Ana SayfaÇalışma YaşamıKadıköy’de kadınların direnişi büyüyor: ‘Bu soykırıma ne evde ne de işte sessiz kalmayacağız’

Kadıköy’de kadınların direnişi büyüyor: ‘Bu soykırıma ne evde ne de işte sessiz kalmayacağız’

HABER MERKEZİ – KHK ile işinden atılan ve 11 gündür Kadıköy Kalkedon Meydanı’nda eylem yapan Betül Celep’in direnişi 4 kadının daha katılımıyla genişleyerek sürüyor. Direnişteki kadınlar Gazete Karınca’ya konuştu.


Haber: PELİN ÖZKAPTAN


OHAL kapsamında çıkarılan Kanun Hükmüne Kararnameler (KHK) ile İstanbul Kalkınma Ajansı’ndaki 5 yıllık işinden atılan ve 11 gündür Kadıköy Kalkedon Meydanı’nda eylem yapan Betül Celep’in kadınlara yaptığı “Gelin beraber direnelim” çağrısı karşılık buldu.

Direnişe tek başına başlayan Celep’in mücadelesine onunla aynı durumdan mağdur olan 4 kadın daha katıldı.

Bu kadınların arasında KHK’lar ile ihraç edilen akademisyenler Deniz Kimyon, Emine Sevim ve Gülçin Karabağ ile bir kamu görevlisi Makbule Altıntaş var.

Hiçbir gerekçe gösterilmeksizin hukuksuz bir şekilde işlerine son verilen kadınlar kışın ayazına, polisin tehdidine rağmen meydanı mesken edinmiş durumda.

Direnişçi kadınlar kendi işten atılma hikayelerini ve direnişe nasıl ortak olduklarını Gazete Karınca’ya anlattı.

“Yaşananlar soykırım”

Mardin Büyükşehir Belediyesi çalışanı Makbule Altıntaş, 22 Kasım’da çıkarılan KHK ile işinden ihraç edilmiş.

“OHAL yasaları devrede, insan hakları ve demokrasi adına ifade ettikleri hiçbir şey gerçek değil” diyen AltıntaŞ, yaşanan süreci ‘soykırım’ olarak nitelendiriyor:

Makbule Altıntaş

Yaşanan çok ciddi bir süreç var ve bunu KHK’larla destekliyorlar. Üniversitelerde, belediyelerde hemen hemen bütün kuruluşlarda insan hakları çalışması yürüten herkesi susturmak üzerine gelişen bir süreç bu. Onun için de yaşananları soykırım olarak ifade edebilirim.

Belediyeye atanan kayyumla eş zamanlı olarak işten atılan Altıntaş, “Neden işten atıldığımı bilmiyorum ama aynı zamanda KESK’liyim ve biliyorsunuz ki örgütlü mücadeleye de bir saldırı söz konusu” diyor.

“Evde de sokakta da susmayacağız”

Betül’ün çağrısını sosyal medyadan gördüğünü belirten Altıntaş dayanışmanın önemini vurguluyor:

Dayanışmak önemlidir. Betül bir kişiyle başladı belki ama bugün Dersim’den, Ankara’dan, Muş’tan kadınlar geliyor. Böyle böyle çoğalacağız. Biliyorsunuz ki OHAL devam ediyor ve bazen tek başınıza eylem yapamayacak hale geliyorsunuz. Ama yine de evimizde de sokakta da susmayacağız. Her yerden sesimizi duyuracağız.

“Devlet bizim gibi akademisyenleri istemiyor”

Akademisyen Deniz Kimyon ise direniş alanlarının ve ne yazık ki hukuksuz uygulamaların ‘tecrübeli’ isimlerinden.

Daha önce de okuldan atılan ve sonunda mücadelesi sonucu geri dönen Kimyon, 6 Ocak tarihli KHK ile Muş Alparslan Üniversitesi’ndeki görevinden ihraç edilmiş.

OHAL’den önce ODTÜ’de Şehir Planlama Bölümü’nde doktoraya başlayan Kimyon, yaşadığı süreci her şeye rağmen kocaman gülümsemesiyle anlatıyor:

1 Eylül’de üniversiteye geri çağırmayı düzenleyen bir KHK hazırlandı. Kadro statümüz güvencesiz bir hale dönüştürüldü. Ve rektörlerin inisiyatifine bırakılacak bir biçime getirilerek geri çağırmayı kapsayan bir madde de KHK’da yer aldı. Bende bu kapsamda Ankara’da doktoram devam ederken Muş’a çağrıldım.

Geri çağrıldıktan 15 gün sonra ismimi resmi gazetede ihraç edilenler arasında gördüm. Barış Akademisyenlerinden biriyim. Hangi gerekçe ile atıldığımı bilmiyorum ama öngörebiliyorum. İmza boyutu işin sadece bir kısmı asıl mesele; devlet bizim gibi akademisyenleri kadrolarda barındırmak istemiyor. Nitekim ben 3 yıl önce atıldığımda da buydu. Baş kaldıran, itaat etmeyen, düşüncesini savunan, kararlı duran, örgütlü duran özellikleri kadınları istemiyorlar.

