Ana SayfaYazı / AnalizAbdulmelik Ş. BekirAraklanan Kürt oyu Kürt savaşına yeter mi?

Araklanan Kürt oyu Kürt savaşına yeter mi?

Kürt kentlerinde evet oyunun çıkmış gibi gösterilmesi en az referandumda evet çıkması kadar önemliydi AKP-MHP bloğu için. Birincisi, bu oylar aynı zamanda iki yıla yakındır yürütülen savaş politikasına Kürtlerin rızası ve onayı olacaktı. İkincisi, Ortadoğu’da değişen konjonktürle birlikte özgürlük ve statü talepleri en üst boyuta çıkan Kürtlerin en azından Türkiye’de böylesi bir taleplerinin olmadığı propagandasına tahvil edilecekti. Üçüncü olarak da OHAL rejiminin verdiği olanaklar kapsamında evet oylarının yüzde 50 bandının üzerinde tutulması için sandıktan ‘yeterli miktarda’ oy çıkarılacaktı. Böylece bir taşla birkaç kuş birlikte vurulacaktı.


ABDÜLMELİK Ş. BEKİR


Türkiye, tarihinin en şaibeli ve en tartışmalı referandumunu geride bıraktı. Referandum, Cumhuriyet tarihi açısından önemli bir dönemece tekabül ettiği ve yaratacağı sonuçlar itibarıyla tartışmalar daha çok yürütülecektir.

Tartışmanın önemli konularından biri de Kürtlerin referandumdaki pozisyonu. Kürtlerin hayır ya da evet oyu verdiği polemiğinin ötesinde, referanduma gidilen süreçte hem anayasa değişikliğinin içeriğinin ya da amiyane deyimle ‘ruhunun’ belirlenmesinde hem de buna uygun ortaklıkların geliştirilmesinde temel etmenlerden biri oldu.

‘Beka sorunu’ ve CHP’nin rolü

Halk oylamasına sunulan anayasanın hazırlanması ve referanduma götürülmesinin temel iki güdüleyeni vardı. Birincisi siyasal İslam ideolojisinin yönetim şeklinin gereği ve varacağı nihai nokta olan sultanlık rejimi ile Recep Tayyip Erdoğan’ın buna denk düşen karakter olarak tarihsel momentinin zuhur etmesidir. İkincisi ise Ortadoğu’da yaşanan kaosun gebe olduğu yeni dizaynın Türk devletinin resmi ideolojisinin dayandığı tekçiliğin hilafına işlemesidir.

‘Beka sorunu’ olarak kodlanan bu korkular, Erdoğan tarafından kullanılarak Türk milliyetçiliğinin uç kesimleri, ulusalcı, Ergenekoncu yapıların yanı sıra derin devlet yapıları sürece ikna ve dahil edilmiştir. Irak ve Suriye’ye yönelik savaş tezkereleri, Kürt kentlerindeki savaş ve dokunulmazlıkların kaldırılması başta olmak genelde Kürt siyasal hareketi, özelde HDP’nin tasfiye edilme sürecine CHP’yi de aynı gerekçeler üzerinden önemli oranda ortak etmiştir.

Dolayısıyla anayasa değişikliği ve referandumuna gidilen süreçte Erdoğan ve ekibi tek başına olmamıştır. Resmi ideolojiden kaynaklı korkularına esir düşen milliyetçi, ulusalcı ve Kemalist kesimler de Erdoğan’a yol vermiştir. Denize düşen yılana sarılır misali Erdoğan’a sarılan bu kesimlerin karşı çıktığı nokta, Erdoğan’ın icra ettiği ve tekçiliğe dayanan ‘Beka sorunu’ tandanslı politikası değildi. Sitemlerinin nedeni, karşısında siyaset üretemedikleri Erdoğan’ın kendilerini yeterli düzeyde, eşit bir ortak olarak kabul etmemesi ve sürece dahil etmemesiydi. CHP başta olmak üzere ‘beka sorununun’ Ortadoğu’nun tüm tekçi rejimlerinde görüldüğü gibi halkların ve farklılıkların inkarından kaynaklandığı yadsınmış ve çare daha fazla tekçilikte aranmıştır. CHP ve paydaşlarının pompaladığı ‘eyalet sistemi’ korkusu AKP-MHP bloğunun benzer korkuyla dönen ‘beka sorunu’ değirmeninin çarklarını yağlamaktan başka bir işe yaramamıştır. CHP’nin şaibeli referandumun sonuçlarına ilişkin tutum ve politikası da bu kapsamda okunmalıdır.

“Kürtler evet dedi” demek ne anlama geliyor?

Görünürde birbirine zıt olan birçok benzeşmez ‘beka sorunu’ noktasındaki aynılığı kendini bu süreçte çok açık bir şekilde göstermiştir. Ortaklığın temel muştulayanı da gerek Suriye ve Irak’ta gerekse de Türkiye’de Kürtlerin hak ve statü talebi olmuştur. AKP-MHP bloğu bu ortaklıktan faydalanarak iki yıla yakındır savaş alanı haline getirilen Kürt kentlerinde istediği politikayı uygulama zemini elde etmiştir. Referandumu sandıkta kazanmanın stratejisi de herkesin bigane olduğu ve OHAL rejiminin en sıkı haliyle uygulandığı Kürt kentleri üzerinden kurmuştur. AKP-MHP bloğunun bu stratejiyle birkaç amaç güttüğü daha önce hem bu köşede hem de birçok kesim tarafından yazılıp çizildi.

