Ana SayfaGüncelFigen Yüksekdağ davasında tahliye çıkmadı: ‘Bizim bir asra değecek bir davamız var o da barıştır’

Figen Yüksekdağ davasında tahliye çıkmadı: ‘Bizim bir asra değecek bir davamız var o da barıştır’

HABER MERKEZİ – 4 Kasım 2016 tarihinde gözaltına alınarak tutuklanan ve milletvekilliği ile HDP üyeliği düşürülen Figen Yüksekdağ tutuklu bulunduğu davada ilk kez mahkemeye çıktı. Yüksekdağ polis ablukası altındaki salona getirilirken alkış ve sloganlarla karşılandı. Savunmasında yargılamanın HDP’ye dönük “siyasi bir taarruz olduğunu” belirten Yüksekdağ, “100 yıl ceza isteniyor. Emin olun birkaç ömrüm daha olsa aynı şeyleri yeniden yaparım yeter ki bir asra değecek bir davamız olsun. Bizim bir asra değecek davamız var o da barıştır” dedi. Mahkeme, Yüksekdağ’ın tutukluluk halinin devamına karar vererek davayı 18 Eylül’e erteledi.

Kesinleşmiş hapis cezası olduğu için vekilliği ve parti üyeliği düşürülen Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ’ın tutuklu olduğu davanın ilk duruşması görüldü.

Figen Yüksekdağ henüz gelmeden duruşma salonu önündeki bekleyiş

Duruşma öncesi açıklama: “Kadın eşbaşkanımızın yanındayız”

Duruşma öncesinde HDP Eş Genel Başkanı Serpil Kemalbay adliye önünde bir açıklama yaptı.

“Yüksekdağ konuşmalarından dolayı tutuklu bulunmaktadır. Kendi siyasetini topluma anlatmayıp da, konuşmayıp da ne yapacaktır? Bir siyasetçi başka ne yapacaktır” diyen Kemalbay, HDP’nin gördüğü muamelenin kabul edilemez olduğunu dile getirdi.

Kemalbay, HDP’nin Figen Yüksekdağ şahsında büyük bir linç kampanyasına maruz kaldığını belirtti.

Yüksekdağ’ın 244 gündür ağır koşullarda cezaevinde tutulduğunu söyleyen Kemalbay, duruşmayı takip etmek isteyenlere yönelik de ağır bir baskı olduğunu kaydetti.

Kemalbay “Bizler kadın eşbaşkanımızın yanındayız. Biliyoruz ki, bir ülkede kadınlar özgürleşmezse o ülkede özgürlükten söz edilemez. Bu saldırı aynı zamanda kadınların siyasete eşit katılımına, kadınların irade olmasına yapılmış bir saldırıdır. Biz kadın eşbaşkanımızı savunuyoruz, onun iradesi irademizdir diyoruz” diye konuştu.

Alkışlarla karşılandı

Daha sonra SEBGİS’i [Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi] reddeden Figen Yüksekdağ Ankara 16. Ceza Mahkemesi’ndeki duruşma salonunda alkışlar ve “Jin jiyan azadı” sloganı ile karşılandı.

Avukat sınırlandırmasına itiraz edildi

Kimlik tespiti ile başlayan duruşmada söz alan avukatlar, savunma hakkına getirilen 3 avukat sınırlandırılmasına itiraz etti.

Kimlik tespiti sırasında Mahkeme Başkanı’nın “Ne iş yapıyorsunuz?” sorusu üzerine Yüksekdağ gülümseyerek “Zor bir soru” cevabını verdi. Mahkeme Başkanı, “işsiz” diyerek tutanağa geçirdi.

Avukat Hasip Kaplan, avukat sınırlamasına tepki göstererek, “DEP’li (Demokrasi Partisi) milletvekilleri de burada yargılandı. O gün de savunma yaptık. O gün de OHAL vardı ama avukat sınırlaması yoktu. OHAL darbecilere karşı kullanılır. Benim müvekkilim Meclis’te bu darbeye karşı imza vermiştir. Şimdi OHAL ile müvekkilimin savunması gasp ediliyor” dedi.

