Ana SayfaKadınSıradanın vahşiliği

Sıradanın vahşiliği


ŞİLAN AVCI

“Sinemanın Kadınları” dizisi


Zarafetle sarsılır, sıradanın vahşiliği…

Grace, tüm zarafeti ve lütfuyla Dogville Kasabası’na sığınır. Kasaba madeninin önünde karşılaştığı Tom’a, gangsterlerden kaçtığını söyleyerek yardım ister. Önündeki dağı aşıp gitmeye niyetlidir daha çok ama Tom onu durdurur ve yardım edebileceğini söyler. Onu madende saklayarak, gangsterleri yanıltıp uzaklaştırır. Grace’in Dogville’le ve Dogville’in de Grace’le imtihanı o andan itibaren başlar.

Kaçak bir kadını kasabalarında saklayıp saklamamak konusunda kararsız olan Dogvilleliler, Grace’e iki hafta süre verir. Kasabanın,  dış dünyaya kapalı, kendi içinde yoğurup benimsediği değerlerin ortasında, bir oyun askeridir artık Grace. Bu çıkarcı “ahlak” oyununun sonunda, Grace de kasabalı da ürpertili bir sona ulaşacaktır.

Duygunun harabe kasabası Dogville

“Fırsatlar ülkesi” Amerika’da bir kasabadır Dogville. Yaratımdan ve bilinçli bir varoluştan uzak Dogvillelilerin, Grace’i kendileri için bir fırsata dönüştürmesi uzun sürmez. Filmde en belirgin efekt, kasabanın sınırlarını belirlemek için çizilen beyaz tebeşirlerin izidir. Alışılagelen sinema sistematiğine uyumsuz yapısıyla bizi önce şaşırtır, ardından içine alır.

Gestusu yaralı bir kasabadır Dogville. Birbiriyle sorunlu bir bağ teşkil eden ilişkileri içinde, kapana kısılmış insanların haraplığını anlatır ve yazık ki bu haraplık, kötülüğün en gürültülü şarkısını karnında saklar. Kasabalıların, Grace’in kaçtığı gangsterlerden bir farkı var mıdır?

Brechtien üslupla Epik Tiyatro’nun “yabancılaştırma” tekniği üzerinden ilerleyen film, bizi sürekli bir seyirci olarak konumlandırır. Daha filmin ilk anlarında söze giren üçüncü kişi, film ve izleyici arasında sınır çizer.

Özdeşleşmekten uzak halde izlediğimiz filmin kadın kahramanı Grace, ince bir dal gibi film boyunca kasabanın her köşesine savrulur. Bir türlü kırılmayan bu ince dal, bütün kasabalının kendine vurduğu ıslak bir kamçıdır aynı zamanda. Herkesin zaafı, Grace’le birlikte gün yüzüne çıkar. Kısa sürede, bu kaçak kadını ele vermekle tehdit eden kasabalı, ona zaaflarının arzu ettirdiği her şeyi yaptırmaya başlar.

Evlerin ve evlerin içinde birbirine açılan odaların hepsi hayali kapılardan oluşur. İçeride dönen bütün çirkinlik ve sıkıntılar aslında alenen ortada olandır. Alenen rahatsız eden, düşündüren ve zorlayandır. Grace’in cinsel istismara uğradığı sahnenin, hem tüm kasabalının önünde gerçekleşmesi hem de sanal duvarlar ardında görünmeden gerçekleşiyor gibi görünmesi, etkili bir yabancılaştırma efektidir. Grace’in başına gelenle, zarafet ve lütfa sıradan ve mazlum olan tarafından saldırıyı izleriz.

Film, bütün ahlaki değerleri sorgulatır ve insanın belki de doğanın en vahşisi olduğunu anlatırcasına, sinsi bir  duygu matematiğiyle ilerler. Doğanın en vahşisi insan, bu matematikte aslında en zayıf olan mıdır?

sözcükler,

ısırılan etler,

ve birbirine geçen salyaların kenti…

yeniliyordu bu kara deliğe bazılarımız

hepsinden açtı,

arzunun kuyusuydu ne de olsa

kapısı kilitsizce açık,

koca ağızlarımız

“Hepimiz sahtekar olduğumuz için, birbirimize tahammül ederiz”

Grace’in kasabaya sığınırken ilk karşılaştığı kişi Tom’dur. Oldukça iyi niyetli ve “ahlaklı” duran bu genç ve ince adam, Grace’e hep iyi davranır. Konuştuğu kadar yazabileceğini düşünen vaazcı Tom, “kendince” bir yazar olma sıfatıyla kasabalılarla sürekli diyalog halindedir.

