Ana SayfaYazarlarElend AydınKemancımız ateşsiz gitti ey Newroz, ey cümle ateşler!

Kemancımız ateşsiz gitti ey Newroz, ey cümle ateşler!


ELEND AYDIN


Müzik yüklü bir buluttur. Notalar gibi deli, ıslah edilemez kemanıyla Apollon’un liri’ni çalarken hepimizin de kalbini çaldı Kemancı…

Kemancı, Kemancı, bedenin neden o kadar çıplak ve bebek ve kemanın neden yaralar kalbimizi şimdi.

Kemancıyı vurdular. Serçeler asla eskisi gibi uçamayacak. Newrozu ve tümümüzü vurup yok etmek için “Ya baş eğeceksin ya baş vereceksin”dir ya parolaları, Kemancıya da böyle yaptılar o çiy yüklü Newroz sabahında. Ürperdi mi hiç bedeni acep bahar sabahının henüz ateş görmemiş sabırsızlığında?

Kemancı ateşi görmedi, kemancımız ateşsiz gitti ey Newroz, ey cümle ateşler!

“Çantasında bomba vardı” dedi bombasız yaşayamayanlar, zırhın, tank, TOMA ve panzerin esiri olanlar; zırhsız, çeliksiz yaşayamayanlar.

Oysa kitaplar vardı çantasında, şiirler ve Newroz sevincinin hediye ettiği giysiler. Vurulup öldürüldü Kemancı ve çantasından biz çıktık biz! Yüz binlerce Newroz ve Newroz aşığı çıktı çantasından. Şimdi bizleri nerede, nasıl ‘etkisiz hale’ getireceksiniz? Çantası biziz, ödünüzü patlatan çantası… Kemanı biziz şimdi asla susturamayacağınız kemanı.

Kemancıyı bir Newroz sabahı, halaya, ateş ve umuda doğru sabırsızca koşarken, ta Malatya’dan gelmişken vurdular. Kalbimize yığılıp kaldı bedeni ansızın. Ruhu hala sorular soruyor, diz çökmüyor, “Evet” demiyordu ve asla da demeyecek!

Ahmet Kaya’nın panodan baktığı fotoğrafı alevlere alev katıyordu. Kemancı gülüyor, çıplak bedenini müzik ve ateşle ısıtıyordu. Kuşlar kıskanıyordu bedenini, yağmurlar, kavak ağaçları ve özgürlük sevgilisi tüm rıhtımlar.

Bizi de çantana al Kemancı, sonsuza kadar şiir oluruz sana. Üşüdüğünde kalın çocukluk kıyafetleri, bunaldığında bahar oluruz sana. Bizi de al çantana kemancı, giderken bizi de al. Üşüdüğünde yaz oluruz, ceplerinde lâl renkli kiraz…

Sabırsız ve öfkelisin kemancı, acelen var. Cizre Newrozuna kavuşacaksın. Birbirine sarılarak “üç bodrumda” can verenler bekler seni. Oradaydılar işte, hepimizden daha gerçek Newroz kutladılar, annelerin binlerce beyaz tülbenti, bembeyaz kanat oldu tümüne. Onlarla “Buradayım, Newroz’um” dedi Cizre.

Acelen vardı Sevgili Kemancı, alevlerin “NA – HAYIR” diyerek tutuştuğu ve Mezopotamya’nın rengarenk çiçeklere büründüğü o sabahta; sabrın, tahammülün kalmadı artık bin bir engel koyarak yıldırmak isteyenlere.

Sabırsızlığın olalım kemancı, tahammülsüzlüğün, mehtaplı çıplaklığın, ateşe kavuşamayan çiy nakışlı üşümelerin olalım…

Vuruluşun olalım kemancı ve sen çal, hiç susmasın konçertoların. Ateş ve müziğin dansı, hayat ile ölümün valsı, kırlangıcın belalı telaşı olsun her şey.

Newrozdu, umut ve dirilişti, sabahtı, çiy tanelerinde ürperen. Kimseler ummuyor, beklemiyor ve inanmıyordu ama Kürtler cenazelerin, küllenmiş, paramparça ama güleç cenazelerin uçsuz bucaksız yıkıntıların ve çıplak ayaklı mülteci kışların altından ve ardından çıkıp gelerek NEWROZ oldular, öyle sahne aldılar.

Bu sahne, bu inanılmaz sahne senindi.

Kemancı, delikanlı bir kemana dönüşen çıplaklığınla ateş de sendin, onurlu duruş da.

Bu sonsuz Newroz senindir kemancı, durmadan çal, çantandaki şiir kitabı da oluruz, seni ısıtacak Kurdi gömleğin de.

Keman gibi zarif ve keman kadar çıplak bedeninle hep çal, günbatımları kıskanır seni artık, sabırsızlığın akasyaları da.

 

 


NOT: Sevgili Abdurrahman Gök’e müteşekkiriz “bu hakikati” kaybettirip katlettirmediği için.