Deniz Kimyon

“Yapılanlar bir iktidar sorunu”

“Mücadele eden kadın figürünü istemiyorlar” diyen Kimyon, erkek egemen sistemin kadınları kabul etmediğini ve rektörlerin de genellikle erkek olduğu için bu gibi yaptırımlarla karşılaştıklarını açıklıyor.

Yapılanların aslında bir iktidar sorunu olduğunu vurgulayan Kimyon daha önceki direnişine atıfta bulunarak, “Böyle bir sürecin sonunda yeni bir direniş yeni bir hak ihlali yeni hukuksuzluklarla burada karşınızdayım” diyor kahkahayla.

“Bunların darbe ile bir ilgisi yok, devlet kadroda istemediklerini atıyor”

Kimyon, devletin OHAL bahanesiyle mimlediği herkesi işinden etmeye giriştiğini belirterek ekliyor:

Darbe soruşturması bahane ediliyor ama atılanlar sosyalist, demokrat, örgütlü insanlar. YÖK başkanı açık açık dedi hatta, “Bu uygulamanın darbeyle siyasi bir bağlantısı yok” diye.  O zaman OHAL KHK’sının içinde böyle bir düzenleme yapamazsın. Bu düzenleme OHAL’in amacıyla bağdaşmalı çünkü. Bu kapsamda yürümüyor işte, böyle hukuksuzluklarla başladı hikaye. Devletin gündeminde olan, yapmak istediği her şeyi şu an parça parça OHAL fırsatçılığıyla baskı süreci yaratarak gerçekleştiriyor.

“İstanbul’da, ihraç edilen dostlarla bir araya gelmek gibi bir planım vardı” diyen Kimyon, “Bu planın bir parçası da Betül’ün yanında durmaktı. Önemli ve kararlı bir direniş biçimi” ifadesiyle sözlerini noktalıyor.

“Biz meşruyuz ve haksızlığa uğradık”

Emine Sevim

Munzur Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde araştırma görevlisi olan Emine Sevim de 679 sayılı KHK ile işinden ihraç edilenlerden.

Sevim de diğer kadınlar gibi neden ihraç edildiğine dair kendisine bir gerekçe sunulmadığını belirtirken, direnişe dahil olma sürecini şöyle anlatıyor:

Hala Dersim’deyim aslında henüz oradan ayrılmadım. Dayanışma Akademisinin burada 1 haftalık bir çalışması vardı. O yüzden buraya geldim. Betül’ün eylemini takip ediyordum zaten burada olduğum süre boyunca da onunla birlikte direnmeye karar verdim. Bu direnişlerin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Ankara’ya gittiğimde de Nuriye’nin (Gülmen) yanına gitmiştim. Bunlar kendimizi ifade etme noktalarımız. Çünkü biz meşruyuz, çünkü haksızlığa uğradık. Yapılan hukuksuzluğa bu şekilde itiraz ediyoruz.

“Kadınlar ev ve çevreden de baskı görüyor”

KHK ile işten atılan kadınların daha yoğun bir baskıya maruz kaldığını söyleyen Sevim, bunları ise şöyle açıklıyor:

Betül’ün eylemi kadınları esas alması ile de önemli. Çünkü KHK ile atılan kadınların daha farklı bir baskıya uğradığı muhakkak. İşinden atılmakla kalmayıp, ailesi ve çevresi tarafından da zarar gördüklerini belki şiddete uğradıklarını, sindirilmeye çalışıldıklarını görüyoruz. Bu noktada da böyle bir müdahale şarttı ve Betül onu iyi bir şekilde dile getirmiş oldu. Bende burada olduğum süre boyunca bir parçası olmak istiyorum.Burada olamasam da bulunduğum her yerde Betül’ün ve tüm kadınların sesini duyurmaya çalışacağım.

“Okulda zaten mimliydik”

Yaklaşık 4,5 senedir Munzur Üniversitesi’nde araştırma görevlisi olarak çalışan Gülçin Karabağ ise son KHK ile ihraç edilenlerden.

Gülçin Karabağ

Daha önce hakkında KESK eylemlerine katılmaktan kendisine soruşturma açıldığını belirten Karabağ, önce yaşadığı mobing sürecini anlatıyor:

Soruşturma açıldığında Yıldız Teknik Üniversitesi’nde yüksek lisans yapıyordum. Soruşturma ve yüksek lisans devam ederken Dersim’e sürüldüm. Yüksek Lisansımın ardından Ankara’da doktoraya başladım. Ağır bir mobing süreci yaşadım. Ankara – Dersim arası doktora yapmaya çalışıyordum ve derslere gitmeme izin verilmiyordu. Son KHK ile de işimden oldum.

“Betül bize de cesaret verdi”

“Munzur Üniversitesi’ndenbir çok arkadaşımız atıldı biz zaten mimliydik okulun gözünde” diyor Karabağ.

Aynı zamanda Barış için Akademisyenler grubunun hazırladığı bildiriye imza atanlardan Karabağ.

Direnişin bir ucundan tutmaya karar veren Karabağ, sözlerine son olarak şunları ekliyor:

İstanbul Kalkınma Ajansı’nda çalışan bir hocamız vasıtasıyla Betül’den haberdardım. Biz de desteğe gelelim, mücadele sürecine buradan başlayalım dedik.

Betül’ün yaptığı çok cesaretli bir hareket bize de cesaret verdi.