Ana SayfaManşet‘Şii hilaline’ İsrail salvosu ve Suriye’de güvenli bölgeler – ABDULMELİK Ş. BEKİR

‘Şii hilaline’ İsrail salvosu ve Suriye’de güvenli bölgeler – ABDULMELİK Ş. BEKİR

 

 


ABDULMELİK Ş. BEKİR


Rusya, Türkiye ve İran garantörlüğünde Suriye’de yeni güvenli bölgelerin ilan edildiği duyuruldu. Anlaşma metni kamuoyuna duyurulduğu için teknik bilgi kısmına girmeyeceğim. Uzun süredir tartışılan güvenli ya da uçuşa yasak bölgelerin farklı bir formatta da olsa kısa sürede üç ülke tarafından acil hayata geçirilmesinin temel amacının sadece ‘Suriye’de gerilimi düşürme’ hedefiyle ilan edildiği kısmen şüpheli. Zira son birkaç haftada Suriye’de sahada yaşananlara bakıldığında konu daha iyi anlaşılacaktır.

Türkiye için ödenecek yeni diyet

Ne kadar amacına ulaşacağı ayrı bir mevzu olmakla birlikte, sonda söyleneni başta söyleyecek olursak durumun Rusya ve İran’ın önemli ve başarılı bir hamlesi olduğunu teslim etmek gerekir. Konunun epey efor harcayıp sıfır kazançla çıkanının da Türkiye olması yüksek ihtimaldir. Güvenli bölge hamlesi Rusya ve İran açısından Astana sürecinin toplanacak olan yeni bir meyvesidir. Türkiye açısından ise uçak düşürme hadisesinin ödenecek yeni diyeti.

Hatırlayalım Astana’da Türkiye’ye verilen iki temel görev vardı. Birincisi Fırat Kalkanı harekatı karşılığında ilişkide olduğu ya da nüfuz ettiği grupları Halep’ten çekerek tahsis edilen Cerablus ve Azez hattında toplaması. İkincisi ise cihatçı gruplara desteğini keserek, Suriye rejimine karşı savaş pozisyonundan düşürmesiydi. Bu süreç istenildiği şekilde yürümese de Halep başta olmak üzere rejim güçlerinin Hama, Humus, İdlib ve Şam’da birçok yerleşim yerini denetime alınmasını sağladı.

Rusya ve İran’da çalan alarm zilleri

Türkiye ile yakalanan ilişkiden daha devşirecekleri sonuçlar olmakla birlikte, gelinen aşamada mecalsiz, desteksiz, vizyon ve hedefsiz kalan ÖSO grupları Rusya ve İran için eskisi kadar ciddi bir tehlike arz etmiyor. Türkiye ile mevcut ortaklaşma sürdükçe de bu durumun stabil kalacağı muhtemeldir. Güvenli bölgelerin ilanında Rusya ve İran’da alarm zillerinin çalmasına neden olan başka gelişmeler zuhur etti.

Maghwar al Thawar

Bunların başından gelen ülkenin güneyinde yaşanan hareketlilik olduğu muhtemeldir. Burada uzun süreden beri İngiltere ve İsrail hamiliği ve finansörlüğüyle Ürdün’de ‘Yeni Suriye Ordusu’ adıyla hayata geçirilen bir oluşum bulunuyordu. Maghwar al Thawar birlikleri olarak da sıfatlandırılan grup daha önce ülkenin güneyinde Ürdün-Suriye ve Irak-Suriye sınırı boyunca uzunca bir alanı zaten denetliyordu. Askeri olarak da ağır silahlarla donatılan grup bir haftadır yeni bir operasyon başlattı. Operasyon alanının çöl olması ve yerleşim biriminin yok denecek kadar olmasının etkisinin olmasıyla birlikte, kısa sürede 20 kilometre kat ederek sınır hattı boyunca önemli bir alanı kontrol altına aldı. Hedefinde ise 10 kilometre kadar yakınına geldiği Irak-Suriye arasındaki en önemli kapı olan Al Qaim’imi ele geçirmek. Kuşkusuz buradan da Deyre Zor’a kadar Fırat nehri kenarında bulunan onlarca ilçe ve beldeyi almak.

Bu hamlenin de ne kadar hedefine ulaşacağını önümüzdeki dönemde göreceğiz. Ancak buna paralel olarak Demokratik Suriye Güçleri’nin (DSG) Rakka operasyonu kapsamında kısa sürede çok sayıda köy ve beldeyi aldı. Kentin kapısı sayılan Tabka’da önemli oranda denetimi sağlayarak, Rakka’ya yönelik operasyonun son aşamasına yaklaşıyor. Eş zamanlı olarak Deyre Zor askeri meclisini deklare etti. İki hamlenin en azından Deyre Zor’un güneyinde birleşmesi ile çokça bahsedilen Şii hilalinin Suriye ve Lübnan ucu ortadan kesilmiş olacak. Böylesi bir durumun İran’nın bölgedeki nüfuzundan sürekli yakınan İsrail açısından önemli bir başarı olacağı kuşkusuzdur. İngiltere için ise uzun zamandır uzak kaldığı emperyal emellerine Ürdün ve Suriye üzerinden Ortadoğu’ya yeniden teşrif etmesi anlamı taşımaktadır. Türkiye ile aynı projeyle İhvan eliyle girmeye çalışan ancak Rusya ve İran ile olan yakınlaşması nedeniyle yarı yolda bırakıldığı için kızgın ve dahi kırgın olan Suudi Arabistan ve Katar’ın da Şii hilali karşıtlığına dayanarak omuz vermesi işten bile değil.

