Ana SayfaManşetDört yeşil ot, bir hücre – AKIN OLGUN

Dört yeşil ot, bir hücre – AKIN OLGUN

Silivri Cezaevinin bir hücresinin beton zeminde dört yeşil otun yolunması ile Yüksel Caddesindeki direniş iradesinin kırılmasına dönük saldırıların bir bütünün parçası olduğu gerçeğini anlayamazsak, onunla baş etmenin yolunu da bulamayız.


AKIN OLGUN


Yaşatılanlar, yaşadıklarımız ve yaşatılacakların bize düşürülen toplamını tarif ediyor eziyet. Hayatlarımıza kesilen kıyım emirleri masumiyetin peşine düşüyor, pusulanıyor, linçlere bileniyor her daim.

Cezaevlerindeyiz tıklım tıklım, hücrelerde, polis karakollarında ve en çok yerin altında ama yaşam hep bir yerden gülümser, en zalim ve acı yaşanmışlıkların içerisinde bile dirençle tebessüm eder, ettirir.

Herkesin hizaya girdiği, yaranma sırasında birbirini ezdiği, düşüklük ve alçaklık yarışında birbiriyle vuruştuğu bir ülkede, kendi isyanını örgütleyen vicdanlar elbette ki umuttan yana ve umut, bu ülkenin acılarının içinden çoğalıyor inatla.

Üzerine dökülen beton-un arasından yeşeren dört tel yeşil ot gibi.

Şöyle ki:

Gökyüzünü bir bütün görmesinler diye, konuldukları hücrelerin yedi adımlık havalandırmasının üzerini tel örgüler çekerek, gökyüzünü ve güneşi yasaklayanlar, havalandırmanın beton zemini arasında yeşeren dört tel ottan habersizdirler ve bu davetsiz misafirlerin betonun arasından filizlenip kendilerini göstermesine ilgi ve hayranlıkla tebessüm eden üç tutsak ise Ahmet Şık, Bülent Utku ve Barbaros Mutluoğlu’dur.

Yeşil misafirlerine gösterdikleri ilgiyi takip eden ve izleyen bir de kamera vardı tepelerinde.

“Bu kadar ilgi göstermeyelim, kameradan izliyorlar biraz sonra gelip yolarlar” diyen ses Ahmet’e aittir.

Betonun arasından filizlenmiş dört tel yeşil ot, üzerlerine titreyen ilgiden habersizdir elbette. Kim bilir, belki onlar da cesaretin kendisidir ait oldukları doğanın âleminde. Betona, betonlara kafa tutmak malum herkesin harcı değildir.

Dört yeşil ot, başlarına geleceklerden habersizdir ve başları sürekli devlet denen betonla derde girenler ise olacaklardan tecrübeli.

Bir saat sonra demir sürgü büyük bir gürültüyle açılır. İçeriye gardiyanlar girer. Beton arasında filizlenmiş dört yeşil ota doğru ilerlerler. Dört yeşil otun başına çöreklenirler, talimat vardır otlar yolunacaktır. Yolarlar.

Hızla tekrar havalandırmadan çıkıp, hücrenin kapısını kapatır, demir sürgüsünü (ki hep gürültüsüyle bilinir) çekerler. Hücre kapısını kilitleyen anahtarın sesi duyulur, şak-tak. Operasyon tamamlanmıştır.

Dört yeşil ot yolunmuş, yeşil misafirlerine ilgiyle bakıp, tebessüm edenlerin yüz ifadeleri alınmıştır. Gardiyanların pantolon kemerleri ile arka cepleri arasına sıkıştırdıkları “güç bende” adlı anahtar şıngırtıları, her adımda biraz daha uzaklaşarak, hücrelerin bulunduğu koridoru şimdilik terk etmiştir.

Otların yolunmasından bir ‘‘Gezi’’çıkar korkusu taşımamış cezaevi idaresi. Zaten, “ayakkabıları ile camiye girdiler, içki içtiler” demelerinin de bir karşılığı yok hücrelerde. Sözleşmeli “yazar” ortaklığıyla, “Diliniz Kara, Vicdanınız Taş” adlı müsamere yazıları attıracak ortaklık da bu ara birbirini yemekle meşgul olduğundan, dört yeşil otun yolunmasına dair tek gündem, cezaevi idaresi, gardiyanlar ve hücre ahalisi arasında olup bitmiş.

