketler ve bu şirketlerin mağaza açtığı yerel bölgeler arasındaki ilişkiden temelli bir kopuşu vurguluyor. Mahalleyi işe ilineksel görmek yerine, ki uzaktan karar alan mülk sahiplerinin ve hissedarların gizli tuzaklarından biridir bu, işçiler fabrikayı hayatlarını yaşadıkları topluluğun bir parçası olarak görüyor.

Bu basit temellendirme ile birlikte, eski ve yeni fabrika arasındaki en radikal değişimlerden biri gelip dayandı: iş ve bölgede bulunanların yaşamı arasındaki tesadüfi biraradalıktan ziyade, etkin karşılıklı bağlılık fikri. İnsanlar fabrikayı destekliyordu ve böylece fabrika da insanlara destek oldu.

Herkes katıldığında ne olur?

Ne yapılacağının seçimi yöneticiler ve hissedarlardansa, işçilere ve topluluklara bırakıldığında, sonuçlar da bir dizi aşikâr ve önemli yoldan gelişiyor. İşçiler eski üretim sürecinde kullanılan kimyasallar yüzünden hastalanıyorlardı. Yerel bölge fabrikanın dumanı ile kirleniyordu. Pahalı özel hammaddeler satın almak için hiçbir yatırım sermayesi yoktu. Yerel bölgedeki insanlar kriz sırasında hane halkı gelirlerinin buharlaştığını görüyorlardı.

Bu gibi sorunlar birçok şirkette dışsallıklar olarak kabul edilir, fakat onlar aslında neyin dışındadır? Tipik bir şirkette, önemli faktörleri “dışsallaştırmak” tek yönlü bir yoldur: şirket, sürece sorumluluk yükleyerek, doğrudan kar üretmeyen her şey kendisinin dışındadır demeye getirir, fakat kimse aynı şeyi şirket için yapamaz. Şirket hiçbir zaman kurulduğu çevreye, etrafını çevreleyen topluluğa, orada çalışanların hayatlarına “dışsal” değildir.

Bütün bu “dışsal” perspektifleri de katarak, ki bunların çok azı VIO.ME’nin eski sahipleri tarafından yürütülen planlama süreçleriyle özellikle alakalı olurdu, Yunanistan ve ötesindeki sayısız diğer topluluklarda ortaya çıkan dikkate değer bir takım problemlere çözümler sunan bir yönelim ortaya çıktı. Seçimler ve masaya bırakılan çeşitli alakalı sorularla baş başa kalınca, işçiler, zehirli endüstriyel yapıştırıcılardansa uygun fiyatlı ve çevre dostu temizlik ürünleri üretmeye başladılar.

Bugün, fabrika kapıları artık ne işyerini toplumdan soyutluyor, ne de çevreden fabrika emisyonunu kaçırıyor. Fabrikanın ne ürettiğinden, topluluğun neye ihtiyaç duyduğuna ve işçilerin sağlığı ile gezegenin iyiliği için neyin en iyi olduğuna ilişkin bütün kararlar, işi yapan ve civarda yaşayanlarla beraber alınıyor.

Başlangıçtaki işyeri işgali edimi aracılığıyla, VIO.ME ve sayısız diğer geri kazanılmış işyerleri işletme sahiplerinin, sendikacıların, şehir plancıların, sosyologların, çevrecilerin ve bir dizi politika yapıcısının çok aşamalı başarısızlıklarını, görünüşte benzeşmeyen bir dizi toplumsal, ekonomik ve çevresel konunun çözümünü, tek bir fabrika mekanının temeline dokuyarak aşmaya başladılar.

Karşıtlığımız, karşı olduğumuzu yansıtırsa

Şirketler, işi daha yönetilebilir kılacağı yanılsamasıyla yalıtma, dışsallaştırma, depolama ve bölümlere ayırmanın bilimini ürettiler. Bunu yaparken, işin bir veya öteki açısına odaklanarak, parçaları yan yana koyamadan veya yarattıkları gittikçe artan karışıklığı göremeden bakış açılarını kaybediyorlar.

“Asıl önemli olan” şirketin çevresel etkileri ile ilgisiz görülürken, farklı takımlar ve bölümler birbirlerinin amaçlarına karşı çalışıyor bulur. Şirketin yaptığının, içerisinde bulunduğu dünyaya hiçbir farkedilen etkisi yoktur. Sonuç üç aylık raporların alanının ötesine uzanmadığı sürece “neden ve sonuç” yoktur.

Uzaktan, bu yanlış bölümlemelerin işlevsiz tesirlerini görüyoruz, yine de muhalefetimizi örgütleme şekillerinde bunları yansıtmaya varıyoruz. Sendikalar işçilerin hakları için mücadele ediyorlar, yeşilci gruplar çevresel koruma talep ediyorlar, yerel topluluk örgütleri komşuların endişelerini duyurmaya çabalıyorlar, ancak çok nadiren, özellikle açıkça çekişmeli hale gelen zamanlarda, bu yalıtılmış çabalar uyuşuyorlar.

