Ana SayfaYazarlarElend AydınSartre’ın ‘Hayır’ı ve uyanış

Sartre’ın ‘Hayır’ı ve uyanış

Bir ülkeyi, içinde bulunduğu güçsüzlükten tek bir kişiye sınırsız iktidar vererek kurtarmanın olanaksız olduğunu nihayet kavrayalım. […]Evet oyu bir düş, hayır oyu ise bir uyanıştır. Artık, uyumak mı uyanmak mı istediğimize karar vermenin zamanı gelmiştir.

J. P. Sartre – Hepimiz Katiliz – 25 Eylül 1958


ELEND AYDIN


Bir rüzgar dolanır bazen ruhta, bir rüzgar! Tanıdık ve yabancı, nereden gelip nereye gittiği, nereye götürmek istediği bilinmeyen bir rüzgar. Kalbin cam ve kapılarını şıngırdatır, gündüz ve gecelerinin kulaklarını çınlatır, bembeyaz kış bahçelerini feryad-ı figan üşütür. Her şey ayazdır artık. Ama sürer rüzgar, tuhaf bir adressizlik duygusuyla birlikte eserken, hem zaman hem de mekanın dışına savurur.

Oysa işbaşındayızdır da. Gerekliliklerle örülü gündüz ve gecelerde mekik dokuyoruzdur; durmanın ölüm ve bitiş olduğunu çok çok evvelden ezberleten güzelim ülkemiz’in çıkmaz sokaklarında…

Bir rüzgar uyandırır bazen, bir rüzgar! Uykular ahtapota dönüşür, itaatkarlaştırmak isteyen narkozlar dört taraftan taarruza geçerken… “İtaat et!” “Diz çök!” buyruklarıyla uyuşturmak isteyenlere karşı; “Uyanma zamanı! Özgürlüğe uyan! İtaatsizliğe ve diz çökmeye!” der rüzgar; çiçeklerin uyanma zamanında.

Bir kahkaha koparır ruhumuz, dudaklarında patlayan bahar tomurcuklarıyla… Uyanır, kırılan atalet ve yılgınlık buzlarının çıtırtılarını duyar, dudak bükeriz gölge etmek isteyenlere.

Bir rüzgar götürür bazen, bir rüzgar! Kilitli fikir ve kapıların ardına; çimenler gibi kardeş olan ellerin birlikte upuzun bir şarkıya başladığı Haziran mevsimine…

Bir rüzgar götürür bizi, gündüz körü gözlerimiz ışığa kavuşur, paslanmış kelimeler kırlangıca dönüşür, “Che’nin gülbahçeleri” açılır göğsümüzde, uyanırız.

Yedi yıl önce yazdığım bir makalenin başlığı şöyleydi: “Biz aslında rüzgar idik.” Bizi uyandıran rüzgar bizi aslında. İnsan, rüzgarını özünde taşır. Bundandır belki Sevgili Babam, Kürtçedeki muhteşem bir özdeyişe binaen “Nereye gideceksin?” diye sorduğumda “Rüzgar bilir (Ba dizane)” der.

Evet, rüzgar bilir. Tam da rüzgar zamanıdır. Şimdi, uyanma zamanı! Sağ gösterip sol vurmayı bile bırakıp hayatlarımızın ve bedenlerimizin üzerine muktedir tanklarını sürenlere karşı, kafeslenemez, durdurulamaz olma yani rüzgar olma zamanı.

Rüzgar rüzgar düşersek yola, kusursuz fırtınayı (perfect storm) da getiririz trajik öykülerimizi sırtlamış bu trajik ülkeye, barış ve özgürlüğü de.

Belki de artık “Nasılsın?” sorusunu “Rüzgarım” ya da “Rüzgar değilim” diye cevaplamak lazım. Çünkü dar, boğucu gelen gömlek ve tulumlardan, empoze edilen defolu kimliklerden herkes muzdarip ve herkesin kalbinde baharı getirmek isteyen bir kırlangıç var.

Rüzgarın bizi terk etmemesi, kalbimizdeki bu gizemli uğultu bundandır.

Kirpiklerimizde sessiz şarkılar mırıldayan da rüzgardır. “Biz” olan rüzgar. Parmak uçlarımızdaki diken ve kıymıklardan, fırsat verdiğimiz (farkında olmadan) bir yer ve zamanda, omzumuza çakılmış çivilerden kurtulmamızı isteyen de rüzgardır. Aslında “biz” olan rüzgar iken, Sartre’ın altmış yıl öncesinde “düş” diye nitelediği uykulu, narkozlu yani “evet” deme hali de rüzgarsızlık değil mi? “Evet, evet efendim”cilik, tarih boyunca boyunlara pranga, hayatlara kelepçe olmamış mıdır?

“Evet” demekle başlamıştır esasen, baş aşağı gidişler. Sorgulamadan, kalbin ve aklın meşalesini yakıp ışığa karışmaktan, ışıklarla buluşmaktan kaçışın adı olmuştur “evet”. Orda sular durmuş, sorular ve düşler teslim edilmiş, orada Sartre’ın “uyanmak”ına ihanet edilmiştir. Orada kilitlerle kilit, çakılmış çivilerle çivi olunmuştur.

Oysa hayır’da bir turna sürüsü uçar daima, “bir gelincik sinsi sinsi kanar”. Sorulardan oluşmuş uğur böcekleri taşır ‘hayır’ı; minik bedenlerine karşın; taşıdıkları kocaman anlamlarla çocukluğumuza “hediye”, şimdimize uyanış taşırlar.

Vakti zamanında “bir hayalet dolaşıyor” denildiğinde de akla gelen rüzgarlardı belki. “O hayalet” ve o rüzgarlar da hayır’dı zulüm ve sömürgeciliğe, envai çeşit faşizme.

Sözcüklerin kepenk indirip, sözcüklerin uzak zamanlara göç ettiği bu Doğusu Kar Altında olan kış günlerinde bize bir tek rüzgar yakışır “Na, na, hayır, la” diyerek.

Uyanmazsak hayat mezara gömülür diri diri, kanlı postallar yasemin yüklü hayallerimize basıp geçer. Geçmişin kıstırılmış bir tekrarı olur gelecek, özgür yarınlar. Aynalar yüzümüzde kırılır, kurtlar kemirir kalbimizdeki kırlangıcın rüzgar yaratan kanatlarını…

Bir rüzgar götürür bizi, bir rüzgar. Asla ulaşamaz, evet dedirtemezler o rüzgara.

Veda niyetine: en büyük derdiniz rüzgar olsun, kalbiniz rüzgar, dostunuz rüzgar olsun.