Ana SayfaYazı / AnalizAkın OlgunKurşun – AKIN OLGUN

Kurşun – AKIN OLGUN


AKIN OLGUN


Kılı kıpırdamadı ülkenin. Bir çift göz, kana bulanmış bedeninden kaldırıp kafasını, tepesinde dikilenlere baktı. Bilmiyordu ama ölecekti birazdan.

Birazdan ölmek, düşünmemektir ölümü, aklına düşmeyecek kadar uzak olmaktır.

Korkmuştur, koşmuştur bir çare ve göğüs kafesini yarıp, dışarı fırlayacakmış gibi çarpan yüreğini dindiremeyişinde yığılmıştır yere. Sırtında kurşun yarası sıcaktır. Ölüm de sıcaktır, önce ılık bir sızı bırakır ve sonra kan toprağa doğru çeker kendini.

Ellerini koyacak bir yer bulamaz işte o an hayat. Çünkü ellerinden suçlanmıştır, gözlerinden suçlanmıştır, kıyafetinden suçlanmıştır, koşmasından suçlanmıştır, sesinden suçlanmıştır. Suçlandığı ne varsa, oturmaz üzerine. Artık çırılçıplaktır.

Kürt’tür ve ölmek, öldürülmek “ gözünün üstünde kaşı var” demek kadar kolaydır.

Kürt’tür, inkâr edilmek “bilinmeyen bir dil” demek kadar basittir.

Kürt’tür, acıyı sırtına yüklemek “ama’lı, fakat’lı” bahaneler üretmek kadar sıradandır.

Kürt’tür, panzerlerin arkasında sürüklemek, evini, ocağını söndürmek, tepesine bombalar yağdırmak, çocuklarını paramparça edip, analarının ellerine vermek, “operasyonel hata” diyecek kadar önemsizdir.

Çeker vurursun.

Çeker vurur ve ülkenin tüm kötülüklerini üstüne yığarsın.

Çeker vurur ve “devletin bölünmez bütünlüğünden” ayırırsın etini, kemiklerinden.

Çeker vurur, “devletin bekası” içinde, “büyük resme” bakmaya çağırdıklarının, her birini bayrak direğine dönüştürdüklerinin ortaklığında, görünmez hale getirirsin zulmünü.

Bilirsin en büyük zulmün, en geniş ortaklıkta kabul edilen olduğunu. Bilirsin,  “Vatan, Millet, Bayrak” diktin mi vicdanların üzerine, çektin mi bayrağı gözlerin üstüne, ciğerini sökersin itiraz edenin.

Bilirsin, bu kadar rahat, bu kadar kolay öldürmelerin, öldürüp toplumdan “sevap” çekmenin tek yolunun, gerçeği göze görünmez hale getirmekten geçtiğini.

Bilirsin, biz de biliriz, hepimiz biliriz.

Biliriz ve susarız. Bilip de susmalarımızdan alırsın canımızı. Bilip de, yok-muş gibi yapmalarımızdan sürersin namluya resmi mermilerini. Bilip de, susmalarımızda boşaltırsın şarjörünü sırtımıza. Bilirsin, biz de biliriz, hepimiz biliriz; “Biz onlardan değiliz” içerikli ezop mesajlardan temizlersin ayağına sıçrayan kanı.

İşte öyle katlettiler Kemal Kurkut’u.

“Ama kaç-mış”, “fakat şüpheli davran-mış”, “ama elinde bıçak gibi bir şey var-mış”, “fakat intihar bombacısı şüphesi duyul-muş” dizelerinde buluşanlarca, bir sonraki cinayete yatırdılar katillerini. Bu yüzden bir kez ölmüyoruz, ölüyoruz defalarca.

Manşetlerin kenarına iliştirilemeyecek kadar alçaltılıyor ölümüz. Meğer insafımızın infazını, içimizde yapmışız en önce. Kendi ellerimizle sıkmışız vicdanımızın boğazını. Gözlerimizi kendi ellerimizle çıkarmışız, yüreğimizi kendi içimizde hançerleyip, saklamışız kanlı bıçağı belimizde.

Anlıyor ki insan, her şey ama her şey üzerimize çökmeden doğrulmayacak hayat. Yıkılmadan içimizde ki devlet, yeşermeyecek aydınlık. Çürüyen ve birbirini çürüten ne varsa kesilip atılmadan, üzerimize sinen bu koku asla terk etmeyecek tenimizi.

Amed’in içinde birini vurdular yine.

Cinayet temizleyicileri sıvayıp ellerini, dillerini çöreklendiler üstüne. Ne bir mezar, ne bir tas su, ne de bir yer gösterdiler. Hiç yokmuş, olmamış gibi bıraktılar orta yere.

Devlet pişkinliğini yasalarca güvence altına alanlar,  “Yaşanmaması gereken bir olay” diyerek, yaşatmadıklarını orta yerde bırakıp bir kenara çekildiler.

“Acımayacağız, merhamet etmeyeceğiz” diyen Bakanın sesi, polisin, askerin kulağına iliştirildi.

“Rahat olun, arkanızda devlet var”

Amed’in içinde bir genç vuruldu.

Kana bulanmış bedeninden kaldırıp kafasını, gözlerini tepesinde dikilenlere baktı.

Baktı yüzümüze…


  Tanık anlatımları ve detaylarıyla Kemal Kurkut cinayeti
  Newroz ve Kemal Kurkut: Bir sevincin boğazımızda kalan pişmanlığındayız