Ana SayfaYazarlarAbdulmelik Ş. BekirSuriye’de tansiyon neden yükseldi?

Suriye’de tansiyon neden yükseldi?

 

ABD ve Rusya’nın Suriye konusunda sıcak savaşa varacak bir teması mümkün görünmüyor. Aksine Suriye’deki çözüm perspektifleri 2016 yılından beri önemli oranda uyuşuyor.  Yaşanan ve yaşanacak tüm gelişmeler de iki ülkenin bilgisi dahilinde. Onun için fazla heyecan yapmaya gerek yok… Karşılıklı birkaç sert açıklama ve kınama ve yine Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde gerektiği kadar toplantı alınmasının ardından gerilim düşürülecektir.  Ve elbette Suriye’de ABD ve Rusya başta olmak üzere savaşa müdahil olan tüm güçler son ana kadar daha karlı çıkmak için taktik adımlar atacak ve yeni manevralar deneyecektir.


ABDULMELİK Ş. BEKİR


Suriye’de tansiyon birkaç gün içinde beklenmeyen bir şekilde yükseldi. Görünen neden İdlib’de kimyasal silahların kullanılması sonucu çoğu çocuk 86 insanın yaşamını yitirmesi.

Yüz binlerce insanın yaşamını yitirdiği Suriye iç savaşında buna benzer onlarca vaka yaşandı. Her seferinde cılız birkaç kınamayla geçiştirilen insan ölümlerine bu defa en üst perdeden tepki gösterilmesinin nedeni ne? Neden, altı yılı geride bırakan trajedinin yeni fark edilmesi olamaz? Sivil ölümlerinden duyulan derin üzüntü ya da insan hakları ve demokrasi havariliğinin gereği olmadığı kesin. Zira işi köpürtenler, başından beri kısmen ya da tamamen iç savaşın müdahilleri ve mevcut tabloda hepsinin fırça izleri var.

Suriye’de yeni bir dönem mi?

Peki, tansiyonun yükselmesi ya da yükseltilmesiyle piyasaya sürülen “ABD’nin Suriye’ye müdahale edeceği”, “Rusya ile savaşa gireceği”, “Suriye’de yeni bir dönemin başlayacağı” senaryolarının gerçeklik payı ne?

Birincisi, ABD zaten Suriye’ye gireceği kadar girmiş. Demokratik Suriye Güçleri ile birlikte iki yılı aşkın bir süredir operasyonel faaliyet yürütüyor. İlk başlarda eğitim amaçlı bulundurduğu sınırlı sayıdaki askeri varlığına son aylarda kara gücü de ekledi ve basına yansıdığı kadarıyla askeri üsleri bile var. Dolayısıyla olmuşu olacakmış ihtimali üzerinde tartışarak nefes tüketme zahmetine girmenin alemi yok.

ABD Rusya ile savaşa girer mi?

İkincisi, ABD’nin Rusya ile savaşa gireceği falan da yok. Birçok çıkar çatışması olmakla birlikte, kapitalist sistemin yapısal sorun ve krizleri iki ülkenin savaşmasından ziyade ortaklaşmasını dayatmaktadır. Kaldı ki sorunları anlaşarak çözmeleri ikisi açısından da daha avantajlı. Hayati çıkarları riske girmeden sıcak savaşa girmelerini beklemek yanıltıcıdır. Suriye sahasında da başından beri böyle bir angaje ve motivasyonları olmadı zaten.

Üçüncüsü, Suriye’de başlaması beklenen yeni dönemden kasıt Rusya ve ABD ile bağlı bulunan güçlerin vekilsiz savaşı ise, gerçeklikten uzak bir ihtimaldir.

BM’den Suriye’ye çözüm beklemek hayal

Trump’ın söylemiyle “iyi vakit geçirilen bir kulüp” haline gelen Birleşmiş Milletler’den Suriye’ye yönelik bir çözümün çıkacağını beklemek de ham hayalden ibarettir. ABD ve Rusya endeksli blokların birbirini teşhir ettiği ve bu yolla dünya kamuoyu nezdinde zor durumda bıraktığı bir arena olmanın dışında bir fonksiyonu bulunmuyor. Onun için iki günde tarafların çağrısıyla üç defa toplanan BMGK’nin yükselteceği tansiyona kimsenin bel bağlamamasında fayda var. Nitekim ABD’nin teşhir fonksiyonunda faydalandıktan sonra diğer işlevlerini takmadan Suriye hava üssünü vurması bunun en yakın zamanlı örneği.

İyi de bu kadar tantana neyin nesi?

