Ana SayfaYazarlarElend AydınZindandalarmış, ne çıkar! Şimdi açlık gül ve çiçek

Zindandalarmış, ne çıkar! Şimdi açlık gül ve çiçek


ELEND AYDIN


Açlığın günebakanları göğe erdi, zindanda olsalar ne çıkar.

Açlık tohum tohum hücrelerinde filizlendi; Nuriye’nin göl durusu güzelliğinde boy verdi, Semih’in gül kurusu yakışıklılığında “açma zamanı!” dedi.

Şimdi açlık, esir alıp hırpalayan, boyun büküp dilenmelere düşüren bir durum değil. Şimdi açlık gül ve çiçek, uçurumda günebakan bin bir direnç.

Zindandalarmış, ne çıkar! Sapsarı asilik, bu ülkenin ve tüm evrenin göğüne erdikten sonra.

İki deli çiçek ansızın açıverdiğinden beri, Sokrates’in uyuklayan at olan Atinası’ndan daha beter uyuklayan bu ülkede ekmeğin rengi değişti, lokmalar birer kayık olup durdu bir yerlerde. Ayçiçeklerine kesti insan olmanın, onurun direnci.

“Bir gül ile bahar gelmez” derler ama “bir gül”, ebedi bir gül olan iki eğitimci bahar da oldular yaz da. Baharı getiren bir gül olarak kayda geçtiler çoktan.

Lakin onları yalnız bırakanların (saldıranların ne olup olmadığı oldukça iyi bilindiğinden, değinmeye gerek yok) bırak baharı tüm mevsim ve takvimlerden düşeceği muhakkak.

Üstelik onların “sahiplenmelere, sahiplenilmeye” falan ihtiyacı yok. Çoktan deli rüzgarların uçurtmalarına binip gittiler. Sahiplenilmeye ihtiyacı olanlar varsa, onlar; bu yenilmez direnci gösteremeyenler yani kışa teslim olup da açmayan, açma cesaretini bulamayan çoğunluktur. Çoğunluk, ah şu “koyun gibisin kardeşim”de[1] dile gelen çoğunluk.

Ay ışır, su iner

dudaklarım kuruduğunda

işte bu benim, bu benim[2]

Kuruyan dudaklarında “ay ışır”, tüm korkuları yok etmiş ruhları hayalin ve hayalin en güzel ben’inde gerçekleşmişken, zindandalarmış, ne çıkar.

Van Gogh’un günebakanlarını kıskandırarak güne bakanlar, açlığın direnci sapsarı papatyaların sonsuz topraklarına boyadılar.

Şimdi ay ışıyor, su iniyorsa eğer, onların kurumuş dudaklarından dolayıdır. Başlarındaki asi rüzgarlar, yüreklerindeki deli bulutlarla gitmemeli bu baharsız bahar gülleri (iki sonsuz gül!) Onları da yitiremez bu ışıklar içindeki (!) ülke.

Bu iki güzel insan da “güzel atlara binip gitmemeli” çünkü eğer giderlerse ben’ler, asla “bu benim, bu benim” diyemeyecek düzeyde ak’lı çamurlara yuvarlanır.

Zindandalarmış! Ama deli ayçiçekleri esaret nedir bilmez ki. Kırlangıç kanatlarıyla selamlarken…


[1] Nazım Hikmet’in bir şiirinden.
[2] Murathan Mungan’ın bir şiirinden.