Ana SayfaGüncel‘Sırça Fanus’u kanat çırpışlarıyla yıkan bir kelebek: Sylvia Plath

‘Sırça Fanus’u kanat çırpışlarıyla yıkan bir kelebek: Sylvia Plath

HABER MERKEZİ – “Havai fişeklerden fışkıran rengarenk kıvılcımlar gibi her yöne atılmak istiyordum” diyen şair ve yazar Sylvia Plath, ne zaman nerede üzerine kapaklanacağını bilmediği ‘Sırça Fanus’u kalemiyle durdurmaya çalışarak dokundu bir ömür yazıya. Dün aramızdan ayrılışının 54’üncü yılı olan Sylvia, ‘Sırça Fanus’ romanında kendini ‘ölü bir kelebek’ ile imgelemişti.

Şiirin ve imgelerin perisi Sylvia Plath, ABD’nin Boston kentinde 27 Ekim 1932 yılında dünyaya geldi.

Alman bir baba ve Amerikan bir annenin kızı olarak doğan Sylvia, babasını henüz 8 yaşındayken kaybetti.

İlk şiirini kaleme alması da aynı döneme denk düşen Sylvia, hayatı boyunca babası ile olan ilişkisinin ve onun kaybının etkisini travmatik bir şekilde hissetti.

Yazı ve sanat alanındaki Sylvia’nın çalışmaları, Massachusetts’teki Wellesley’de ve burslu olarak Smith College’da devam etti. Şiir ve kurmaca yayınları, 1953 yılında Mademoiselle Dergisi’nin College Board’a seçilmesini sağladı.

1953 Ağustosu’nda annesinin uyku ilaçlarını içerek hayatı boyunca hep kıyısında dolaşacağı ilk intihar girişimini gerçekleştirdi.

Cambridge’de okumak için Fulbright bursu kazanan Sylvia, 1955 sonbaharında İngiltere’ye doğru yola çıktığında yeni hayatı için oldukça heyecanlıydı.

Amerikan edebiyatının ilk feminist romanı: Sırça Fanus

Genç yaşta hayatı edebiyat çevresiyle kesişen Sylvia toplumun her noktasında olduğu gibi yazın dünyasında da etkili olan kadın – erkek eşitsizliğine tepki duydu.

Cinselliğin sadece erkekler tarafından özgürce yaşanabileceği algısına da.

Otobiyografik özellikler taşıyan ‘Sırça Fanus’ romanı Amerikan edebiyatının ilk feminist romanı sayıldı.

Kadın öfkesinin şiirde bulduğu karşılık: Gizdökümcü şiir

Kişinin hayatında travma yaratan olay veya duyguların şiire yansıması, bir çeşit ‘itiraf’ olarak da anılan Gizdökümcü şiirin önemli temsilcileri arasında yerini aldı.

Sylvia’nın öncülerinden olduğu bu akımla birlikte kadın bedeni, kadın öfkesi bir akım şeklinde açığa çıkma cesareti buldu.

Ted Hughes ile evlilik

Kendisi gibi bir şair olan Ted Hughes’le tanıştığında onunla birlikte yaşamanın şahane bir uyum getireceğini düşünen Sylvia, Ted ile 16 Haziran 1956’da Londra’da evlendi.

1960’ta yayımlanan ilk şiir kitabı The Colossus işle olumlu eleştiriler alan Sylvia, aynı yıl ilk çocukları olan kızı Frieda Rebecca Hughes’i dünyaya getirir. Plath ve Hughes, Londra’da kısa süre yaşadıktan sonra North Tawton’a yerleşti.

Ocak 1962’de oğlu Nicholas’ın doğumundan sonra Sylvia, Hughes’ın sadakatsizliği gerçeğine karşı koyarak kendini giderek daha kızgın ve güçlü şiirlerle ifade etti.

Sylvia dolu dizgin yaşamak ve yazmak istedi. Evlendiği Ted Hugdes’in edebi gölgesinde kaldığı iddia edilen Sylvia aslında Ted’in ‘erkek’ egosunun baskınlığı altında ‘sessizleştirildi’.

Eserleri

Sylivia Plath’ın kaleme aldığı eserleri; Johnny Panik ve Rüyaların Kutsal Kitabı (düz yazı), Sırça Fanus (roman), Günlükler (düz yazı), Üç Kadın, Suyu Geçiş, The Colossus (şiir), Ariel (şiir), Crossing the Water (şiir), Winter Trees (şiir), The Collected Poems (şiir), Kiraz Hanım’ın Mutfağı, Sylvia Plath – Çizimler, Sorun Yaratmayan Kıyafet, Temmuz Gelincikleri,.

Edebiyatın büyüleyici kelebeği

Biyografik özellikler taşıyan ‘Sırça Fanus’ romanında kendini ‘ölü bir kelebek’ ile imgeleyen Sylvia aslında şiirin kanat çırpışının etkisi yıllarca sürmekte olan büyüleyici bir kelebeği haline geldi.

Sırça fanusun içinde ölü bir kelebek gibi tıkanıp kalmış biri için dünyanın kendisi kötü bir düştür. Bir gün bir yerde -okulda, Avrupa’da, herhangi bir yerde- o boğucu çarpıtmalarıyla sırça fanusun yeniden üzerime inmeyeceğini nasıl bilebilirdim?

Yaşama, okumaya, aşka, keşfetmeye olan tutkusunu duyumsayan Sylvia tüm istediklerine ulaşmanın zorluğunu hissettiğinde yaşadığı burukluğu şu sözlerle anlatır:

İstediğim bütün kitapları okuyamam, olmak istediğim bütün insanlar olamam ve istediğim hayatları süremem, istediğim bütün becerileri edinemem. Öyleyse ne istiyorum?

Yaşamın tüm kıyılarına dokunmaya çabalayarak yürüdü yerkürenin üzerinde. Öfkeli, aşık, umutsuz, umutlu, fütursuz, tutsaklığı parçalamaya çalışan ruhu ile ama ille de tutkunun peşinde.

Bir röportajında şiir yazarken aldığı tatminin ekmek su kadar gerekli olduğunu ve bunun yaşam kaynağı olduğunu söyler.

İki küçük çocuk ve ev işleriyle ilgilenmek zorunda kalan Sylvia bunun da etkisiyle kaleminin durgunlaştığını düşünmeye başladı.

Oysa ki coşkunca akan bir ırmak hissi uyandır kimi zaman bir doğa tablosunu andıran şiirleri.

Sonsuzluğa kanat çırpış

Üzerine ne zaman kapaklanacağı bilinmeyen bir sırça fanusun gölgesi altında yaşadı yaşayabildiğince.

Yaşadığı hayat, ruhunda duyumsadığı sonu gelmez uçurum ve eşinin başka kadınlarla olan ilişkileri Sylvia’yı yaşamının sonuna doğru sürükledi.

11 Şubat 1963’te son kanat çırpışlarıyla kendi iradesiyle hayatına son vererek bu dünyayı terk etti.

Sylvia Plath kağıtları, Indiana Üniversitesi, Bloomington’daki Lilly Kütüphanesi’nde ve Massam Northampton’daki Smith College’da yer almaktadır.

Şiirin loş odasında soluklanmak ya da nefes nefese koşmak isteyen herkesin ki bilhassa kadınların Sylvia’sı iyi yaşadın.

Erkek egemen dünya ve üzerimize ne zaman nerede kapaklanacağını kestiremediğimiz sırça fanusa karşı olanca direngenliğimizle gülümsüyoruz senin kaleminden dökülen ilkbahar güneşinde.