Vaveylanın sebebi emperyalizmin veledi kapitalizm ya da tersinden kapitalizmin validesi emperyalizmin İsveç çakısı mahiyetindeki böl, parçala ve yönet formülünün yüz yıl sonra Ortadoğu’da tekrar rücu etmesidir.

Oryantalizm adıyla mihenk taşları İngiltere tarafından döşenen ve biti kanlandıkça da sosyalizmin tüm salvolarına rağmen kendini sistemleştirerek günümüzün hakim kılan kapitalizm, elindeki İsveç çakısı ile Suriye denilen ulus devletin kadavrasına çöreklenmiş olmasıdır. Bölgedeki diğer ulus devletlerin de kimisi kadavradan pay kapmak arzusu, kimisi ise kadavra haline gelmenin korkusuyla bir uçtan bir uca savrulup durmakta. Sağa sola sataşarak, bir gün hönkürüp ertesi gün zırlayarak, sabah ‘üst akıl’a karşı savaş çağrısı yapıp, en ufak bir göz kırpmada “abi emrine amadeyiz” yalakalığıyla uykuya dalmakta. Ama nafile.

Kapitalizmin ağa babaları ile ikinci dereceden ortakları kendi elleriyle Ortadoğu’da oluşturdukları ulus-devletlerden istediğini maharetli çakısıyla kadavraya çevirebiliyor. Dincilik ve milliyetçilikle dumura uğramış diktatörlüklerin ne dönüşme şansları var ne de göbekten bağlı bulundukları kapitalizme karşı direnme kapasiteleri var. İşledikleri suçlar nedeniyle hükümet ettikleri halkların büyük çoğunluğu kapitalizme tepkili olsa da tekçi rejimlerin yedeğine düşmemek için sessiz kalmaktadır.

Yaşanan ve yaşanacak tüm gelişmeler ABD ve Rusya’nın bilgisi dahilinde

Dolayısıyla ABD ve Rusya’nın Suriye konusunda sıcak savaşa varacak bir teması mümkün görünmüyor. Aksine Suriye’deki çözüm perspektifleri 2016 yılından beri önemli oranda uyuşuyor.  Yaşanan ve yaşanacak tüm gelişmeler de iki ülkenin bilgisi dahilindedir. Onun için fazla heyecan yapmaya da gerek yok.

Suriye ne İran ne de Türkiye’nin at koşturduğu bir alan olmayacaktır. Aynı zamanda ulus-devlet yapısının hakim olduğu eski Suriye’de olmayacaktır. Daha kolay denetlenebilir, yönetilebilir, uygun dozda gerilimli ve daima kendilerine muhtaç pozisyonda olacak gevşek federal bir yapı düşünülüyor.

Buna AB, İsrail ve körfez ülkelerinin büyük çoğunluğu da fittir. Daha bir kaç gün önce AB’nin Arapça ve ilk defa Kürtçe yayınladığı Suriye Stratejik Raporu’nda Suriye ordusunun ülkenin tamamında hakim olmasının AB’nin çıkarına olmadığı ifade edildi. Körfez ülkeleri de İran’ın denetiminde olmasındansa ABD ve Rusya’nın öngördüğü yapıya daha yakın.

Küçük bir cepte sıkışıp kalan Türkiye

Buna rağmen Suriye’de gelişmelerin İran ve rejim lehine gelişmesiyle ABD’nin geleneksel müttefikleri AB, Körfez ülkeleri ve İsrail’in yoğun tazyiki altındaydı. ABD’nin son hamlesi müttefiklerinin, özellikle İsrail ve Suudi Arabistan’ın kaygılarını gidermeye yönelik dengeleyici fonksiyonu var.

Hakeza çok önemli olmasa da ABD’nin iç gerim ve dengeleri ve dolaylı da olsa AB’nin Ukrayna rahatsızlığı da bir faktördür. Belirleyici sebep ise İran ve bağlı güçler başta olmak üzere  hemfikir olunan ve belli bir düzeyde zımni bir uzlaşmanın yakalandığı çözüm modeline ayak direyen güçlere uygun dozda mesaj verilmesi ihtiyacıdır. Tam da bu nedenle Rusya’nın saldırı hakkında önceden bilgilendirilmesi yüksek ihtimaldir.  Bu tasarıya ayak direyen ülkelerin başında ise Türkiye ve İran gelmektedir. İlk mesaj üst perdeden konuşan, Mınbıç ve Afrin’e yönelik harekatlarına karşılık geçtiğimiz günlerde Türkiye’ye verildi. Buralara güç konumlandırmak yoluyla adeta DSG için koruma kalkanı oluşturdu. Nitekim mesajın ardından küçük bir cepte sıkışıp kalan Türkiye, Fırat Kalkanı’nı bitirdiğini ilan etmek zorunda kaldı.

