Ana SayfaGüncelVietnamlı, Filistinli, Meksikalı ve Nusaybinli bir fotoğraf

Vietnamlı, Filistinli, Meksikalı ve Nusaybinli bir fotoğraf

İşkence insanlık dışı değil, insanlar tarafından başka insanlara yapılan ve diğer insanlar tarafından ortadan kaldırılması gereken utanç verici ve iğrenç bir suçtur.

Jean-Paul Sartre


ELEND AYDIN


Yer: Osmanlı İmparatorluğu. Yıl: 1876.

Anayasacı-reformcu Mithat Paşa, Sultan II. Abdülhamid’i bir Anayasa Komisyonu kurulması için ikna eder ve Hukuk-i Umumiye’de (ki bir kamusal haklar bildirisidir) tüm Osmanlı vatandaşlarının kanun önünde eşit olduğu ilan edilir, mal güvenliği ve konut dokunulmazlığı onaylanır, İŞKENCE YASAKLANIR.

İşkence ta o zaman yasaklanır bu kan rengi topraklarda! Oysa sabah akşam ‘Osmanlı’ diye diye abdestsiz tespih çekenler, Nazileri bile geçen bir işkenceyle; baktıkça insan olmaktan utandıran resimler çizmekte, fotoğraflar asmaktadır başımızın ve ülkemizin en tepesine…

Bu nedenle sözü hiç uzatmadan, elimiz kalbimizde, artık hep belleğimizin gözbebeklerinde asılı kalacak olan Koruköy’den (Xerabê Bava – Nusaybin) Abdi Aykut’un fotoğrafına bakalım, birilerinin kükreyerek “O yaşlı, suçlu!” dediği Abdi Amca’nın, Abdi İnsan’ın, Abdi köylünün kanayan ve kanatan fotoğrafına! O, Vietnamlı, Filistinli, Meksikalı ve Nusaybinli fotoğrafa…

Farkında ve elinde olmadan kapadığı bir gözüyle, kirpikleri kan revan bir gözüyle, tüm kepenkler ve kapılar yüzüne çarpa çarpa kapanmıştır. Onun açılamayan, yaralı o tek gözüyle yakınlardaki ve uzaklardaki kalbimiz el ele vererek, tüm yasak ve fermanlarınızı bilerek ve isteyerek yok edip, kepenk ve kapıları size karşı kapatmıştır. Asla sevilmeyecek, yürek ve mekanlarımızın kapısından geçemeyeceksiniz.

“Neredesiniz?” diye soran o fotoğrafa cevabımdır. Buradayız sevgili fotoğraf. Gözümüz sende. Halen özgürlükten yoksun, zindandasın.

Atılan ok, kıpırdaşan yelkovan, çarpan yürek seninle. Işıldayan ay, batan güneş yaralarındaki yaralarımıza iz düşümler bırakıyor.

Dayanacaksın, biliyorum. Bugünler de geçecek, bu yaralar çiçeğe duracak. Hep asılı kalacak olan bu fotoğraf (artık sadece senin olmayan, hepimizin olan bu suret) mahzun bir şenlik ateşinin gölgesinde ortamızda dururken, etrafında halaylar çekeceğiz. “Bu fotoğraf da biziz, şimdiki fotoğraf da biziz” diyecek, vahşice yok edilmiş olan ceviz ağaçlarının direngen hayaleti.

Tesadüf müydü acaba? Bir gece vaktiydi, yedi Çek direnişçinin en azılı Nazi komutanlarından olan Heydrich’e karşı düzenledikleri suikastın ardından geçen kısa süreyi ve aslında bir yüzyıl olan kilisedeki altı saatlik direnişlerini anlatan vurucu bir film izledim ve sabahında “o fotoğrafı” gördüm tüm duvarlarda. “Biz Çek’iz, teslim olmayız” diyen direnişçiler Abdi Aykut’la birlikte bakıyorlardı bize ve hayata. Nazi testerelerinin kollarını ve parmaklarını yok ettiği genç kemancı, Nusaybinli fotoğrafımızın tutmayan kollarında keman çalıyordu. Prag Nusaybin, Nusaybin Prag oluyordu. Alnına yapışmış saçları dans eden kuşaklara karışıyordu tüm direngen ovalarda.

Ve bir gözü yarı açıktır elbet fotoğrafımızın. Tekerlekli sandalyeye yığılıp kalmış bedeninden çok uzaklarda, bize bakmaktadır. O bakışta gök, masmavi bahardır. Çocuklar ve kuşlar şarkı söylemektedir Newroz alemlerinde. Takatsizlik ve “teke tek dövüşten” adil, eşit koşullardaki bir hesaplaşmadan bile yoksun olmanın getirdiği serzeniş ve yakada ve kirpikte kan damlaları olsa da, “İyiyim çocuklar, sadece canım çok acıyor” diyor. Açık olan o gözden ışıktan kanatlarıyla periler uçup geliyor, sarıp sarmalıyorlar onu Kurdistani atların şifasıyla.

Muhtemelen sevmeyelim ve korkalım diye “yaratıldı” bu fotoğraf. Ama biz bu fotoğrafı sevdik, ondaki korkusuzluğu gördük. Sırada, korkulmamanın ve sevilmemenin ne demek olduğunu anlatmak var. Sevilmemek ve korkulmamanın ne demek olduğunu sizden iyi kimse bilemeyecek ey kar maskeli fotoğrafçılar.

Biz bu fotoğrafımızı da sevdik; eskimiş, hırpalanmış kazağı, yeleği, rüzgarlara karışmış sakalı ve kirpiği, şarkı söyleyen kenetli dişleriyle bu sureti selamlayıp şöyle dedik: “Hala koynumda resmin…”

Sen dostumdun (sen fotoğrafımsın) benim

gülünce güneşler açan

rüzgara buluta asarım suretini her akşam.

Öpülesi ellerinde vereceğin selamı bekliyor, seni sağ salim istiyoruz Sevgili Fotoğraf!


  Xerabê Bava, Koruköy...