Ana SayfaKadınKadının naylon çorabından kaçan özgürlük: ‘Sinir Krizinin Eşiğindeki Kadınlar’

Kadının naylon çorabından kaçan özgürlük: ‘Sinir Krizinin Eşiğindeki Kadınlar’


ŞİLAN AVCI

“Sinemanın Kadınları” dizisi


Akustiği dağılmış, bir yaralı mikrofon; aşk…

Dünyanın her yerinde “kabul” gören, klasik erkek ağzı seviş cümleleriyle başlar film: “Hayat sensiz anlamsız, benimle evlenir misin, sensiz yaşayamam, seni seviyorum, sen hayatımın geyşasısın…” Ve mikrofonla devam eder dublaja İvan. Gerçek hayat, biraz da mikrofona konuştuğu gibi midir? Dublajda, güzel bir şeyler söylemesini dilenir kadından. Yalan da olsa güzel bir şeyler… İşini bitirip ayrılan İvan’ın ardından geç de olsa mikrofona gelip konuşacak kişi, bu defa Pepa’dır. Kadını konuşturan Pepa, İvan’ın sesiyle gözleri dolarak beklenen sevgi cevaplarını verir. Aralarında sevgi bağı sarsılmış çift, ancak iki ayrı zamanda, bir filmin dublajını seslendirirken, kurgulanmış sevgi cümleleriyle bir araya gelir. Bütün vedaların kimliği, kahramanların hikayesinde mi gizlidir?

Pepa, televizyon dünyasının tanınan bir ismidir. İyi koşullarda yaşayan Pepa, sahip olduğu üne ve zenginliğe rağmen mutsuzdur. Çünkü yıllardır birlikte olduğu İvan’la artık ayrıdırlar. Karısını kendisiyle aldatan İvan’ın yolculuğa çıkacağını söyleyerek, onu da başka bir kadınla aldatması fikri, Pepa’yı sinir krizinin eşiğine getirip bırakır. Sakinleştiriciler, sürekli fırlatılıp kırılan eşyalar, defalarca parçalanıp tamir edilen telefon… Dublaj yaparak duyguya ses veren iki kişi arasında, sesin sembolü kırmızı telefon, defalarda oradan oraya fırlatılır. İletişimin bir hayli yara aldığı bu yorgun alet, iki sesi bir türlü buluşturamaz.

sende kaldı terliklerim

mavi ve kederliydiler,

bildin mi?

yokluğumu bıraktığım evde geziyorlar şimdi

ağlıyorlar kafeste mavi kuşlar gibi

sen de duyup incindin mi?

Pepa’nın sürekli hareket halinde olduğu ve İvan’ı bir taraftan kovalarken, bir taraftan ondan kaçtığı kriz saatleri boyunca, Pepa’yı daha yakından tanımaya başlarız. Geçmişini bilmeden, sosyal çevresine çok girmeden, hayatını çok deşmeden üstelik. Bireysel tutumuyla tanırız Pepa’yı. İçine düştüğü duruma karşı sergilediği tutumla. Aşkının yerine gelip çöreklenen umutsuzluğa karşı geliştirdiği tavır ve sinir krizi anlarında akıttığı gözyaşlarıyla… Bir insanı tanımanın en iyi yolu, sinirlendiği anlar mıdır?

Yine kendi toprağının hikayesiyle sarmalanır filmin kadın kahramanları/kahraman kadınları…

Kadının naylon çorabından kaçan özgürlük, faşist hükümetin başına hırsız çorabı olur her zaman. Duygunun, özgürlüğün, biraradalık hissinin ve hatta sevginin hırsızlığıdır bu.  Faşist Franco İspanyası’nın, on beş yıl sonrasında çekilmiş olan film, kadının bireysel ve özgür tavrını ön planda tutar. Kendini ifade eden, tartışan, kavga eden, hakkını arayan kadın, gürültülü bir enstrümandır. Kendi kendini çalar; kendi bildiği gibi çalar. İlişkiler karmaşıktır ama hepsinin kendi içinde anlaşılır bir mevzusu vardır. Sinir krizleri, öfke patlamaları, hatalar, yalanlar, memnuniyetsiz vedalar bolca boy gösterse de hepsinin içinde en temelde sevgi vardır ve herkes kendi tavrıyla ortadadır.

ülkeme benziyorum

seviyor ve sevmiyor çiçekler beni

açıyor ve açmıyorum

bir bir dökülüyor üstümden

bunca kadın yapraklarım,

kaçıyor ve kaçmıyorum…

1974’te Franco’nun ölümünden sonra İspanya’da ortaya çıkan ve tüm ülkeyi etkisi altına alan karşı kültür hareketi Movida’yla birlikte, katolik kilisesinin baskısı azalır. Eşcinsellik suç olmaktan kurtulur, doğum kontrol ve annelik hakları, çalışma hayatında eşit haklar vb kabul görür. Almodovar Sineması’nın kadını ve renklerini işlediği sıradışı metaforik filmleri, cinselliği bir tutum olarak sergiler. Kişinin tutumu, bütün benliğinin temel taşıdır ve onun yansımasıyla hareket eder. Kişi kendi aynasıdır bir nevi ve bu aynayla kendi cinsel kimliğini hayatla buluşturur, seviştirir. Öfkelenince eşya fırlatan kadınlar yatıştıkları zaman, hayat da yatışır.

Yanan bir yatak, hüzünle yatmanın metaforu mudur?

Kaza eseri tutuşan yatağını bir süre söndürmeyip, heyecanla izler Pepa. Bir yatağın külliyatı çok şey eder aslında. Pepa, yanan yatağı izlerken, gözleri dolarak gülümser. Flashback ihtiyacı doğurmaz bize. Sevişmenin, sarılmanın, birlikte hayal kurup uykuya dalmanın çemberi içinde, bize de kendi eskimizi hatırlatır. Yanan yatağa istediğiniz acıyı atmakta ve bütün bir hüzünle yatmakta özgürsünüzdür.

Havaalanında, karısı tarafından vurulmak üzere olan İvan’a koşar Pepa. Henüz varlığından kimsenin haberdar olmadığı çocuğunun babasıdır ne de olsa. İvan’ı kurtarıp evine geri döner. Evinde uyuyakalan Marisa ile sohbet eder. Rüyasında bekaretini terk eden Marisa, bunu Pepa’yla paylaşır. Aralarındaki diyaloglar, kadının cinsel özgürlüğü ve Franco sonrası İspanyası’nın yeni görünümünü içine alan, göndermeli diyaloglardır. Artık bakire olmayan Marisa’nın yüzü yumuşamış ve daha ılımlı bir hal almıştır. Tıpkı Franco sonrası soğukluğundan kurtulan İspanya gibi. Pepa’nın bebeği ise yeniden doğuşu ve İspanya’nın umut dolu geleceğini simgeler.

Geleneksel olanın aksine, kadını edilgen tavrından çıkarıp, bildiği gibi hayata kafa tutan bireyselliğiyle anlatan film, bir Pedro Almodovar klasiğidir. Seksenli yılların cinsel tabulara karşı çekilen filmlerinden biri olan Sinir Krizinin Eşiğindeki Kadınlar, Carmen Maura ve Antonio Banderas’ın baş rolleri paylaştığı bir filmdir.


Yazıdaki şiirler yazara aittir.