Ana SayfaGüncelBir yol filminden fazlası, benliğin uçurumunda iki kadının hikayesi: ‘Thelma ve Louise’

Bir yol filminden fazlası, benliğin uçurumunda iki kadının hikayesi: ‘Thelma ve Louise’

 


ŞİLAN AVCI

“Sinemanın Kadınları” dizisi


“Kadın” kalıbını, erkin ölçüsüyle negatifleyen sinema…

ve sinemanın gücüyle sarsılır yine aynı kalıp…

Arzu edilen ya da arzu ettiği için dişil enerjisiyle yıkıcı sayılan; erkeğinin yanında duran ya da ardından sürüklenen; yakışan ya da yakıştırılan; uyumlu olduğu ölçüde “tercih edilen”; fedakar ve her ülkenin kendi dramatik sınırlarında cefakar; anneliği ve doğurganlığıyla kutsallaştırılıp, kadınlığıyla “bayan”laştırılan… Yani “dişiye” atfedilmiş tüm anlatım sınırlarıyla “kadın” kavramından uzak bir film hikayesidir “Thelma ve Louise”.

Kadının kendi macerasını, erke tabii dünyada yaşaması ne denli mümkün?

Maceranın dahi cinsel tabularla resmedilip, erkeğe tahsis edildiği sinemanın iki unutulmaz kadın kahramanıdır Thelma ve Louise.

Her şeyin erkek kalıbıyla biçimlendiği, kaba kaftanlı bir dünya düzeninde, uzun bir duygu yolculuğuna çıkarlar. Zarif giysisiyle hayata tutunan iki kadının yolculuğu, bir kaçış hikayesine döner oysa. Gittikçe kendi içlerine yakınlaşan bu iki kadın, birbirinden çok farklı iki karakter olsa da birleştikleri mühim bir nokta vardır; hayatlarından memnun olmamak…

Thelma, kocasının bir nevi esareti altında yaşayan ve bütün gün evde televizyon izleyip yemek pişiren, sıradan bir ev kadınıdır. Louise ise kendi parasını kazanan ve bildiği gibi ilişki yaşayan, daha serin kanlı bir kadın olsa da, bir şeylerin eksikliğini duyar.

Louise, yanına küçük bir çanta alırken, Thelma ise baskıcı ve sevgisiz kocasından izin istemeye korkup, koca bir valizle belki de geri dönmemeyi göze alarak çıkar evden. Heyecanla çıktıkları hafta sonu tatilinin, kendi benliklerinin uçurumunun kıyısında sonlanacağını bilemezler.

yol sürüyor

sürünerek ilerliyor içimdeki isli nefes

boğazımdan uzun bir halatla iniyor dilim rahmime

neyi hikaye etsem içime,

kırık bir çocuk doğuyor yüzüme en fazla

biraz ağlasam, bulutlar kalkacak gibi üstümüzden

yaşanmış bir tekrar olmalıyız,

dokunaklı olmak buysa..

havada uçuşan toprağı öpüyor ıslak ve kaygan kirpiklerim

hep kirli bir kız olmayı sevdim ne de olsa

İki acılı kadın, iki azılı kanun kaçağına nasıl döner?

İlk durakları, birer içki içip eğlenecekleri ve ardından yollarına devam edecekleri bir bardır. Eğlenmeye ve üzerindeki esarete bir süre ara vermeye karar vermiş olan Thelma, tanıştığı adamla danseder, eğlenir ama eğlencenin sonu kimsenin istediği gibi bitmez.

Sarhoş olan Thelma’yı hava alması için dışarı çıkaran adam, onunla sevişmek ister. Birinin arzuyla istediğini, diğeri reddeder. Bütün çirkinliklerin yüzünü gösterdiği ilk perdededirler. Thelma, önce bu reddine karşı sağlam bir yumruk yer. Ardından tecavüze uğramak üzereyken Louise tarafından kurtarılır. Thelma’nın nasıl kullanılacağını dahi bilmediği ama korktuğu dünyanın canileri için, her ihtimale karşı yanına aldığı silah, kurtarıcısı olur.

Erkeklerin dünyasından korkan Thelma’nın silahı, Louise’nin elinde, bir erkeğe doğrultulmuş halde durur. “Şunu bil ki bir kadın eğer böyle ağlıyorsa, hiç eğlenmiyor demektir.” Louise’nin bu uyarısı, istediğine kavuşamayan adamı, daha çok sinirlendirir ve bu kez de sözle taciz etmeye devam eder. Louise birden tetiği çeker. İçinden fışkıran öfkenin sesiyle silahın patlayan sesi birbirine karışır.