Biz bu dinamiği, ekolojik açıdan yıkıcı sanayilerde çalışan işçileri temsil eden sendikalar ve çevresel örgütler arasındaki çatışmada görüyoruz. Sendikalar kullanılan teçhizatın belirli bir topluluğun çevresinde doğurduğu gerçekliklere nadiren değer verirler, zira işleyişi net mesleki kazanç ve kayıp merceğinden görürler.

Bu sendika ulusal bir düzeyde örgütleniyorsa, bu hususlar ülke çapındaki sanayi işçilerinin müşterek çıkarlarının konsolidasyonu aracılığıyla daha da yalıtılır, istihdam ötesindeki herhangi bir yerel etkinin önemini daha da azaltır. Ortaya çıkan ise belirli bir noktadan ayrılmış tek bir slogandır: işe ihtiyacımız var. “Yanıcı olmayan içme suyu istiyoruz” gibi sloganlar bu gürültü içerisinde kaybolur. Bunlar “dışsallaştırılmıştır”.

Benzer şekilde, ulusal çevre örgütleri de genellikle belirli sanayilerin, bu belirli alandaki sanayilerde çalışanların ihtiyaçlarını anlamadan, atmosfere saldıkları çeşitli sera gazlarının miktarına atıfta bulunurlar. “Yeşil işlere” soyut referanslar, yaşam kaynaklarının, kendi toplulukları hakkında soyut bir mesafeden konuşan ve kendi beyanlarının sonuçlarında herhangi bir kişisel çıkarı bulunmayan insanlar tarafından tehdit edildiğini görenlerin korkularını yatıştırmak konusunda pek az şey yapıyor.

Ancak, bu gibi farklılıkların, geniş ölçekli merkezi tematik bir örgütlenmeden (hükümet, sendika ve STK gibi), merkezinde açık bir müşterek değerler temeline sahip olan küçük ölçekli dağıtık topluluk öncülüğündeki bir örgütlenmeye doğru uzaklaştığımızda daha da uyuşması ihtimali var. Daha yakın civarda, en çok etkilenenlerin de katılımıyla, ortak zemini bulmak daha kolaydır.

VIO.ME’de, ne işçilerin ne de komşularının fabrikanın daha önceden ürettiği sanayi kimyasallarını üretmeye devam etmesini istediği açık hale gelmiştir. Gerçi, Dayanışma Komitesi’yle bir iletişime geçmeden, bu ortak zeminin her zaman ortaya çıkma şansı olup olmadığını veya işgal kararının yıllarca önce olduğu gibi fabrika kapılarının arkasında gizlenmeye devam edip etmeyeceğini bilmek zordur.

“Dayanışma ekosistemleri”

VIO.ME ve diğer bütün yeniden kazanımlar etrafında ortaya çıkan şey, öyle görünüyor ki, yüzlerce bağlantılı “dayanışma ekosisteminin” erken filizleridir. Bunlar, insan ihtiyacı, coğrafi yakınlık ile dolaysız bölgelerinin ötesine erişmelerine ve kabile yerelliğinin tuzaklarından kaçınmalarına olanak veren değerler kümesinin bir karışımıyla bir araya gelmiş, birbirine bağımlı toplumsal ve ekonomik ağlardır. Paylaşılan bir dayanışma hissi, bir alandaki yerel yaşamın farklı boyutlarını (örneğin çalışma ve sağlık) birbiriyle, aynı zamanda sayısız kişinin yerel yaşamını daha da uzaktakilerle bağlantılandırır.

Geri kazanımları tanımlamak zor olabilir, çünkü çoğumuzun alışkın olduğu çeşitli kurumların ötesine geçmişlerdir. Geri kazanımlar, yalnızca bir yönetim değişikliği olmaktan ziyade, yeni bir aşağıdan yukarıya toplumsal örgütlenme biçimini temsil ediyor. İnsanlar ihtiyaçlarına, paylaştıkları mekânda karar veriyorlar ve istediklerini orada gerçekleştirmek üzere gereken eyleme geçiyorlar. Bunu da benzer değerlere sahip olan daha da uzaktakilerle bağlantı kurarak yapıyorlar.

Salt ekonomik üretimin eski kabuğu, artık sağlık hizmeti ihtiyaçlarına, alternatif eğitim sağlamaya, yurttaş katılımına, gıda üretimine ve katılan insanlar ne yaratabilirse ona hitap edebilir. Bu dönüşümler hala ilk zamanlarında olsa da, bu işyeri geri kazanımlarını çevreleyen topluluklar kendilerini kapitalizmin ve devletin mantık ve yapılarından usulca koparmaya başlıyor.

Geri kazanımlar, topluluk ihtiyaçlarını karşılamak üzere müşterek bir sorumluluk duygusu taşıma eğilimindedir, fakat bu, tüm refah koşullarına tek bir ölçünün dayatılmasıyla ele alınmıyor. Kuşkusuz, geri kazanımlar arasındaki ticari ilişkilerde belirli bir arz ve talep düzeyi söz konusu, fakat bu düşük ücret ve en yüksek kâr yerine müşterek değerler ve topluluk ihtiyaçlarına göre biçimlendiriliyor.