İran’a ‘öngördüğümüz çözümü çok zorlama’ masajı

Ayak direten ikinci ülke olan İran ve bağlı güçlere de hava üssüne yapılan saldırı ile benzer bir mesaj verildi. Savaşın başından beri sahada olan ve esasında Suriye’deki savaşı yürüten ülke pozisyonundadır İran. Lübnan’a kadar uzanan Şii hattını korumak temel stratejisidir. Gelinen aşamada önemli oranda başarılı da oldu. Özellikle tarihsel rakibi ve Suriye iç savaşında en az kendisi kadar faal olan Türkiye’nin havlu atmasıyla büyük avantaj elde etti. Moskova deklarasyonu ve Astana süreciyle bunu resmiyete kavuşturdu.

DAİŞ, El Nusra ve ÖSO gibi grupların uyguladıkları vahşet nedeniyle Esad rejiminin dünya kamuoyunda ehveni şer konumunda olması, sahada güç dengesinin giderek rejimin lehine değişmesi gibi faktörleri de arkalayarak talep çıtasını yükselti. Bu talepler Suriye’nin anahtarını elinde tutan Rusya’nın ve de dolaylı olarak ABD’nin öngördüğü ve ilk taslağını Astana’ya sunduğu çözümüyle uyumlu değildi. Ayrıca Rusya’nın bu kadar yatırım yaptığı ve maliyetli hale gelen Suriye’nin İran’ın hırs ve çıkarlarına kurban etmeye hiç niyetli olmadığı biliniyor. Buna ek olarak Rusya’nın Suriye’de çok da nüfuz sahibi bir İran istemediği de sır değil. Netice olarak birilerinin İran’a uygun dozda ‘öngördüğümüz çözümü çok zorlama’ masajı vermesi gerekiyordu.

Nasıl ki iki hafta önce Rusya, Afrin’e güç konumlandırarak ABD’nin müttefiki Türkiye’ye uygun dozda mesaj verdiyse, dün akşam da ABD, rejimin hava üssünü vurarak Rusya’nın müttefiki İran’a benzer şekilde diş gösterdi. Yani Mınbıç’te verilene mesaj Hama’da tekrarlandı. Bu harekatla aynı zamanda İran’ın sahada güçlenmesi nedeniyle diken üstünde olan İsrail ve Suudi Arabistan’ın da gönlü hoş edildi. Elbette birçok ülke bu gelişmelere taraf olacak ve kendi ajandasını araya sıkıştırmaya çalışacaktır ancak bu temel parametreleri değiştirmez. Hepsi bundan ibaret.

Öyle birilerinin beklediği ve arzu ettiği gibi ABD ve Rusya bir savaşa tutuşmaz. Kapitalist sistemin bizatihi bu kadar kırılgan olduğu bir dönemde bunu kaldıramaz ve de izin vermez. Kaldı ki ihtiyaçları da yok. En azında Suriye meselesinde. Karşılıklı birkaç sert açıklama ve kınama, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde gerektiği kadar toplantı almasının ardından gerilim düşürülecektir.  Elbette Suriye’de ABD ve Rusya başta olmak üzere savaşa müdahil olan tüm güçler son ana kadar daha karlı çıkmak için taktik adımlar atacak ve yeni manevralar deneyecektir.

Suriye’de kara göründü

Sonuç olarak da Suriye’de artık kara görünmüştür. Ülkeyi sadece etnik ya da dini bir yapı üzerinden eskiden olduğu gibi ulus-devlet formatında tutmak mümkün değildir. Federal yapının kabul edilmemesinin doğuracağı sonucun Suriye’nin bir kaç parçaya bölünmesidir. Her iki sonuç da İran, Türkiye ve Suriye rejimi dışında savaşa müdahil olan tüm güçler açısından çok da fark etmiyor. Bu anlamıyla Rusya’nın Hava Güvenliği Anlaşması’ndan çekilmesi bir kaç günlük gerilimde önem çıkan en önemli ve pratik adım olmuştur. Bu adım aynı zamanda Suriye hava sahasınında ABD ve Rusya arasında paylaşılmasına tekabül eder. Tersinden ABD’nin daha önce gündeme getirdiği ‘güvenli bölgenin’ defakto oluşumudur.  BM, Astana ve Cenevre’de uzlaşıyla çıkmayan çözüm Rusya ve ABD tarafından defakto uygulanıyor.

  ABD, SURİYE'Yİ VURDU | Rusya'dan 'çatışmaya ramak kaldı' açıklaması