Kürt kentlerinde evet oyunun çıkmış gibi gösterilmesi en az referandumda evet çıkması kadar önemliydi AKP-MHP bloğu için. Birincisi, bu oylar aynı zamanda iki yıla yakındır yürütülen savaş politikasına Kürtlerin rızası ve onayı olacaktı. İkincisi, Ortadoğu’da değişen konjonktürle birlikte özgürlük ve statü talepleri en üst boyuta çıkan Kürtlerin en azından Türkiye’de böylesi bir taleplerinin olmadığı propagandasına tahvil edilecekti. Üçüncü olarak da OHAL rejiminin verdiği olanaklar kapsamında evet oylarının yüzde 50 bandının üzerinde tutulması için sandıktan ‘yeterli miktarda’ oy çıkarılacaktı. Böylece bir taşla birkaç kuş birlikte vurulacaktı.

Kürtlerin reddi: Hayır!

Bu stratejinin gereği olarak tüm kamuoyunun şahitlik ettiği HDP’yi tasfiye planı uygulanmıştır. Eş genel başkanlar dahil çok sayıda vekil, belediye başkanı, yönetici ve aktivisti bu kapsamda gözaltına alınmış ve ezici çoğunluğu tutuklanmıştır. Devlet mekanizması ‘evet’ oyunun çıkması için seferber edilmiş ve bunun için tüm olanaklar sınırsız olarak kullanılmıştır.  Kürt kentlerinde referandum siyasi partiler arasında bir yarış değil, devletin çökertme, boyun eğdirme ve sindirme harekatı ile Kürt halkının buna karşı irade mücadelesi olmuştur.

Çok adaletsiz ve eşitsiz koşullarda süren bu mücadele sonucunda Kürtler iki yıllık savaş politikalarını çok net bir şekilde reddetmiştir.

Kürt kentlerinde evet oyu çıkarmaya odaklanan devlet, cebren ve hileyle ancak yüzde 15 civarında oyu koparabilmiştir. Tüm zor araçlarına rağmen Kürtler oylarına sahip çıkmış ve ezici çoğunlukta hayır demiştir. Ancak zorun en çıplak haliyle uygulandığı kırsal kesimlerde oyların önemli çoğunluğu blok oy, açık oy ya da mühürsüz oylar şeklinde evet lehine değiştirilmiştir.

Cebren ve hileyle

AKP-MHP bloğunun Kürtlerden aldığı oylar 7 Haziran 2015 genel seçimlerinin de gerisine düşmüştür. Bunu en iyi AKP iktidarı bilmektedir. Zira ne kadar hayır oyunun evet oyuna tahvil edildiğini, yine işin faili olarak en iyi kendisi biliyor.

Daha referandumun resmi sonuçları açıklanmadan apar topar Kürtlerden koparılan oylara dikkat çekilmesi de bu suçluluk psikolojisinin bir yansımasıdır.

Kürt’ün cebren ve hileyle alınan oyunun referandumun kıl payı ile alınmasında bir değeri olabilir, ancak Kürt halkının özgürlük ve statü noktasında yükselen talep ve mücadelesinin yükseltilmesinde bir değerinin olmadığını hayat kısa sürede herkese gösterecektir. Araklanan bir kısım oyla ne Kürtlere karşı yürütülen iki yıllık politika perdelenebilir ne de Kürt halkının özgürlük ve statü taleplerinin önüne geçilebilir. Zira cebren ve hileyle oyu alınan Kürt’ün gerçek hayatta ise nefretini almış olursunuz.

Rüzgara karşı açılan yelken

Netice olarak Türkiye artık tek adam rejimine geçmiştir. Tekçilik eşyanın tabiatına aykırı olduğu gibi 21 asırda zamanın ruhuna da aykırıdır. Uzun vadede ülkeye ne getirip ne götüreceği, rüzgara karşı açılan bu yelkenin ne kadar dayanacağı, dikişlerinin ne zaman atacağını yaşayarak göreceğiz.

Kısa sürede ise rejimin sahiplerinin geçmiş emelleri ve gelecek tahayyüllerine bakıldığında Türkiye halklarının hayrına olmayan gelişmeler beklenebilir. Bu en çok da Kürtler açısından böyledir. Değişikliğin temel güdüleyenlerinden ‘beka sorunu’ etmenine baktığımızda AKP-MHP ortaklığı Suriye ve Irak başta olmak üzere Kürt karşıtı politikayı ve buna bağlı olarak savaşı sürdürmesi, hatta daha da boyutlandırması yüksek ihtimaldir. Nitekim referandum sonrasında gerek iktidar cenahından yapılan açıklamalar olsun, gerekse bağlı medyaya yansıyan haberler gidişatın bu yönde olduğuna işarettir.

AKP-MHP blokunun geleceği

Peki, AKP-MHP blokunun ‘beka’ endeksli politikasının geleceği var mı? Bu belki başka bir yazının konusudur. Ancak şu net, 16 Nisan Referandumu öncesinden çok daha azdır. Özellikle Kürt meselesi bağlamında bu daha fazla böyledir. İki yıllık politikalarının nasıl sonuçlar yarattığını, Kürtlerde gerçek anlamda ne kadar oy aldığını bildiği için Erdoğan, mevcut politikanın sürdürülmesinin nasıl sonuçlar yaratacağını da herkesten iyi biliyor. Bu yönüyle ciddi bir handikapla da karşı karşıyadır.

Genel olarak da topluma sihirli değnek gibi gösterilen monizmin hiçbir soruna deva olmadığı gibi tersinden sorunları nasıl derinleştirdiğini bu ülke yaşayarak görecektir. Bunun için etrafımıza bakmamız yeterlidir. Irak, Suriye, Mısır, Tunus ve Libya’nın ekonomik, toplumsal, siyasal sorunları Türkiye’ninkinden daha fazla değildi. Hatta az bile sayılabilirdi.