HDP Hukuk Komisyonu’ndan avukat Pınar Akdemir de, “Biz HDP olarak en başından beri bu sürecin hukuk dışı olduğunu, yasaların hiçe sayılarak uygulandığı savunduk. Bütün bunlar gerçekleşirken defalarca yapılan ihlallerin tespiti için başvuruda bulunduk. Burada tarihi bir yargılama yapıyorsunuz. Yargıladığınız aslında bir partinin eş genel başkanı ve Türkiye’de ilk kadın eş başkanıdır. Bunu da gözeterek savunma hakkının engellenmemesi yönünde karar vermenizi bekliyoruz” diye konuştu.

Avukatların taleplerini değerlendiren mahkeme heyeti, “örgüt suçlarında” 3 avukat sınırlaması olduğunu ancak dosyada başka suçlamalar da olduğu için avukat sınırlanmasının uygulanmamasına karar verdi.

Yüksekdağ: Bir asra değecek bir tek davamız var o da barıştır

Avukatların taleplerinin ardından Yüksekdağ’ın savunmasına geçildi.

Savunmasına duruşma salonundakileri selamlayarak başlayan Yüksekdağ, yargılamaların siyasi anlamda da tarihsel anlamda da yargılama olmadığını söyledi. Durumu “siyasi bir taarruzdur” diye nitelendiren Yüksekdağ’ın savunması şöyle:

‘Yaşananlar siyasi taarruzdur’

Bugünkü yargılamanın siyasi ve tarihsel anlamda yargılama olmadığını net biçimde görürüz. Yaşananlar siyasi bir taarruzdur. Bana, şahsıma, temsil ettiğim partiye dönük bir taarruz, bir hücum vardır. Türkiye’de adalet mekanizmasından söz edemediğimiz için, rutin bir yargı mekanizmasından da söz edemiyoruz.

Elbette Türkiye’de hiçbir zaman yargı sorunsuz gitmedi. Bizler de siyasi olarak eleştirdik ve eleştirdiklerimizi çözüm gücüne dönüştürmek için yasamada mücadele vermeye başladık. Yasama organında, Türkiye’nin hukuk devleti haline dönüşmesi için çalışmamız emek vermemiz baltalandı.

Türkiye’de bu faciayı sadece ben yaşamıyorum. Ülke sınırları içinde soluk alan her bir yurttaş yaşıyor. Bu facia onlara yaşatılıyor.

Buraya girmeyi başaramayan, ciddi müdahalelerle karşılaşan arkadaşlarım var. Doğal hakkını, açık yargılama hakkını kullanmak isteyen arkadaşlarım, seçmenlerimiz var. Biraz önce gözlerimizin önünde iktidar mahkemeye müdahale etti ve buraya giren yabancı heyeti dışarı çıkardı. Saklama gereği duyulmuyor. Her gün demokratik siyasetin zemini zaten dinamitlendi. Bağımsız yargı tavrının, zeminin dinamitlenmesi için de her gün elinden geleni yapıyor. Nur topu gibi bitmeyen bir OHAL yapmışlar, zaten onun yanı sıra sokakta üç kişiyi bir arada yürütmeme gibi operasyonlar devam ediyor. Bugün Ankara Valiliği bu mahkemeye çalışıyor.

Siyasi iktidar ülkeyi rezil etti’

Ne kadar büyük görev aşkı mümkünse burada Figen Yüksekdağ’ın yargılandığından kimsenin haberi olmasın. Biraz önce gözümün önünde oldu. Adalet Bakanlığı kararıyla ne demek? Adalet bakanı bu hakkı nereden buluyor kendine? Ben Almanya’ya gittim. Yargılanan Türklerin duruşmasına katıldım. Bu siyasi iktidar kendisini, bu ülkeyi rezil etmeye vakfetmiş. Rezilliklerine bir rezillik daha eklediler.

‘Geriye tek bir parti, tek bir adam kaldı’

Doğrudan mahkeme salonlarına müdahale edilerek hukuk işletiliyor. Bakın, Türkiye’nin ana muhalefet partisi kendisini günlerdir yola vurmuş, adalet için yürüyor. İkinci büyük partisinin eş genel başkanı da mahkeme salonunda yargılanıyor. Geriye kalıyor tek bir parti, tek bir adam. O ‘tek, tek’ diye saydıkları kavramlara da zarar veriyorlar. Vatana, millete, bu ülkenin her bir insanına her gün zarar veriyorlar .

