Ana SayfaYazarlarArif AltanBiz böyle iyiyiz

Biz böyle iyiyiz


ARİF ALTAN


Artık biliyoruz, gün geçtikçe daha az üzülüp daha fazla korkuyoruz. Her acı bir öncekinden daha kısa, her şüphe bir öncekinden daha ağır. Düne göre zaman bugün çok daha hızlı akıyor, tanıklık ettiğimiz her olay yaşanmışlıktan götürüyor. Bilgimiz arttıkça deneyimimiz azalıyor; cehalet, aldığını geri vermeyen azgın bir girdap gibi bizi diplere doğru çekiyor. Gördüklerimiz çoğaldıkça görgümüz azalıyor, engellerimiz ortadan kalktıkça sakarlığımız ürkütücü bir hal alıyor. Çok fazla eşya ve çok daha fazla insanla kuşatıldıkça yalnızlığımız büyüyor, her şeyi içine alan bir genişliğe varıyor. Bakışlarımızı doyuran, ruhumuzu aç bırakıyor. Artık saklayamıyoruz; yaralandığımızı hissettirecek büyük erdemler alıp başını gittiğinden beri kırıntılara eşsiz büyüklükler diye sarılıyor, her günü bir öncekinden daha az incinerek geçiriyoruz.

Yoksulluğumuzu azaltanın yoksunluğumuzu arttırdığını biliyoruz. Geçen her günle birlikte, genişleyen imkanlarına karşılık dünyanın daraldığını, nefessiz bırakan boğucu bir küre halini aldığını görüyoruz. Çoğalan yüksek binalar ve genişleyen mekanlar, sayısı durmadan artan basık ruhlara denk geliyor. Kırları övdükçe betonla kaplanmış kentlere hapsedilmek için daha büyük bir heyecanla kuyruklara giriyoruz. Kendimizi tahayyül edemiyor, kendi sorumluluğumuzu üstlenemiyoruz. Kendimizden kaçarak kendimizi bulacağımıza inanırken, her gün bir öncekine göre, incinmiş gibi yaptığımız her şeyi daha büyük bir içtenlikle onaylıyoruz. Ölçüsüzlüğün elinde esir, riyakarlığın kucağında bitkin, ihtirasın alevleri içinde kavrulmuş, gücün parmakları arasında ezilmiş halde öylece bekliyoruz. Neyi beklediğimizi bilmeden bekliyor, neyi umut ettiğimizi sezdirmeyen bir soluksuz ve imgesiz düş içinde kıvranıp gidiyoruz.

Mahvoluşumuzun sebebinden biliriz bilmesine de çıkarlardan birleşip gönülden ayrıldıklarımızı seviyor, insana layık olanda birleşemeyip yıkımımızla özdeşleştirdiklerimizle kuruyoruz geleceğimizi. Kocaman görünen, her an büyüklükten söz edip duran ufacık şeyler olduğumuzu anlayalı beri, bize utancımızı hatırlatmayacak küçük utanmaz suçlularla çevrili tutuyoruz etrafımızı. Çünkü günah erdemden, yalan ise her birimizi ötekine gerçeklerden daha güçlü bir yasayla gönülden bağlıyor birbirine. Miskin bir müteahhidin insan dehasının zaferinden saydığı kendi eseri karşısında kapıldığı benlik duygusundan daha aşağı, kölesi olduğumuz ve insan dışılığımızın biçimini almış kendi eserimiz karşısında duyduklarımız. Eski zaman bilgelerinden, bilgiyi ve ışığı bir ağaç çatlağından eğirip incelten alev okuyucu kahinlerden daha iyi biliyoruz artık, içinde yaşadığımız zamanın yüksek karlar ve sığ bir çıkarlar çağı olduğunu.

Düşmanlıklarımızdan önce dostluklarımızdan, kaçındıklarımızdan önce tapındıklarımızdan öğreniyoruz işte: Nefes alan her birimiz, ötekinin zararına düzenliyor soluk alıp verişini. Korkutucu gelmiyor artık, olağan gereklilikten sayılıyor; israfından endişe etmediğimiz her sözümüz, kimin varlığına ihtiyaç duyuyorsak ilk önce onun ölümünü bildirecek en yırtıcı cümle kalıbını seçtiğini anlayalı uzun zaman oluyor. Kişiliği, düşüncelerinin içerdiklerine bütünüyle ter düşen bir çağın ürünleri olduğumuzu biliyoruz artık. Herkül gibi göğsümüzü yumruklayarak konuştuğumuzda, minik insanlar diyarının en sakin cücesi gibi davranacağımızı bilmeyenimiz yok gibi. Doğrunun zerresi etmeyen gerçek, kendi ötesinden seslenerek bize boyun eğmedeki erdemi ve akıllı olmanın faydalarını öğütlüyor. Biz de bu öğüde uyuyor, erdemin gerektirdiği en akıllı hamleyi doğruyu öldürerek, bulduğumuz ilk doğru kişiyi katlederek yapıyoruz. Yalan bizi aklıyor, çıkar işlediğimiz cinayetlerin bütün izlerini temizliyor.

Yitirilmiş, anlam aşımına uğramış gurur yoksunlarıyız. İncitmesi gereken hiçbir şey incitmiyor, acı vermesi gereken hiçbir şey gerektiği kadar acı vermiyor. İsyanımız, itirazı daha başlangıcında içermiyor, ancak zevkle kendinden geçmiş kusursuz bir teslimiyete vardığında huzursuz benliğimiz aradığı teselliyi buluyor. Düne göre zaman bugün çok daha hızlı akıyor; düne göre daha güçsüz, düne göre daha az inançlı, düne göre bizler çok daha az donanımlıyken üstelik. Ama duraksayamayız, soluksuz kaldığımızda bile kimi saf kan atlar gibi damarlarımızı yırtarak, kanımızı akıtarak bıkıp usanmadan aynı yalan çemberi içinde koşmaya devam etmek zorundayız. Durduğumuzda her şeyimizi kaybedeceğimize, soluksuz kalacağımıza, çıkar ve imkanlarımızın heba olacağına inanıyoruz. Boyun eğmenin lezzetini ancak böyle alabiliyoruz. Çünkü güzel olanın yabancısıyız, gurur bizi ilgilendirmiyor ve eski çağlarda kalmış gerçek bir cesaret anı artık kanımızı coşturmuyor.

Görüntü gerçeğimizin üstünü örtmeye yetiyor, hile işleri yoluna koyuyor, sığ çıkarcılık varlığımızın ve amaçlarımızın bütününü kapsıyor. Bizler, zamanın ruhunu ve çağın gereklerini tam anlamıyla kavrayanlarız. Aralık bırakmayan, hiçbir incelik, hiçbir müzik ve hiçbir şiirin ruhunun kuşandığı basitliği, varlığının büründüğü pürüzsüz yüzeyselliği bulandırmasına izin vermeyen, kendisiyle ölesiye dolu olanlarız. Şimdiki zamanın üstlenmeyeceği eski bir gurura yaslanmış duygu ve düşünce fazlalılıklarına gerek yok, bize kendi ağırlığımız yetiyor. Çünkü çok iyi biliyoruz, duygusuzluğumuz cennetimize, hayata ve insana dair düşüncelerimiz ise artık bizim gerçek cehennemimize karşılık geliyor. Başka türlü değil, biz ancak böyle iyiyizdir, yutmaya hazır bir canavarın açık duran ağzının tam ortasında, en alımlısından bir hayatın, anlamı hiç bozulmamış en parıltılı düşlerini kurarken.