Gerçek dünyadan kopuk halde yıllarını geçirmiş olan Thelma, hemen polise haber vermek ister ama Louise’nin ilk aklına gelen şey kaçmaktır. Çünkü bilir ki sonunda haksız bulunacaklardır. Ne de olsa erkin dünyasında, bütün gece dansedip eğlendiğin bir adam tarafından tecavüze uğradığına kimse inanmaz. Herkes, Thelma’nın da istediğini düşünüp inanmayacaktır. Otuzlarında iki ince yapılı güzel kadın, azılı birer kanun kaçağı olma yolunda ilk adımlarını atmıştır artık.

gülümser pervasız kadınlığım

küstahça belirir yüzümde derin çizgiler

zamana güvenmem

aklımın sarkacında, hilebaz bir oyuncudur o

oturup ayak üstü eğlendiğim

ve sararmış parmak uçlarımda,

her öğün öpüştüğüm dumandır aşk,

paslı ağzımdan,

yitik yüzüne üflediğim

Hesapsızca gitmek, kendi kimliğine uzanan bir yolculuk mudur?

“Razı olduğun şeye kanaat edersin” sözü, Louise’nin Thelma’ya uyarısıdır. Bencil ve baskıcı kocasının buyruğu altında yaşayan Thelma için, Louise bir nevi ilham kaynağı olurken, yolculuk sırasında yaşayacakları olaylarla beraber, kendi içindeki gücü de keşfeder.

Karşılarına çıkan muntazam vücutlu, cezbedici bakışlı JD, Thelma’yı daha ilk görüşte etkiler. İkinci kez rollerin değiştiği erkin sinema çizgisinde, bu sefer arzu nesnesi olan, güzel kıçlı, genç bir adamdır. Thelma, JD ile bir gece birlikte olur ama bunun sonu da Thelma ve Louise için mutlu bitmez. JD paralarını çalıp giderken, Thelma ve Louise Meksika’ya kaçabilmek için, bir marketi soymak zorunda kalır. Yol boyunca onları taciz eden TIR şoförünün TIR’ını patlatıp yangın çıkaran iki kadın için, yolculukları artık tehlikeli bir eğlenceye dönmüştür.

İkisinin macerasına karşı başından beri merak duyan dedektif, hikayenin sonunda teslim olmayı reddedip, uçuruma doğru tam gaz arabalarını süren iki kadının arkasından koşar. Louise’nin başından beri Thelma’ya bile anlatmadığı Teksas hikayesini de sadece o bilir.

Bütün film boyunca, Louise’in Teksas’ta başına ne geldiğini öğrenemeyiz. Thelma’nın uğradığı zorbalıktan daha büyük bir travma olduğu kesindir. Belki de yıllar sonra, içinde yer etmiş acının da zoruyla tetiğe basmıştır Louise…

Kutsallaştırılmaktan uzak çocuksuz kadınlar, sadece kendini mi doğurur?

İki çocuksuz kadın Thelma ve Louise, arkalarında sevgili ve kocalarıyla beraber, görevli bir erkek ordusu bırakır. Yakalanamamaları ve sonları düşünülecek olursa, başarısız bir erkek ordusu…

Arkalarında bıraktıkları başka hiç kimse ya da hiçbir şey yoktur. Zaten küpeleri ve saatini de şapkası karşılığında yaşlı bir adama vermiştir Louise. Dünyada yaşayacağı tüm zamandan, belki de o anda vazgeçmiştir.

giderken,

çıkarıp yaşlı bir adama bıraktım zamanı

kolumda yıllarca yer eden,

acı bir ısırık izinden kurtulur gibi…

Benliğin uçurumuna gelen iki kadın, onlara dayatılan sistemin sonuçlarına katlanmaktansa,  kendi çizdikleri yolun sonuna kavuşmayı tercih eder. Ucunda ölüm dahi olsa…


Teksas doğumlu, feminist eylemci bir senaristin yazdığı film, sinemada çizilen kadın profilini yerle bir eder. Ridley Scott’ın yönetmenliğini yaptığı filmin senaryosu Callie Khouri’ye aittir. Geena Davis ve Susan Sarandon baş rolleri paylaşmıştır.


Not: Yazının satır aralarındaki şiirler yazara aittir.
Yazarın diğer yazılarına buradan bakabilirsiniz.