‘Türkiye bir ara rejimle yönetiliyor’

Bugün Türkiye bir ara rejimle yönetiliyor. Bir darbe girişimiyle karşılaştık. O gün darbe başarılı olsaydı, ben bugün iktidar milletvekilleriyle yargılanıyor olacaktım. Darbe çok şükür püskürtüldü, ben yine yargılanıyorum. Üçüncü büyük partinin eş genel başkanı uyduruk gerekçelerle tutuklanıyor, vekilliği düşürtülüyor, bundan bizim normal sonuçlar çıkarmamız isteniyor.

‘Zulmün gözünün içine bakmak istedim’

Ben bugün buraya gelmek istedim, çünkü zulmün gözünün içine bakmak istedim. Biz zulmün gözünün içine bakmaktan hiç korkmadık. Esasen bize bu zulmü yaşatanlar, bizim gözümüzün içine bakamıyorlar. Bizim gözümüzün içine bakamadıkları için, bizi mahkeme salonlarında cezalandırmak istiyorlar. Bizim karşımız çıkamadıkları için, bizim karşımız sizleri çıkarıyorlar.

Hukuktan bahsediyorlar. Hukuki savunmalar yapıyor değerli avukatlarım, ama bu sürecin benim yargılanmamın, bizim yargılanmamızın hukukla hiçbir alakası olmadığını herkes biliyor. Herkesin bildiği, kiminin izlediği, kiminin mağduru, kiminin müsebbibi olduğu bir süreç yaşıyoruz.

‘Bir asra değecek bir tek davamız var o da barıştır’

Bizler bu sürece mahkum değiliz. Ben mahkeme salonlarıyla ilk defa karşı karşıya gelmiyorum Ben ensesi kalınlarla ilk defa karşılaşmıyorum. Ben bu ülkede bir kadın olarak hep mücadele ettim ve zulmün her türlüsünü gördüm, daha fazlasını da görebilirim sorun değil. 100 yıl ceza isteniyor, emin olun birkaç ömrüm daha olsa aynı şeyleri yeniden yaparım, yeter ki bir asra değecek bir davamız olsun. Bizim bir asora değecek davamız var; o da barış ve demokrasi davası.

Türkiye çok acı gördü, çok zulüm gördü ve artık çıkış istiyor. Ne zamana kadar bu iktidar konuşanı zorla bastırarak, hukuku devre dışı bırakarak yönetmeye devam edecek. Etrafımız kaynıyor. Etrafımız ateş çemberi. Kendilerini dokunulmazlık zırhıyla kuşatılmış ilahi bir varlık olarak mı görüyorlar?

‘HDP olarak Türkiye için bir çıkış projesi önerdik’

Biz HDP olarak Türkiye için bir çıkış projesi önerdik. Bakın dedik dengeler değişiyor, etrafımız ateş çemberine dönmüş zaten. Türkiye’nin çözmediği kendi içinde önemli sorunlar var. En temel çıkış siyasi çözümdür. Başlatanlar da onlar bitirenler de onlar muhatap olanları yargılayanlar da onlar. Bu kadar büyük bir tutarsızlık olabilir mi?

Ama Türkiye’yi yöneten siyasi iktidar bu işi böyle yürütebileceğini düşünüyor. Bu kabul edilebilir mi? Birilerinin buna dur demesi gerekiyordu. HDP işte tarihsel olarak böyle bir role siyaset sahnesine çıktı. Türkiye’de çözümün demokratik yaşamın partisi olmak. O süreçte görüşmeler diyaloglar devam ederken çatışmaları durduğu ölümlerin yaşanmadığı yaklaşık 2 buçuk yıl geçirdik.

‘7 Haziran’dan sonra bu mahkemelere geleceğimizi biliyorduk’

Bu 2 yıl HDP, 7 Haziran seçimlerinde yüzde 13 oy alınca geri dönülemez ve hala dönemeyeceğimiz biçime geldi. Çünkü siyasi iktidar, barıştan, demokrasiden kendisine ekmek çıkmayacağını gördü. 7 Haziran’dan sonra ortalık kan deryasına döndü ve iktidar sahipleri gözümüzün içine baka baka “400 vekil verseydiniz bunlar olmazdı” dedi. Biz o zaman bu mahkeme salonlarına geleceğimizi biliyorduk. Daha fazlasını da biliyorduk ya, Allah’ın sevgili kuluyumdur, bana biraz daha yaşa demiştir. O nedenle buradayım. Sayısız ölüm tehditleriyle, taammüden ölüm girişimleriyle karşı karşıya kaldık. Selahattin Demirtaş da aynı şekilde. Biz o tarihten itibaren bu ülkede barışın kazanabileceği tavrımızın saldırıya uğrayacağını biliyorduk. Tutuklanıncaya kadar da bu taarruzlar hiç bitmedi. Binlerce arkadaşımız gözaltına alındı tutuklandı. Sadece biz tutuklandıktan sonra partimin 500 üye ve yöneticisi tutuklandı. Enis Berberoğlu ile birlikte tutuklu milletvekili sayısı 12.

