Ana SayfaYazı / AnalizAkın OlgunSadece biraz nefes – AKIN OLGUN

Sadece biraz nefes – AKIN OLGUN


AKIN OLGUN


Açlığı yazmak, anlatmak, konuşmak zordur. Kendinizi bir an içinde bulursunuz. Bedeniniz kasılır, diliniz kurur, dudaklarınız çatlar ve vücudunuz bir noktadan sonra aldığı her şeyi kusar. En beteri safra kusmaktır. Beklenenin yaklaştığını anlarsınız kaçırılan gözlerden, yaklaştığını anlar ve anladığınızı bile bile gülümsersiniz. Gülmek, tebessüm etmek o kadar anlamlı, o kadar değerli ve o kadar bilinçlidir ki, bilirsiniz geriye kalacak en güzel şeyin o tebessümlerde olduğunu.

Bir başkası gelip konacaktır gülüşünüzün kenarına, bir diğeri tebessümünüze takılacak ve her hatırladığında o tebessümü yayacaktır çevresine lakin kalan acı, yaşanmışlıklar asla vazgeçtirmez kendisinden.

Açlığı yazmak, konuşmak zordur. Bir başkasının bedeninde, bir iradeye dönüşmüşse, üzerine kuracağınız her cümle kendini içine bastırır. Bir yol ararsınız kelimelerin, sözcüklerin, cümlelerin içinden.

Böyle anlarda korkuyu, kaygıları ve ortaya konan irade savaşının biçimini değil, cesareti konuşmaktır en hakiki olan. Çünkü onu çoğaltıp, zulmü yaşatanların önüne dikilecek bir gücünüz yoksa ve birileri karşı dikilişi üstlenmişse, onunla durur, onunla hissedersiniz.

Evet, sülük mutabakatlarıyla sesimizi boğuyor, gücümüzü parçalıyor ve yönetmeye çalışıyorlar. Evet, tırnaklarımızla karanlığın içinden dışarıya açtığımız tünelin çıkışını kapatıp, umudumuzu, emeğimizi güce teslim ediyor, hiçbir şey olmamış gibi yüzsüzlükleriyle dolaşıyorlar aramızda. Evet, çıkarlarını hesabına yatıranların, ceketlerinin önünü ilikleyip “başkanım, başkanım” kuyruğuna dizilip, sonra da bizden-miş gibi yapabilmelerine gönüllü kanmışlığımız da az değil…

Yükü almanın yolunun cesareti ortaklaştırmaktan ve en sonuç alıcı eylemin, cesaretin kolektif örgütlülüğünü sağlayabilmekten geçtiğini, birilerinin omuzlarına binen o yükün, aslında hiç birimizin üstlenmek istemediği sorumluluktan dolayı ağırlaştığını biliyoruz.

Lakin her şey böyle değil. Her şey bundan ibaret de değil. Bir soluk alma, nefeslenme ihtiyacı da duruyor şuracıkta.

Bir tarafta bedene yatan açlık, bir başka tarafta çocuğunun kemiklerine ulaşabilme umudunda bir başka açlık, bir başka tarafta tutsaklık, bir başka tarafta kurşun, bir başka tarafta işkence, bir başka tarafta gece baskınları, bir başka tarafta infaz, bir başka tarafta evin duvarından içeri giren panzer ve panzerin altında kalan çocuklar ve tüm bunları duymayalım görmeyelim, konuşmayalım diye dört duvar arasında tecrit edilen hakikat savunucuları ve tüm bunların arasında bizi bize hatırlatan sesler.

Derinden ve derinden gelen sesler. O sesler, etraflarına çevrilen baskı duvarının çatlaklarından süzülüp, kulağımıza fısıldıyorlar: “Susma”

Fısıltılar vicdanlara, vicdanlar sese, ses başka seslere karışıyor. Vicdanda duyulan dile geliyor, dile gelen bir başkasına ulaşıyor, ulaşıyoruz, ulaşılmalı.

Umut etmek değil bu, umudu elle tutulur, gözle görünür kılmak.

Duyuldu, duyduk, hepimiz biliyoruz olup bitenin ne olduğunu. Bir başka yol bulmak için nefese, bir başka yol bulmak için ortaklaşmaya, bir başka yol bulmak için paylaşmaya ihtiyacımız var.

Bedenini açlığa yatıranlar, hakikatin ve onun iradesinin gücünü gösterdiler. Duyduk, duyuldu. Hissettik, hissedildi ve şimdi hep beraber bir yol bulma zamanı. Buluruz, bulabiliriz.

Sesinizi taşıyabilir, yaşatılanlara, yaşadıklarımıza ve tanığı olduğumuz tüm bu zulme karşı, hayatı ve yaşamı savunabiliriz.

Bedenini açlığa yatıranların ortaya koyduğu irade, inanç tartışmasız gerçek ve güçlü. Şimdi bu gücü ortaklaştırmak için, üstlenilen direnci kolektifleştirme zamanı. Zayıflıklarımız, güçsüzlüklerimiz, açmazlarımız var ama “Hayır” diyen sesi, sesleri milyonlara dönüştürebilmiş bir ortak irademiz de var. Bu iradeyi taşıyabilir, dönüştürebiliriz ve bunu yapabilecek kocaman bir zeminimiz var.

Yaşam ve umut arasındaki bağ inanılmaz derecede sarsıcı ve bir o kadar da dönüştürücü. Yaşamı yaşamla savunmak için nefes almaya, direnci toplamaya ve sadece zamana ihtiyacımız var.

Bunları konuşmak zordur, anlatmak da öyle.