Ana SayfaYazarlarElend AydınKÜRT DİL BAYRAMI | En yabancı dilim

KÜRT DİL BAYRAMI | En yabancı dilim


ELEND AYDIN


“Hitler Oyuncağımı Çaldı” adlı kitap ilgimi hep çekiyor olmasına rağmen, “sevip de” okuyamadığım kitaplardandır ama halen okuyamamış olsam da her hatırladığımda yaptığı çağrışım da bir tür “okuma”dır.

Gel gör ki benim oyuncağımı Hitler değil, onun ardılları olan “kahraman polisler” çaldı. Ve sevgili oyuncağım, yani çocukluğumun baharı, havlarcasına kükreyerek konuşulan Türkçe ile, “güzel dilimiz Türkçe” ile çalındı!

Bir dil ile böyle tanışılırsa sonuç ne olur, hangi travma girer devreye? Kendi açımdan izah edeyim: Türkçeyi duyduğumda ürperiyor ve korkuyla kaçıyordum, çünkü Türkçenin benim için tek anlamı; ev baskını, kırıp dökmeler, tehlike ve kurt sesleriyle saldırmalardı ki, babacığımı da alıp götürmüşlerdi. Sonrasında ağlamalar, hasret ve boşluklar ve babamın bir daha asla dönmeyeceğine dair can paralayıcı hikayeler! Yani Babil Kulesi’nin güzide dillerinden biri olan Türkçeyi hayatıma böyle kattı ‘devlet babanın polisleri’, asla affetmeyeceğim!

Kürdi çiçekli, şiirli, müzikli çocukluğumun dünyasında Türkçe; saldırgan, tükürükler saçarak beni ve herkesi yemek, yok etmek isteyen bir şey’di, “dil” falan değildi. Bu nedenle Türkçe en yabancı dilimdir; tek paralayarak, anadilimi hunharca yok etmek isteyen dil idi çünkü çocukluğumda, devlet’ti. Ve ne yazık ki halen de bu dile sadece ve sadece bu talihsiz rolü oynatanlar var ki, bizleri ‘evetçi’ yapmak isteyenler de bunlardır.

Yani devlet bilerek ve isteyerek bir dili (Türkçeyi) öğrenme hakkımı gasp etti, Türkçenin bir dil olarak zevk ve istekle öğrenilme hakkını da.

Çocukluk demişken; sonrasında ilkokulda “lise müdürünün kızı” olma gibi “korunaklı bir vagonda” olmama rağmen, ismim ve dilim Kürtçe olduğu için müfettiş bey; polis havlama ve ulumalarını devralarak çakısını da çıkarmış, diğer güne kadar Türkçeyi öğrenmediğim halde kulağımı keseceğini buyurmuştu ama buyurmasını mimiklerinden anlamıştım sözlerinden değil!

Fakat gururla belirteyim ki, Kürdi bir bahçeye sahip olma şansımdan dolayı asimile edemedi beni devlet-polis dili, Mungan, Soysal, Altıok, Uyar ve Baydar’ları sevmeme de engel olamadı. Lakin şu var: dilim Kürtçe başta olmak üzere hiçbir dilin, işkenceci polis dili kılığına sokulmak suretiyle oyuncak ve güneşli anılar çalma bahtsızlık ve zalimleştirmesine uğramasını istemem.

Lice’deki o el ve yürek emeği okulu (Kürtçe) kepçelerle yıkma gibi faşizan ve utanç verici icraatlardan da korusun evren dilimi ve tüm dilleri. Yani dillere (de) kıymayın, kıymasın efendiler, hem de her iki anlamda! Zira başka bir dile kıyan, başta kendi diline kıyıyordur. Üstelik hiç de kar etmiyor, misal: Yokuşlu köyünde yaşlı çocuk demeden işkenceyle dizler kırıldı ama asla diz çökmediler ve kırılmış dizleriyle diz çökmeyerek “NA” dediler!

Bir örnek daha, sonraki yıllarda da yasaklı dilimi her konuştuğumda muhterem yetkililer “Baban koskoca edebiyat hocası, utanmıyor musun Kürtçe konuşmaya?” gibi oldukça felsefik ve aydınlık sorular sorma bahtsızlığını yaşadılar. Çünkü diline talihsiz rol biçenin kendi de bahtsızlaşır. Ama güzel Türkçemizi de hiç yakışmadığı yetkili ağızlardan kurtarıyoruz işte Hayır diyenler olarak.

En yabancı dilime binaen bir anekdot: Sadece İngilizcedeki “handle, air, star, me, mine, angry (Kürtçe; çembil, ewr, sterk, stare, engirî). İspanyolca ve İtalyancadaki “Tu, te, me, mi, lo, la lê quê, jovin qien (Kürtçe: Tu, te, la, laciwan kê, kî) göz atıldığında bile , coğrafi uzaklığa rağmen (aynı dil ailesinden olduklarını unutmamak da) hiç “yabancılık” çekmem ama öte yandan Kürtçe ve Türkçe filolojik anlamda o kadar yabancı ve uzak ki birbirine. İroni mi değil mi sorusu çınlayadursun NA ve Hayır kolkola girerek özgürlük ve eşit birlikteliğin mavi kelebeklerini uçurmaya başladılar.

Irmaklar, topraklar, dağlar ve rüzgarlar gibi diller de muktedirlerin olamayacak kadar masum, hakiki ve halklarındırlar. Bu nedenle birey ve toplumlarla birlikte faşizm değil özgürlük isterler.