‘Bunları kimse unutmayacak’

Bunları kimse unutmayacak, Figen Yüksekdağ’ı da HDP‘yi de kimse unutmayacak. Bunlar zulmün zorbalığıyla yazılıyor.Tarihin bir evresinde zulüm güçlüyse, direniş de onun kadar güçlüyse asla unutulmaz. Ve mutlaka hesabı sorulur. Biz hesabı soracağız.

‘İktidar hiçbir sorumluluk hissetmeden herkesi terörist ilan ediyor’

Karşımızda şöyle bir siyasi yapı var; tek adam, tek yargı, tek düşünce ve dışında kalan herkes terörist. Türkiye’de ‘terör örgütü’ patlaması oldu. ‘Terör propagandası’ patlaması oldu. Bu, tarihsel kırılma anlamına gelir. İktidar hiçbir sorumluluk hissetmeden herkesi terörist ilan ediyor ama şunu hesaba katmıyor, bir ülkenin kendisin de duyduğu güven açısından ne anlama geliyor. Bu, sosyolojik çürümedir. 100 bin terör örgütü propagandası yapana 50 bin örgüt üyesi var. Bir ülkede yüz binlerce terör örgütü propagandası yapan varsa, iktidarın dönüp kendisine kendi propagandasına bakması lazım. Acaba ben ne propagandası yapıyorum, Türkiye ne kadar kendine ait hissediyor.

Türkiye toplumu anaysa değişikliği ile gelen rejim değişikliğine karşı. Bunun böyle olduğu bilinmesine rağmen hiçbir şey yokmuş gibi davranmamızı bekliyorlar. Bu şizofren bir haldir. Ben bu ülkenin tek akıllısıyım demiyorum. Ama bu ülkeyi şizofrene çevirecekler.

‘Türkiye’yi kendilerine benzetmeye çalışıyorlar’

Gayrımeşru bir Anayasa; Türkiye toplumu onay vermiyor ama yaptım oldu diyor silahı, gücü, yargıyı, devlet mekanizmalarını elinde tutanlar. Böyle bir zorlama sadece siyaset kurumunda değil aynı zamanda tüm toplumsal yapı içinde ciddi travmalara yol açar. Bana göre Türkiye’yi kendilerine benzetmeye çalışıyorlar, ama başaramayacaklar. Türkiye toplumu çok ciddi badireler atlattı ama Türkiye toplumu hiçbir zaman böyle zorbalar karşısında boyun eğmedi. Mutlaka tutacağı bir dal oldu. O dal HDP’dir; o dalı kırmak istediler.

‘Mahkeme salonlarına zorla getirenler utanacak’

Türkiye’de yurttaşların tutabileceği bir dal vardı ve bu dal yeşeren güçlenen bir daldı. Bu dalı kırarsak sorun çözülür dediler. Sorun çözüldü mü, biz buradayız. Ben buradayım, ha Meclis’te ha burada. Beni bu mahkeme salonlarına zorla getirenler utanacaklar. Beni bu mahkeme salonlarında, halkımın temsil hakkını savunduğum için yargılayabileceğini sananlar yargılanacaklar. Bizim saklayacağımız, gizleyeceğimiz bir şey yok. Haram oy, haram para yemedik. Birileriyle bir gün dost bir gün düşman olmamışız. Bir o tarafa bir bu tarafa dönmemişiz. Biz gayet rahat mahkemede bulunuruz ama onlar rahat edemeyecekler.

Başkan, ben nasıl ikna olacağım adil yargılandığımdan. Ben ilk ceza aldığım davada karar çıktı, TV’de alt yazılar geçmeye başladı. Alt yazıyla birlikte İçişleri Bakanı dedik ki ‘Figen Yüksekdağ’a sırtını dayaması için dört duvar verdik.’ Bakın, bir ülkenin İçişleri Bakanı bunu söylüyor. Sen mi verdin o dört duvarı, sen mi verdin o kararı. Çıksak desek ki ‘kararı siz veriyorsunuz, hakimleri canlarından bezdiriyorsunuz, bunu söyleyin’ desek bu kadar güzel itiraf edemezlerdi. Sonraki günlerde aynı mahkeme vekilliğimin düşürüldüğü gün benim hakkımda son savunmamı dahi almadan ceza vermek istiyorlardı. O gün karar vermesini avukatlarım engellemişler hukuki olarak. Sonra vardığım sonuç şu: Benim milletvekilliğimin düşürüldüğü gün o mahkemeye karar çıkarması için talimat verilmiş.

