Ana SayfaYazarlarArif AltanDelinin sazı – Arif Altan

Delinin sazı – Arif Altan


Arif Altan


Dağarcığını tüketti, aşınmış sözcüklerden gönül titreten bir yankı, bu yankının sindiği yeni bir şiir göz alıcı yeni biçimler bulup çıkmıyor. Doğru, karşısında yavan yalan durduğu sürece palavra olup çıkıyor. Hakikat, ancak bu yalanı içermek ve palavraya gülümsemekle paçayı kurtarabilir bugün. Aksi durumda deliliktir solunan hava. Hükümran duygunun en eski tellerinden, düdüğüyle hala aynı ezgiyi üfleyen yerli borazancılar, makullüğün ölçülerini hatırlatıyor: Safsataya bürünmediği müddetçe saf akıl, akıldışıdır. Bu durumda en eski zamanlarda olduğu gibi meydana çıkıp gerçeği ağız dolusu bir küfür gibi haykıracak tek kişi kalıyor geriye: kasabanın delisi! Delinin temsil ettiği bilgi de zaten budalalık olduğuna göre, hiç söylenilmemiş demektir yalancının örtündüğü son hakikat.

En bükümsüz söz en çarpılmış ağızdan çıkabilir, en doğruyu en yanlış olan söyleyebilir, en derin vicdanı en sığ vicdansız hatırlatabilir, en ince merhameti en görgüsüz, en merhametsiz olan gösterebilir. Öyleyse bugün büyük rezaleti, görkemli manzarası içinde ancak en kör olan kişi tarif edebilir. Fakat kör olanın temsil ettiği gerçek de zaten karanlık olduğuna göre, tarif edilecek manzaranın kendisi de boşluğa çıktıktan sonra oradan da bir çırpıda hiçliğe varır. Ciddiyetine eriyen bir şakadır olup biten. Her şey yerli yerinde yoksa. Ufak tefek aksaklıklar, kendi eğriliğine fena vurgun olan devede mini minnacık bir kulak. Yokmuş gibi davransan, yok olup gitmeyecek hiçbir şey yok. Hayal ettikten sonra rüyanın kalıbını almamaya cesaret edebilecek nesne bulunmaz.

Ilımlılık ve ölçülülük, bugün savurganı dizginlemek için öne sürülen makul erdemler olmaktan çıktı. Ölçüyü koyan şimdi en savurgan kişi olduğuna göre, kısıtlılık, en tutumlu olanın çekileceği son sınır. Bir kıyametin sonunda nihayetinde varılacak yer, kaskatı bir sessizlikti. Para ve güç ilişkilerinin sağladığı fayda, oluşturduğu kültür, yarattığı zemin üzerinden varılan bu kutsal sessizlikte sezilen sahtelik, bu sahteliğin büründüğü ciddiyet, sadece bir zihin zorlaması değil, aynı zamanda mizahında sonu. Olan neşeye oluyor, sevinç uçup gidiyor işte.

Ev dağınık, bizim mahallede işler fena karışık. Ama yine de her şeye yerli yerindeymiş gibi bakmak iyi edebilir. Toplumsal yazgı kendi döngüsünü izler. Başlangıcı hatırlanmadıktan sonra varılan yeni eşikte yüz göz olunan terslikler can sıkıcı garipliklere, tatsız sakarlıklara yorumlanabilir. Sonuçta iş ve eğlence birbirini andırmaya başladığında, karamsarlık ve keder keyif veren gevşek ve uçucu duygularla yer değişebilir. Hazın, deneyimi ağırlığından kurtarması artık an meselesi. Bütün mesele, sahte faaliyeti söylemin ciddiyeti ile örtüvermek. İdea, en korunaklı dokudan yırtılıverse de neşe ve aklın aynı anda kovulduğu mizansende, yürek en eski dengeyi yeniden bulabilir.

Öfkeyi, çıkar dürtüsü dizginleyebilir. Genişliyorduk ne güzel, ama çatlayıverdik işte. Talihsizlik, erken mi buldu ne? Ağaların, şeyhlerin, bezirganların, memurların ve hepsini koltuklayan pek eğlenceli güruhun hızlı evriminden taşan o devrim coşkusu da neyin nesiydi öyle! Akim kalan bulanık hisler miydi, kurtuluş anını öteleyen yeter sayısının bulunamaması mıydı? Orta sınıfa (başkasınınkine benzer bir orta sınıf varmış gibi)  dönüşerek genişlemek(!) kendi ilkelerini yıkmak pahasına. Yasa koyucudan çok şey kaptı, yasa bozucu olmadığı halde yasa bozucu olduğunu sanan. Sinir uçlarını yakmak artık ona düşmüş gibi. Yoksa yoksulların boş öfkesine yatıştırıcı bir bezirgan duyarlığı sürmenin şart olduğunu kim nereden bilecek. Başlangıç ilkelerine söylemde sadakat, bu durumda en fazla sahte faaliyetin kabul görmesi için suratlara geçirilen o hırsız ciddiyeti. Gülümsemek, böylece bir delilik belirtisi. Kahkahayla hakikatin hakkını vereceğine inanmış delilik, belki de hiç anlamayacaktır:

Sazında yedi değil, tek tel vardır; onu da çalmıştır ve yaşananlar karşısında susmaktan ya da bu telle kendini asmaktan başka yapacak şeyi kalmamıştır.