İnsanın belki de doğada sahip olduğu en tehlikeli üst yeteneği olan konuşmak; Tom için büyük bir nimettir. Oysa sözcüklerin, insanı yiyip bitiren yüz ucu keskin hali, Tom’un da sonu olacaktır. Kendini Grace için kurtarıcı olarak gören Tom, sadece konuşandır. Başkaları adına, başkalarının duyguları adına ve kendinden geriye kalan her şey adına konuşan. Tom, bir ahlak bekçisi ve ahlak gevezesidir. Grace’e sergilediği bütün korumacı tutuma rağmen, aslında onu en çok kullanandır. Zaafları en derin ve en geveze olan, sonunda en kalleş ve en sırtından vurandır.

Tom, isteği dışında kasaba erkekleri tarafından birlikteliğe zorlanan Grace’in, geceleri odasına gidip saçlarını okşar, kaçmaması için ayağına bağlanan demir prangayı çekerken yardım eder ama kurtulması için hiçbir şey yapmaz, aksine alıkonulmasına destek sunar. Tom, bu sakat “yardımcı” tutumuyla aslında felakete çanak tutandır ve bu ahlak gevezesi aslında Dogville’in en edepsiz kara kahramanıdır.

Brecht’in benimsediği dünya görüşünde insan, bir değer değil, inceleme konusudur. Yani bilhassa günümüzde gittikçe yüceleştirilmesinin aksine, sorunsal olarak ele alınan yaralı ve hasarlı olandır. Grace’in tanıklığında izlediğimiz kasabalının, zaman içinde dehşete düşüren tavrı, bizi bu sorunsalın ortak dünya tiyatrosuna, yani kendi içimize de götürür.

Kötülük, kendini en iyi “sıradanın” kalbinde mi gezdirir?

Bütün film boyunca, bir kadın karakter üzerinden zaafları ve “ahlaki” tutumuyla sınanan Dogville, erkekliği ağır basan bir kasaba olsa da kadınları da en az erkekleri kadar kusurludur.

Kocasının Grace’le zorla birlikte olduğunu öğrenir ama maruz kaldığı acının hesabını yine de Grace’e sorar Vera. Çünkü asıl kızdığı şey aldatıldığını öğrenmek değil, kendini kandırdığı huzurlu ve uyuşuk alanın ihlalidir.

Güç, kötü ve sadist birilerinin değil, tam tersi sıradan olanın eline geçer ve bu doğurur asıl tehlikeyi Dogville’de. Bu kasaba, belki de kötülüğün merkezidir. İnsanın doğasının/vahşiliğin merkezi…

Baba-kız diyalogu

Gangsterlerden kaçtığı bilinen “zavallı” Grace’in, aslında büyük patronun kızı olduğunu öğrenen kasabalı, korkuyla evinin penceresinden Grace’in tepkilerini izler. Gücü eline alan Grace, şimdi ne yapacaktır?

Belki de bir baba-kız arasında gerçekleşebilecek en etkili diyaloglar Dogville’de gerçekleşir. Son ana kadar babasından kaçan Grace “Sanki hakkın varmış gibi her yeri talan ediyorsun, evet kibirlisin” der. Gangsterlerin büyük patronu baba, onu kibirli olmakla suçlayan kızına, “Asıl kibirli olan sensin” der.

Katil, çocukken ihmal edilmişse, bu gerçek bir cinayet sayılmaz, öyle mi? Sadece koşulları suçluyorsun. Kimsenin senin yüksek ahlaki değerlerine ulaşamayacağından o kadar eminsin ki herkesi bağışlıyorsun. Asıl kibirli olan sensin!

Bu uzun araba içi sohbetin ardından,  karar verebilmek için Grace’in de Tom gibi bir yürüyüş yapmasına gerek yoktur. Kısaca yaşadıklarını kafasında toplar ve zaafları yüzünden böyle davranan insanlardan nasıl nefret edebileceğini düşünür. O evlerden birinde yaşasa, onlar gibi davranıp davranmayacağının cevabını da düşünür ve sonunda aydınlanır Grace. Hayır! Kasabalılar, ona yeterince iyi davranmamıştır! “Dünyanın daha iyi bir yer olabilmesi için” zaaflarına yenik düşen bu kasabayı ateşe verdirir. Daha da mühimi kendi elleriyle ağzının arkasından vurmayı seçtiği Tom’un, nihayet susmasıdır.

Dogville, Danimarkalı yönetmen Lars Von Trier’in yazıp yönettiği avangard bir filmdir.  Sistem/insan ve Amerika eleştirisi veren filmde, Nicole Kidman ve Paul Bettany baş rollerdedir.