Aynı gün Selahattin Demirtaş’a ceza verildi. İdris Baluken yeniden gözaltına alındı, benim vekilliğim düşürüldü, bana da ceza vererek tabloyu tamamlamak istediler. Sanki bir merkez, bir hukuk masası var tüm yargılama süreçlerini ince ince hesaplıyor, tüm ayrıntılarıyla planlıyorlar ve bunlar sahada karşımıza çıkıyor.

‘Temsiliyeti yargı kararlarının üstünde olan biri yargılanıyor’

Bizim bu mahkemelerde gerçek anlamda bir yargılama yapıldığını düşünmemiz olanaksız. Türkiye’de bazı mekanizmalar normal işleyebilseydi, yargı mekanizması da siyaset mekanizması da normal güzergahında gitseydi, mahkeme salonunda da gerilimler yaşanmazdı. Bu mahkemenin diğerleri gibi olmayacağı da açık. Evet sizin üslubunuz var ama bu mahkemede haksız hukuksuz milletvekilliği düşürülmüş, temsiliyeti yargı kararlarının üstünde olan biri yargılanıyor. Oy nedir, demokrasinin en temel kriteridir. Demokratik hukuk devletinin temel ölçütü, seçme ve seçilme hürriyetini ne kadar uygulayıp uygulamadığından geçer. Hayatın olağan akışı diye bir şey kalmamış ki. Hiçbir şey olağan akmıyor. OHAL var, olağanüstü siyaset var, bürokrasi var, her şey olağanüstü.

‘Yargıya mı emanet etti Van halkı oyunu?’

Davalar açılabilir, yargılamalar yapılabilir. Milletvekilliği bittikten sonra, yasama süreci kapandıktan sonra hüküm uygulanır ardından hükmün uygulanması ertelenir. Bizlerin tutuklanması ile beraber artık bu içtihat kaldırıldı. Nasıl yapıldı? Meclis’teki haksız çoğunluk kullanılarak Anayasa devrildi. Bakın, bu yanlışı yapan partilerden biri kendisini yollara vurmuş adalet arıyor. İnsanlar oyunu sana emanet etmiş. Yargıya mı emanet etti Van halkı oyunu. Beni 400 bin nüfuslu Van halkının yüzde 70’i, 6 milyon yurttaş bizi seçecek, sonra 3 kişilik bir mahkeme heyeti ‘Hükmü yoktur’ diyecek ve benim vekaletim devre dışı kalacak.

Kendi sorununu ve krizini başkaları üzerine atmakta çok ustadır bu iktidar. Attılar mahkeme heyetinin üzerine, korsan bir şekilde anayasa değişikliği gerçekleştirdiler. Sonra sorumluluğu yargının üzerine atacaklar.

‘6 milyonu hangi duruşma salonuna dolduracaksınız?’

Şimdi bu kadar inandırıcılıktan yoksun bir şey olabilir mi? Hukuk evrensel kriterleri bunun neresinde? Bunun üzerinden hala siyasi operasyonları sürdürebileceklerini sanıyorlar ama bu sürdürülebilir değil. Her tekçi rejim, kendisini her şeyin yerine koyan her rejim gitmiştir. Arkasında iyi izler bırakmadan çoğunlukla kötü izler bırakarak gitmiştir. Bu iktidar içinde aynı akıbet söz konusudur

Ben geldim tek başıma buraya. Ben ben değilim ki. 6 milyonu hangi duruşma salonuna dolduracaksınız? Benim sözlerimin altına imza atan 6 milyon var. Hatta ben onların sözlerini söylüyorum. 6 milyon insanı alacak duruşma salonu icat edilmedi ki.