Güvenli bölge

Fotoğrafın bu karesine göz attıktan sonra tekrar yazının başına yani Suriye’de güvenli bölge meselesini yeniden okumakta fayda var. Bu bağlamda Rusya’nın ağırlıklı olarak da İran’nın zorlamasıyla ortalığa düşen ÖSO gruplarıyla zaman ve enerji harcamak yerine, buradaki görüntüyü bir süreliğine dondurmak oldukça akilanedir. Bu hamle ile aslında Rusya ve İran bir taşla bir kaç kuşu vurmaya çalışmaktadır. Birincisi, buradaki çatışmasızlık durumundan faydalanarak enerjisini Palmyra üzerinden Deyre Zor’a yoğunlaştırmak. İkincisi, meseleyi sadece Kürt karşıtlığa indirgeyen Türkiye ile yumurtalarını DSG’nin sepetine yükleyen ABD arasındaki gerilimi tırmandırmak. Üçüncüsü, Türkiye’nin uçak, Fırat Kalkanı ve elçi suikastından dolayı kalan borcu nedeniyle eli mahkum olma durumundan yeni avantajlar devşirmeye devam etmek. Dördüncüsü, Türkiye’yi garantör ülke yaparak Astana sürecinde verdiği sözlere angaje pozisyonunda tutmak.

Türkiye’ye yeni ev ödevi

‘Güvenli bölge’ garantörü ülke pozisyonu ile Türkiye’ye yeni ev ödevinin de verildiği yüksek ihtimaldir. Bu da Rusya ve İran ülkenin diğer kesimlerinde IŞİD’e yoğunlaşırken, Türkiye’nin İdlib cebi ve mümkünse diğer güvenli bölgelerde radikal ve ılımlı ayrıştırmasına girişmesi. Zira yakinen tanıdığı için en iyi yapabilecek güçtür de. Daha önce ABD’ye ihale edilen ancak yapamayan ya da daha kullanabileceğini düşünerek de yapmayan, ihale şimdilik Türkiye’ye kalmış oldu.

İvedilikle yürürlüğe konulan güvenli bölge meselesinde eğer Türkiye, 16 Mayıs’taki Trump görüşmesinde Kürtlere karşı istediğini almaz ve iş yavaşlatma ya da tamamıyla durdurma yoluna gitmezse güvenli bölgelerde çarşı karışabilir. Çünkü Türkiye, El Nusra ve Ahrar eş Şam’ın büyük çoğunluğu ile irili ufaklı çok sayıda gruptan oluşan Heyet Tahrir eş Şam koalisyonu ile diğer ÖSO gruplarını ayrıştırmak gibi tarihin en imkansız işini başarmaya çalışacak. Adı geçen radikal örgütler koalisyon mevcut haliyle Suriye’de muhalif olarak tarif edilenlerin kontrol ettiği Suriye topraklarının yüzde 7-8’lik kısmının ve savaşan kesiminin yüzde 70’e tekabül ediyor.

Ayrıştırma süreci Halep ile başlayan ‘davayı satma’ ve ‘ihanet’ tartışmalarını, aynı anlama gelmek üzere iç çatışmalarını da alevlendirecektir. Amaçsız ve vizyonsuz kalan grupların yeni iç çatışmalarla giderek daha fazla marjinalleşmesi derinleşecektir. Şayet ayrıştırma süreci istenildiği gibi giderse, muhalefet denilen gruplar yüksek ihtimal yüzde 30 ılımlı ve yüzde 70 civarında da radikal olarak tasnif edilecektir. Bu arada kendi iç çatışmaları yoğunlaştığı sürece radikal denilen kesimlere saldırı olmazsa da fırsat bulundukça da rejim tarafından yoklanmaları muhtemeldir. Günün sonunda ise rejimin kendini toparlaması ve gücünü konsolide etmesine bağlı olarak ılımlı ya da radikali demeden temizlemeye girişeceğini kesindir.  Zira güvenli bölgeler antlaşmasına göre, üç ülkeden birinin kabul etmemesi, anlaşmanın geçersizliği için yeterlidir ve İran böyle bir nazire yapabilir.

Türkiye açısından bumeranga dönen Astana

Daha önce Astana’yı Türkiye açısından bumeranga dönüşme ihtimaline değinmiştik. Bu süreç devam ediyor. Türkiye, şu an Suud ve Katar ile yıllarca destek verdiği ÖSO gruplarıyla savaşma konumuna gelmiştir. Doğrusu bu grupların da çok fazla bir seçeneği ve kullanım değeri de kalmamıştır. Bu gruplara dayanarak pazarlık yapan Türkiye, bu grupları erittikçe eş zamanlı olarak pazarlık gücünü de eritmiş oluyor. Bumerang turu tamamladıkça Türkiye’nin söyleyeceği söz de kifayetsiz kalacaktır.

Özcesi Türkiye, Astana sürecinde ya da güvenli bölge mevzusunda inisiyatif sahibi, eşit bir aktörden ziyade Rusya’nın belirlediği çerçevede hareket etmek mecburiyetinde kalmıştır. ABD’ye Kürt karşıtı politikasını kabul ettirmek adına buna katlanan Türkiye’in ilginçtir ki her hamlesi ABD-Kürt ortaklığını daha da pekiştiriyor.

Suriye sahasında yeni hamleler yapıldı. Hamlelerin nasıl sonuç vereceği ya da pat mı olacağını ise önümüzdeki dönemde göreceğiz.