Hiyerarşiden kaçınma ve kolektif karar almanın teşvik edilmesi, belirli bir işyerinin farklı işlevlerini aşma eğilimine yol açarken, hiçbir iki geri kazanım tam olarak aynı toplumsal ve ekonomik faaliyet bileşimini sunmayacaktır.

Bu mekanların, önceki sahiplerinin sorumluluklarının ötesine geçtiğine dair, civarda çalışan veya yaşayanların yaşamına ilişkin çoğu temel soruyu kolektif olarak yanıtlama yönünde açık bir örüntü var. Bununla birlikte, her konumda organik olarak ortaya çıkan ayrıntılar, katılan insanlara, ifade ettikleri ihtiyaçlara ve mevcut malzemelere dayanıyor.

Çapraz ölçeklendirme

İşyeri geri kazanımları, Margaret Wheatley ve Deborah Frieze’nin 2011 tarihli Walk Out, Walk On başlıklı kitaplarında, “çapraz ölçeklendirme” olarak tanımladıkları bir örüntüye uyuyor. Wheatley ve Frieze’e göre, “çapraz ölçeklendirme”, kendisi aracılığıyla “küçük çabaların… kopyalama değil de, icat etme ve öğrenmeyi sürdürme bağlamında birbirine ilham vererek büyü[düğü]” bir süreçtir. Bu, iyi fikirlerin merkezi bir hükümet veya çokuluslu işletmelerce sunulması ve büyütülmesinden ziyade, topluluktan topluluğa doğrudan geçirilmesi, kendi yerel koşullarına göre değiştirilip uyarlanması, yol boyunca her yerde iyice yerleşmesi hakkındadır.

Çapraz ölçeklendirme, geri kazanım sonrası geri kazanımlarda kullanılan aşağıdan yukarı, hiyerarşik olmayan örgütlenme örüntülerinin doğal bir uzantısıdır. Böylece, bu toplumsal değişimin (görece) küçük ölçekli örnekleri, bir toplulukta veya diğerinde ilham verici bir meraktan daha fazlası haline gelir. Bu, kendisi aracılığıyla iyi fikirlerin, kullanıldıkları daima kritik yerel bağlamları ezip geçen dayatılmış bir model olmadan yaygın uygulamalar haline gelebildiği bir süreçtir.

Wheatley ve Frieze “çapraz ölçeklendirmenin”, ölçeği, hâlâ insanlar ve gruplar arasındaki bireysel ilişkilere dayandığı şeklinde anlamanın bir yolu olduğunu ileri sürüyorlar.

Birkaç insan kendi yerel sorunları ve hususlarına odaklanırlar. Kendi yerel bağlamlarında işe yarayacak çözümler arar, öğrenir, denerler. Bu ağlarda söz çabuk yayılır ve insanlar başarılarını duyarlar. Ziyarete gelebilirler ve koyu bir iletişime girerler… Fakat bu değişimler süreci nasıl kopyalayacakları veya bir şeyin adım adım nasıl başarılacağını taklit edecekleri hakkında değildir… Bir başkasının başarısını kopyalamaya ilişkin herhangi bir çaba, yerel koşulların tokadını yiyecektir ve bu farklılıklar önemlidir.

Dmitri Koumatsioulis ve meslektaşları VIO.ME’de kendi çalışmalarının, Avrupa çapında işyerlerini devralan başkalarına ilham verdiğini görseler de, başlarda ilhamlarını Buenos Aires’teki işçilerden almışlardı. Bu işçilerden bazıları, Zanon fabrikasından (Naomi Klein ve Avi Lewis’in 2004 yılındaki filmleri ‘The Take’te vurgulanmıştı) işgalin başlangıcında kritik bir anda, öğrendiklerini ve deneyimlerini paylaşmak için Yunanistan’a uçtular. Öyle ki, VIO.ME bütün Avrupa’daki işçi denetimi hareketi için başlıca bir uğrağı temsil etse de, onların başlangıç günleri Arjantin’deki on yıldan fazlalık bir öğrenmenin “çapraz ölçeklendirilmesinin” bir sonucuydu. Ve burada VIO.ME ve birçok diğer geri kazanımlardan ortaya çıkan gerçek potansiyel yatıyor.

VIO.ME üyesi Tasos Matzaris “bizim için başarı bu fabrikanın kâr elde etmesi değil” diye öne sürüyor, “bu örneğin yurt dışına çıkması ve yeni fabrika kooperatifleri yapılmasıdır. Budur bizim başarı olarak gördüğümüz”. Veya VIO.ME Dayanışma Komitesi’nin bir üyesinin tekrarladığı gibi “bir VIO.ME yeterli değil… Umduğumuz daha fazla insanın bu örneği izlemesi ve onlarla bir işbirliği yapmamız ve bir ağ başlatmamız. Kendi şirketinizi işgal edin ve gelin bizi bulun.”

  “Biz hiçbir şeyi olmayan insanlarız ve Dünya'yı almaya geliyoruz”