Ana Sayfa1915'TEN BUGÜNEErmenistan-Türkiye arasındaki tek ‘açık kapı’nın yaratıcısı: Dikran Altun’un hikayesi

Ermenistan-Türkiye arasındaki tek ‘açık kapı’nın yaratıcısı: Dikran Altun’un hikayesi

HABER MERKEZİ – 1915’ten bugüne uzanan Ermeni portrelerinde bu hafta, Ermenistan-Türkiye arasındaki tek bağlantı olan havayolunun kurucusu Dikran Altun var.


Görüşmeyi yapan: Sargis Khandanyan

Çeviri: Tolga Er


Ermenistan 1991 yılında bağımsızlığını kazandıktan sonra Türkiye ile herhangi bir diplomatik ilişkisi, siyasi ve ekonomik bağı yoktu. İki ülke arasında tek bağlantı vardı. O bağ da hava yoluydu. Bu rotanın yaratıcısı ise Türkiyeli Ermeni iş insanı Dikran Altun’du.

Erzurum’da doğan, Ermeni diasporasının en iyi kurumlarında okuyup İstanbul’da yaşayan Altun için kültürel mirasıyla kimliğini tanımlamak her zaman kolay olmamış. Ancak onun için ilhamın kaynağı her zaman Ermenistan olmuş.

“Her gece şarj edilmesi gereken bir cep telefonu gibi hissediyorum kendimi. Ayda bir kere Ermenistan’ı ziyaret etmezsem şarj olamıyorum ve İstanbul’da yaşayamıyorum” diyor Dikran.

Türkiye’ye uzanan uzun yol

Altun’un ailesi İç Anadolu’dan geliyor. Baba tarafı Yozgat’ın Burunkışla, anne tarafı ise Kayseri’deki Tomarza köyünden.

Burunkışla’nın nüfusu 1915 tarihine kadar sadece Ermenilerden oluşuyormuş. İki kilise bir de okul varmış o zamanlar Burunkışla’da.

“1915 yılında büyükannem Srpouhie ilk kocasıyla evliydi ve büyükannemin iki de çocuğu vardı. Katliamlar sırasında kaybetti kocasını. İki çocuğunu da Amerikan yetimhanesine bırakıp Kayseri’ye gitti. Orada, sonradan evleneceği büyükbabam Dikran Altun ile tanıştı” diye anlatıyor dedesinden adını alan Dikran. Çiftin iki oğlu, iki de kızı olmuş Kayseri’de. Oğlanlardan biri ise Dikran Altun’un babası Nazar Altun.

Yaşlı olan Dikran Altun’un soyadı aslında Altunyan. Ancak soyadı, 1934 yılında Türkiye’de tüm vatandaşların babadan çocuğa geçen, belli bir ad sahibi olmasını şart koşan Soyadı Kanunu ile beraber değişmiş. Kanun aynı zamanda herkesin Türk dilinde bir isim almasını zorunlu kılıyordu.

Altunyan’ın büyükbabası soyadını kaydettirmeye gittiğinde memur ona Altun isminin kafi olduğunu söylemiş. Soyadı da Altun diye kayıtlara geçmiş.

Bir mason olan Dikran’ın büyükbabası genç yaşta hayatını kaybetmiş. Altun’un babası Nazar ise sadece 12 yaşındayken ailesiyle İstanbul’a taşınmış.

Babam, ikinci sınıfa kadar Kayseri’de okula gidebilmiş. Annesi, erkek kardeşi ve iki kız kardeşiyle İstanbul’a taşınınca onlara bakmak zorunda kalmış.

Dikran Altun’un annesi Vartouhie, Kayseri’nin Tomarza köyünde doğmuş. Vartouhie’nin babası Nigoghos Barutyan ise soykırımda hayatını kaybetmiş. Katliamlar 1915 yılında başlamadan önce babası ve amcası Amerika’ya taşınmış. Nigoghos, annesi ve iki kız kardeşi ile binlerce diğer Ermeni gibi Deyrizor’a tehcir edilmiş. Önce yürümüş, sonra da trene sürülmüşler.

Dikran, büyükbabasının bu yolculuğunu sanki dün olmuşçasına anlatıyor.

Her sabah tren dururmuş. Ölüler çıkartılır, vagonlar yıkanır ve temizlenirmiş. Bir gün taşlı bir çölün ortasında treni yıkamak için herkesi trenden indirmişler. Büyükbabam da çocukmuş o zamanlar, taşlarla oynamaya başlamış. Döndüğünde trenin orada olmadığını görmüş. Kız kardeşlerinden biri önceden trende ölmüştü. Muhtemelen annesi onu bilerek orada bıraktı.

Usta çölde yaşıyor

Nigoghos’u çölde bir Arap bulmuş ve çalıştırmak için evine götürmüş. Daha sonra köydeki tüm Ermeni çocukları toplamak için yabancı askerler gelmiş. Arap, Nigoghos’a bakanın o olduğunu inkar etmiş. Çocuk ise askerlerin kendi aralarında Ermenice konuştuklarını – muhtemelen Fransız ordusunun Ermeni birliğindendiler – duymuş. Askerler, Nigoghos’u Halep’teki bir yetimhaneye götürmüş. Aylar sonra Nigoghos, Tomarza’ya gideceğini söyleyen bir at binicisiyle tanışmış yetimhanede.

Atlıya katılan Nigoghos önce Saimbeyli’ye, oradan da Tomarza’ya geçmiş. Tomarza’ya ulaştığında orada kalan Ermeni ailelerinden biri onu evine almış, o ailelerden birinin kızıyla da sonradan evlenmiş.

