Ana SayfaÇeviriTunglið: Dolunayda kitap basan, sonra da yakan bir yayınevi

Tunglið: Dolunayda kitap basan, sonra da yakan bir yayınevi

HABER MERKEZİ – Tunglið Yayınevi’nden kitap almak isteyen okuyucular, kitapları sadece basıldıkları gece almak zorunda; çünkü yayıncılar eserlerin satılmayan tüm nüshalarını yakıyor.


Çeviri: TOLGA ER


Tunglið, satmayan eserleri yakıp geleneksel işletme modellerine karşı duran küçük bir yayınevi.

Tunglið için nasıl yayınladıkları en az ne yayınladıkları kadar değerli.

İzlandaca ‘ay’ kelimesinden adını alan bu küçük yayınevi, kitapları 69’ar paketler halinde sadece dolunay geceleri basıyor.

Ayrıca okuyucular kitapları basıldığı gece almak zorunda; çünkü yayıncılar eserlerin satılmayan tüm nüshalarını yakıyor.

Çoğu kitap yüzlerce hatta binlerce yıl dayanabilse de Tunglið, fikrin yaratıcılarına göre ‘kitap basmanın verdiği tüm enerjiyi yüzlerce yıla saçmak yerine sadece birkaç saate odaklıyor’. Hem kitap hem de yazar canlanıyor bu görkemli akşamda. Ertesi sabah ise herkes hayata kaldığı yerden devam ediyor.

İşletme değil

Fikrin yaratıcıları yazar .

İkili üç yıl önce, canlılığını yitiren basılmamış bazı umut veren metinler üzerine tartışıyorlarmış ve bu kitapları ortaya çıkaracak bir plan tasarlamaya başlamışlar.

Planın parçası olarak da ortaya çıkardıklarının ortadan kaybolmasının gerektiğine karar vermişler. Böylece Tunglið Yayınevi’ni hayata geçirmişler.

Tunglið için ‘yayınlamak’ çok ciddi ele alınan bir konu değil. Kar karşıtı işletme modellerinin ne olduğu sorulduğunda ise şöyle cevaplıyorlar: “Tunglið işletme değil. O yüzden işletme modeli de yok.”

Ragnar Helgi Ólafsson (solda) ve Dagur Hjartarson

“Amacın kendisi hedefinde hiçbir şeyin olmaması”

Yayınlamanın ve kapitalizmin bir yergisi de değil Tunglið.  Ólafsson ve Hjartarson’a göre ‘amacın kendisi hedefinde hiçbir şeyin olmaması’ .

İkisi de ‘oyunun kurallarını ciddiye almamaya çalıştıklarını’ belirtiyor.

Ciddiye aldıkları söylenebilecek bir konu var sadece: kitapları yakmanın sanatsal yönü.

İzlanda dışında -İsviçre’nin Basel kentinde-  yakmayı  gerçekleştirdiklerinde yerlileri ‘siyasi eylem değil, sanatsal eylem’ gerçekleştirdiklerine dair ikna etmekte zor zamanlar yaşamışlar.

Kitapları ‘bir hayli özenle ve saygıyla’, sadece birinci sınıf Fransız konyağı kullanarak tutuşturuyorlar.  Yakmanın ‘tarihle, sansürle ve siyasetle’ ilgisi olmadığını da ekliyorlar. Hatta yöntem onlara göre sadece kitapların kendi siyaseti ile ilgili. Alışılmadık olarak gördükleri yayın listelerindeki kitapları sınıflandırmak ise hayli zor.

İster İzlandalı şair Óskar Árni Óskarsson’un 1983 yılından kaleme alınmış “Cuban Diary” (Küba Günlüğü), ister  Ólafsson’un “Letters from Bhutan” (Bhutan’dan Mektuplar) eseri olsun; olabildiğince erişimi kısıtlı kitapları elde edilebilir hale getirmek istiyorlar.

Basılmış bir kitap ‘demokratik’ bir obje onlar için. Bazı yayıncıların kitapları kurtarmaya çalışırken kitapları uçlara itmelerini, içeriği yerine ticari değeri için arzulanabilir bir obje haline getirerek ‘lüks’ bir nesneye dönüştürmelerini eleştiriyorlar.

Demokratik olması, sınırsız bolluk ve bitmeyen tedarik anlamına gelmez. Eşit bir süreç anlamına gelir.

Onlara göre Tunglid’in az sayıda basım yapması ve kitapları yakması da demokrasinin dışına çıkmıyor.

Kitapları ucuz ve ön sipariş yapılamıyor. ‘Herkesin davetli’ olduğunun altını çiziyorlar; ama kitaplarını az bulunur hale getirmenin yaptıklarının temelini oluşturduklarına inanıyorlar.

Çelişki var gibi görünüyor olabilir. Öyleyse üzgünüz, ama üzgün de değiliz. Bize ne doğru, eğlenceli veya güzel -tercihen üçü birden- geliyorsa onu yapmaya çalışıyoruz.

Yaptıklarının nedeni olarak ise ‘şeylerin merkezindeki çelişkiyi’ gösteriyorlar. Onlara göre ‘Tunglid’de de bu böyle’.

‘Kalıcı olma uğraşındaki kitapları’ ve ‘daimi şeyler yaratarak geçicilikle barışmamızı’ hem seviyorlar hem de onlardan nefret ediyorlar. Bazı yazarlar için kitap yazmak, ölümsüzlüğe ulaşmak için yapılan aldatıcı bir girişim. Tunglid yazarlarını koruyor bu aldanmadan.

Sağladığı şey bir tür özgürleştirme onlar için:

Basım eyleminin enerjisi, sıkıştırılmış ve güçlendendirilmiş bir enerjidir. Onca bekleme, şüphe, endişe, kendini tanıtma ve tıkanma ortadan kalkıyor.

Gene de ‘belli bir mantığa bağlı kalmaya çalıştıklarını’ söylüyorlar; fakat bu ‘şiirin mantığı, düzyazının değil’.


Kaynak: The Guardian