Bu ülke çok büyük acılar yaşadı. Türkiye hala bunların kabuk bağlamayan yaralarıyla boğuşuyor. Bugün bir yara daha açtılar. Ölümcül bir yara açtılar. Siyasi iktidar referandumdan çıktık, zaten iktidar cepte diye düşünebilir ama hiç de öyle değil. Biz ne için yargılanıyoruz? Çözüm yeri parlamento, siyaset yapmak gerek tamam eyvallah. Ondan sonra, ‘Hop tamam bu kadar olmaz.’ Siz demediniz mi Meclis’te siyaset yapın. E geldik, buyurun. O fezlekelerdeki sözlerin hepsini Meclis’te de söyledim ben.

‘Kürsüde söylediğim sözü her yerde onurla tekrar ettim’

Beni bu zamana kadar tanıdıysa Türkiye kamuoyu herhalde biliyordur. Ben Meclis kürsüsünde söylemeyeceğim sözü miting meydanında söylemem. Meclis kürsüsünde egemenin yüzüne söylemediğim sözü toplantıda, açıklamada söylemem. Sözümü 3 gün sonra inkar etmem. Her konuşmam Meclis kürsüsünde savunulmuş sözlerdir. Kürsü dokunulmazlığı denen de, kürsüde söylenen sözlerin başka yerlerde tekrar edilmesi olarak tanımlanır. Bu evrensel bir tanımdır. Kürsüde söylediğim sözü her yerde onurla gururla tekrar ettim.

‘Kürt halkını oyalayanlar nerede?’

Parlamento’da söylediği sözlerden cayanlar hesap vermelidir. Dün bize söz verenler demokratik siyaset, parlamentoda siyaset diyenler. O çağrıları yapanlar, Kürt halkını yıllarca oyalayanlar nerede? Onlar şimdi sadece savaş sözü söylüyor, dillerinden ellerinden kan damlıyor.

Bizlerin tutuklanması ve HDP’ye dönük siyasi operasyonun başlamasıyla şu mesaj verildi: Demokratik siyaset yapmayın; çok tehlikeli, mayınlı alan. Ben gençlerin ne düşündüğünü merak ediyorum. Meclis’e gideceksin, yargılanacaksın, söylediğin sözlerden dolayı yargılanacaksın. Zaten iç tüzüğü değiştirmeye hazırlanıyorlar. Meclis’te ağzını açmak, elini kaldırmak yasak. Biz şükür, iyi günlerini gördük. Yarın öbür gün sola sağa dönmek cezaya bağlanır. Bu da iktidarın niyetini gösteriyor. Demokratik siyaset yapmayacaksınız mesajı verildi. Demokratik siyaset anlayışının gelişmesi, onların önündeki en büyük engel.

‘Zulmün karşısında direnmeyi onur sayarız’

Cezalandırdıklarını sanıyorlar, bizler zulmün karşısında direnmeyi onur sayarız. Hz Ali demiş. Ya direniriz bu duruşumuzla, bu saldırganlık karşısında direnişimizşe halkımızın duygusuna tercüman oluruz. Onur sahibi Türkiye yurttaşlarının, bu zulmün karşısında direneceğinden eminiz. Bizler mahkeme salonlarında, hapishanelerde direniyoruz. Kimileri adalet için kilometrelerce yol yürüyor. Kimileri özgürlük, barış demekten vazgeçmeyerek direniyor. Kadınlar yaşamın her alanında, kendilerine dayatılan haksızlığa karşı dimdik durarak direniyor.

‘HDP nezdinde, halklar cezalandırılmak isteniyor’

Türkiye halklarının kazanma iradesi cezalandırılmak isteniyor. HDP eşbaşkanları, siyasetçileri nezdinde Türkiye halkları cezalandırılmak isteniyor. Türkiye’de barış ve demokrasi projesi uzak bir hayal, marjinal siyaset alanının konusu olarak görülürdü. Başarıya ulaşmayacak bir alan, hep muhalefette kalmanın göstergesi olarak görülürdü Ama 7 Haziran’la birlikte bu hayallerin gerçeğe dönüşebileceğine kendileri de inandı, bütün Türkiye’yi de inandırdı.

HDP, bütün Türkiye halklarının hayalden gerçeğe zaferidir. Tüm Türkiye halklarının hayallerinin başarıya dönüşmesi hikayesidir. Bu hikayeyi zulümle noktalamak istediler. Ama çok şükür o hayaller hala hayatta. Hayal etmeyi ve kazanmayı bilenler oldu hep. Bu ülkenin insanları hiçbir zaman umudunu kesmeyecek. Kazandık gene kazanacağız. Bu karanlık günlerin geçeceğine yürekten inanıyorum.

