Ana SayfaYazarlarAkın OlgunŞiir yüzlü insanlar – AKIN OLGUN

Şiir yüzlü insanlar – AKIN OLGUN


AKIN OLGUN


İsyanı, öfkeyi, umudu, yaşamı anlatan şiirlerin yürek akışına kendinizi her bıraktığınızda, hatırlarsınız içinizde kabaran duygunun SİZ olduğunu. İçinizi yoklayan dokunuşlara, kelimelere bırakırsınız kendinizi.

Şiir ki aldatmaz hiç insanı. Şiir ki hiç yarı yolda bırakmaz hissedeni. Bir duygu işçiliğidir ve o işçiliğin alın teridir kol kola giren anlamları.

Şiir gibi insanlar vardır. Şiir gibi okursunuz onları, içinizi yakalayan sözlerini, yüreğinizi tutan isyanlarını, hiç tanımasanız dahi uzaklardan sarmalayan kollarını hissedersiniz, hiç tanışmamış olsanız dahi sırtınızı yaslarsanız sırtlarına, hiç tanışmamış olsanız dahi tereddüt etmez açarsınız içinizin gizlerini.

Paylaşmak bir sözdür bilirsiniz. Paylaşmak, elde avuçta ne varsa bölüşmektir bilirsiniz. O şiir yüzlü insanların bölüştüğü ne varsa, paylaştığı ne varsa kırk yıllık tanışıklık kabulüne alır, verdiği güven duygusuna yelkenler açar, kısaltırsınız en uzak mesafeleri.

Hızır’ı olmak dünyanın tüm ötekilerinin, Ulaş’ı olmak böyle bir şeydir işte. Elden ele, yürekten yüreğe akıp, hiç tanımadıklarınızın hayallerinde buluşmak, hiç olmayacakmış gibi düşlenen ne varsa, uğruna hayatı sunmak böyle bir inançtır işte.

Şiir gibi insanlar vardır, kollarını sınırsızca açarlar çocuklara ve onların bedenlerinde, ruhlarında açılan yaraları umutla sararlar. Kollarına, sırtına, omuzlarına tırmanan çocukların eğlencesi, oyuncağı olmaktır o vakit devrimcilik, olurlar. Pantolonunu, kazağını, saçını çekiştiren çocukların eğlencesi olmaktır o vakit, olurlar. Diz kırıp, onlarla göz hizasında buluşmaktır, çekincelerini, korkularını hissedip, kanayan dizlerine üfleyerek iyileştirmektir devrimcilik, üflerler.

Kanayanın acısını hissetmeyenler anlayamaz bunu. Matlaşmış bakışlarında boşuna insanlık ararsınız, çıkmaz. Son kırıntısını kendi elleriyle ipe çekenler, içlerinde büyüttükleri cellatlarıyla oturup, öldürdükleri vicdanlarının başında kafa çekerler. Söverler kendileri gibi olmayanlara, çocukla çocuk olmanıza, ezilenle yürümenize, direnenle oturmanıza söverler hiç utanmadan. Utanç ki en sıradan olanın dahi kendi öz eleştirisidir. Sahip değilseniz tutmaz omurganız ve omurgada durmayan, önce dilde şerefsizleşir bilesiniz. Öldürdükleri vicdanlarının alıp kellesini, ana avrat ense çekerler. Bedenlerin içini boşaltıp, doldurup samanla asarlar ensesinden duvara. Kendisi gibi olanları dikip karşısına, kendi kendilerini nasıl avladıklarının hikâyesinde tokuştururlar korkularını.

Yaralar sadece umutla sarılabilir ve şiir gibi insanlar bilir bunu ve umut dağıtılan değil, bedeli ödenendir ve umut vaat edilen değil, vaat edilene hayat vermek için “bende varım” diyebilmektir. Zordur bu dostlar ve hiçbir zor göründüğü gibi değildir. “Söylemenin en iyi yolu yapmaktır” diyerek taşın değil, dağların altına elini koymak ve o dağları özgürleştirmek için dimdik durabilmek hiç kolay iş değildir.

Zordur dostlar, hayatınızın en değerli parçalarını geride bırakıp yola çıkmak ve çıkılan yolun belirsizliklerini taşımak lakin heybenizde dünya haklarını taşıyorsanız, duyarsınız her dilden şarkıları ve tarihi yazanların sınanmış cümlelerini.

Her seferinde, omuz başında yitirdiklerinin gözlerini kapatıp kulaklarına fısıldıyorlar sözleri. Çünkü her düşenin vakti olmaz son sözlerini mırıldanmaya, vakti olmaz bir başkasına emanet etmeye, vakti olmaz sıkışıp kalır boğazının arasında. Geride kalanlara düşer sözün emaneti. Fısıldarlar, o vakit sıkılı yumruk çözülür, göğüs kafesinde sıkışan nefes özgürleşip bir yıldız olup kayar ve dünyanın bir yerinde, kayan o yıldıza dilekler tutulur.

O dileklerin şiirlere düşen yanında bulursunuz onları. Ulaşır mutlaka tınısı kulaklarınıza. Dolaşır aranızda sesleri, yüzleri, düşünceleri. Yudumladığınız kahvenin tadında bir yer ayırırsınız, oturduğunuz masada bir sandalye, yaptığınız sohbetlerde bir cümle, yazdığınız satırlarda bir paragraf ve böyle çoğalır yaşamda anılar, öyküler, romanlar. Gerçeğin yanında biriken her söz, heybenizde taşıyacağınız en değerli şeye dönüşür.

Vedalaşma bir helalleşmedir ve vedalaşmadan yaşanan her ayrılık bilin ki yaraların en büyüğüdür. İşte bu yüzden geride kalanlar, gidenlerin ardından şarkılar, türküler söyleyerek, kol kola girip yürüyerek helalleşirler yıldız olup içimizden kayanlarla.

Ben artık kayan yıldızlara sadece dilek tutmuyorum, isim de veriyorum.

Bakın bir yıldız kaydı gördünüz mü?

Adı Ulaş olsun.