Bitmiş demek doğru olmaz elbette.

İçeride, rehin tutulan gazeteciler, siyasetçiler, öğrenciler, akademisyenler, siyasi tutsaklar açısından bir irade savaşının yansıması bu sadece.

Yeşillenen ve filizlenen her şeye düşman bir bakışın, yeşillenen ve insanda umut tazeleyen her şeye karşı nefreti bu.

İçerisi ile dışarısı arasında, hiçbir fark yok bu yanıyla. Nefes alıp verdiğiniz her anınızı cehenneme dönüştürmek isteyenler, hepimizden pişmanlık bekliyorlar. Bütün bu şiddetin temelinde yatan şey bu.

Özgür Gündem davasından ceza alan Gazeteci Murat Çelikkan’a verilen 1 yıl 6 ay cezanın ertelenmeyişinin karar notunda, “yeterli pişmanlık göstermemiş olduğundan” adlı ibare, tam da istedikleri şeyin özeti.

Cumhuriyet yazarlarından, çizerlerinden, yöneticilerinden istedikleri bu. Ahmet Şık ve tüm muhalif gazetecilerden istedikleri bu, rehin tutulan siyasetçilerden istedikleri tek şey “pişmanlık” göstermeleri ve veya “uslanmış” olduklarının işaretini vermeleri.

Daha somut hale indirgersek, onlardan birer ortalama Nedim olmaları bekleniyor.

Evet, davalar hukuki bir temele dayanmıyor, buna ihtiyaç da duymuyorlar doğru. Hakikat iradesinin kırılmasına dönük alınan bir siyasi karar, devlet şiddeti eliyle hayatımızın içinde.

Hukuk zemininde mücadeleye dair ısrar, meşru ve olması gerekenin mutlaka korunması, hukukun, adaletin meşruluk zemininin bugünden yarına devredilmesi tartışmasız çok önemli.

Öte yandan mücadelenin siyasi ayağının, adaletin ve hukukun savunulması, devlet şiddetinin sona erdirilmesi, siyasi baskı ve yasakların kaldırılmasına dönük olarak ele alınıp, sokağa taşınması da onun somutlaşmasını, elle tutulur, gözle görünür olmasını sağlayacak tek şey.

Pespayeliklerini cilalayıp iktidar artırımına sunanlara bakmayın siz. Rezilleşmenin resmiyet kazandığı, cep doldurduğu, doldurdukça daha fazlasına dönüştüğü, dönüştükçe canavarlaştığı ve “itibar” gördüğü bir yerde, çöküş bir AN’dır sadece.

Herkesin, her kesimin sadece kendi kapısının önünü süpürmesinin bir çözüm olmadığı ve pisliği el birliği ile toptan süpürmek gerektiği fikrindeki olgunluk, mutlaka kendine bir yer açacak. Tıpkı, dört tel yeşil otun, hücrelerin beton zemininden çıkması gibi. Onların koparılacağını bilenler, ne olursa olsun hayatın kendisinin bir yerlerde filizlendiği ve bununla baş etmenin mümkün olmadığı gerçeğinde güçlüdürler. Bu gücü besleyecek moral değerlerin oluşturulması ise bir o kadar acildir.

Silivri Cezaevinin bir hücresinin beton zeminde dört yeşil otun yolunması ile Yüksel Caddesindeki direniş iradesinin kırılmasına dönük saldırıların bir bütünün parçası olduğu gerçeğini anlayamazsak, onunla baş etmenin yolunu da bulamayız.

Tecrit içinde tecrit yaşatılanların sesine, Demokrasi, Barış ve Özgürlük talebi içerisinde daha fazla yer açmalıyız. Çünkü içeriden yükselen her ses, bilin ki o sesi duyurmak için bir çentik daha atmıştır yüreğine.

Sesimizi duyuracak olanları bizden ne kadar soyutlarlarsa, kendimizi kendimize anlatıp, yorulmamızı  sağlamış olacaklarını da unutmamak gerekir.

Sonuç olarak;

Parçalı olan tüm seslenişleri, ortak talepler etrafında somutlayarak, tüm muhalif güçlerin bir araya geldiği ve kolektif bir direniş ağı oluşturduğu, sürecin sokak inisiyatifinin bir irade ortaklığında kendini somutlayarak ortaya koyduğu, koyacağı gün,  yeşeren otlarla koparılarak baş edilemeyeceği herkes tarafından daha net görülecektir.