Ona Arapça’yı nereden öğrendiğini sorarmış oradakiler. O da cevaplarmış: “Ustamdan”.

Ustasının kim olduğunu sorarlarmış, hatırlamazmış. Nerede yaşadığını merak ederlermiş, çölde dermiş.

Prensip meselesi

Dikran Altun’un babası İstanbul’a taşındığında dişçi asistanı olarak çalışmaya başlamış. Zamanla kendi dişçi ofisini kurmuş. Yıllar sonra daha iyi bir iş bulma umuduyla eşi Vartouhie ile Erzurum’a, çiftin ortanca çocuğu Dikran’ın doğduğu şehre taşınmışlar.

Dikran Altun ebeveynleri ve kızkardeşleriyle

Sadece üç yıl okula giden Nazar Altun’un Ermenice okuma yazması yokmuş. Çocuklarının anadilini öğrenmesini prensip meselesi haline getirmiş. Bu yüzden daha Dikran beş yaşındayken, Erzurum’da okullara destek verebilecek bir Ermeni topluluğu geride kalmadığı için İstanbul’a geri taşınmışlar.

Dikran, önce Samatya’da yer alan Sahakyan Okulu’nda okumuş, sonra da Şişli’deki Hintliyan Okulu’na geçmiş.

“Babam, Kıbrıs’ta Ermenice eğitim veren Melkonyan Okulu’nu nereden duymuş bilmiyorum. Ancak beni oraya yolladı, altı sene orada kaldım” diye anlatıyor Dikran.

Genç adam için Kıbrıs’ta okumak eğitimden de fazlasıymış: “Melkonyan bana sadece bir diploma vermedi, eş de verdi! Sonradan evleneceğim Shnorig’e orada aşık oldum”.

Melkonyan’dan 18 yaşında mezun olan Dikran Altun Beyrut’a, Haigazyan Koleji’nde ve Beyrut Amerikan Üniversitesi’nde iktisat okumaya gitmiş.

Dikran, mezun olduktan sonra İstanbul’a dönmüş, babasının yanında çalışmaya başlamış. Dişçiliği bırakan babası o sırada inşaat işinde çalışıyormuş. Dikran, havacılık sektörüne girmeden önce bu aile işini çoğunlukla Türkiye’de, bazen de ABD’de bir süre kendi yürütmüş.

İki adam tarihin akışını değiştiriyor

Dikran’ın Ermenistan ile ilk teması Beyrut’taki öğrenci günlerinde gerçekleşmiş. Atalarının ülkesini ilk kez 1972 yılında ziyaret etmiş. Altun yıllar sonra İstanbul’da, Ermenistan ise bağımsızlığın eşiğindeyken Erivan’dan iki Ermeni gelmiş dükkanına.

“Ermenistan’daki insanlar hakkında daha fazlasını duymak istiyordum. O yüzden onları akşam yemeğine davet ettim” diyor Dikran.

Adları Ashot ve Telman’dı. Kim olduklarını asla anlamadım. Ermenistan’ı ziyaret etmem gerektiğini söylediler. İki ay sonra da Ermenistan’a gittim.

Sonra Ashot’un, Ermenistan Sanayi Bakanı Ashot Safaryan, Telman Ter-Petrosyan’ın ise parlamento üyesi olduğu anlaşılmış.

Altun, Ermenistan’a gittiğinde 1988 Depremi sonrası yeniden inşa edilen, yeni elde edilen bağımsızlığın getirdiği zorluklarla boğuşan bir ülkeyle karşılaşmış. Yardım etmeye karar vermiş Altun. Altun, o tarihten itibaren her ay bir kere gidiyor Ermenistan’a. Yanında da birçok farklı proje götürüyor.

Ziyaretlerinden birinde yüz yıl önce kaybettiği aile bağlarını aramaya karar vermiş Altun. Büyükannesi Srpouhie’nin ilk evliliğinden olan çocuklarından birinin Ermenistan’da yaşadığını öğrenmiş ve birkaç arkadaşı ile onu aramaya yola çıkmış. Adamın evini İcevan’da bulmuşlar; ancak ne yazık ki ziyaretinden bir yıl önce Altun’un amcası Aram Torosyan vefat etmiş.

“Annesi o çocuğu terk ettiği zaman sadece iki yaşındaymış. Fakat en azından onun çocuklarıyla arkadaş olma şansını elde ettim” diyor Dikran.

Ermenistan ve Türkiye arasındaki kapalı sınır, derin bir hüsranın kaynağıydı ve Dikran bu zorlu işin üstesinden gelmek için kendince uğraşmaya koyuldu.

Türk ve Ermeni otoriterlerle yaptığı hassas görüşmeler neticesinde Erivan ve İstanbul arasında 1990’larda direkt uçuşlar başladı.

“O işe o zamanlar atılmasaydım, belki bugün Türkiye ve Ermenistan arasında hiçbir havayolu bağlantısı olmayacaktı. Şu an için o havayolu bağlantısı; tek temas, tek açık sınır” diyor Altun gururla.

İlk başta kazançlı bir girişimdi; fakat son üç dört yıldır hep zarar ediyordu. Kapatmayı düşündüm, ama uçuşları kim devam ettirmek isterdi bilemedim. Aradaki tek bağlantıyı bozan kişi olmanın sorumluluğunu üzerime almak istemedim. Devam etmesi için en azından benim kadar çılgın birini bulmam gerekiyordu, buldum da. Doğru deliyi buldum ve işi ona devrettim.

Bugüne kadar Erivan-İstanbul uçuşları iki ülke arasında var olan halen tek açık kapı.


Kaynak: Aurora Prize