‘Kadınlara göz dağı vermek istediler’

Kadınlara gözdağı vermek istediler. Ve kadınlar Türkiye’de kazandığı her hakkı dişe diş bir mücadeleyle kazanmıştır. Hayatımız hiç bir zaman kolay olmadı. Evde de, siyasette de hiçbir kadının yaşamı kolay olmadı. Ama bu kötü şey, bize iyi bir şey öğretti; tüm zorluklara karşı birlikte mücadele etmeyi.

Kadınların bu kolektif direnci HDP’de bir siyasi güce dönüştü. Kadınlar her yerde güçtür. Görünür, görünmez bütün alanlarda emeği vardır ama merkezi siyasette kadının gücü bu kadar görünmemişti. Ne zaman ki HDP eşbaşkanlık sistemini Türkiye siyasetine yerleştirdi, Meclis’e kalabalık kadın vekiller ile girdi, o zaman HDP’nin önünü keserek kadınların da önünü kesmek istediler.

Bana dönük gerçekleştirilen siyasi linç operasyonlarında en çok hedef alınan özelliğim cinsiyetim, kadınlığım oldu. Biz bu zihniyete karşı ömrümüzce mücadele ettik. ‘Bir kadın olarak sus’, ‘fazla konuşma’ diyen bir zihniyet kadının merkezi siyasette bir güç olmasına tahammül edemez. HDP merkezi siyasette, Meclis’te bu kadar büyük bir güç olunca kadınların kolektif gücü de Meclis’e taşındı. Bizim ilk yaptığımız, Meclis’te kadın parlamento grubu kurmak oldu. Bu kadın parlamento grubu kendi toplantılarını yaptı, kadınların taleplerini Meclis kürsüsüne taşıdı. Kadınların taleplerinin doğrudan merkez siyasete aktarılmasını sağlayan bir kanal açıldı. Ama geldiğimiz noktada partimize karşı başlayan operasyonların ardından ilk milletvekilliği düşürme hareketine ilk maruz kalan ben oldum.

İki milletvekilimiz var milletvekilliği düşürülen, biri ben, diğeri Diyarbakır’dan kadın milletvekili Nursel Aydoğan. Bunları tesadüf olarak görmem mümkün değil. Siyasi iktidarın sistematik kadın düşmanlığının göstergesi. Sayısız kez ortaya koydular. Şunu söylüyorlar, ‘Bir kadın olarak benim çizdiğim sınırları geçme, benim belirlediğim ses tonu dışında konuşma, beni kendinin eşiti olarak görme.’ Bana ve kadın siyasilere bunu söylediler. Ama diğer taraftan kadınların sözleri, eylemleri karşısında bu söz ve iradeyle eşit ona denk bir söz ortaya koymadılar. Sözü sözüme denk değil. Sözü kifayetsiz, düşüncesi kifayetsiz, niteliksiz. Sözü, bilinci, siyasi duruşu kadının siyasi duruşuna eşit değil. Evet ortada bir eşitsizlik var ama bizim zayıflığımızdan değil, erkek egemen siyasetin zayıflığından kaynaklı bir eşitsizlik. Onlar kadının özgür gücüyle baş edemeyecek güçteler.

‘Sözümle baş edemeyenler hapsediyor’

Benim sözümle baş edemeyenler bugün beni hapsedebiliyor. Biz bu adaletsizliğe karşı mücadele yürütüyoruz. Adil olan kadınlar, aleviler, işçiler emekçiler için demokrasi ve barışın yoludur. Türkiye’de gerçek anlamda demokrasi tesis edilmezse kimse için adalet olmayacak. Bugün bizleri adaletsizlikle karşı karşıya bırakanlar adalet arayacaklar.

Çok kötü iktidar görmüştür bu memleket ama adalet kavramını kendi tabelasına dönüştüren bir partiyi ilk defa görmüştür. Adalet sadece iktidar partisinin tabelasında var. 4 gün önce duydum basından, iş insanları hakimin karşına çıkıyor, AKP’liler rüşvet karşılığı kendilerini bıraktırabileceklerini söylüyorlar. Mahkeme koridorlarında ailesiyle pazarlık yapıyor. Sahtekarlık yapıyor. Bu cüreti nereden buluyor bir partinin ilçe yöneticisi? Bir partinin ilçe yöneticisi yargı yönetmeye kalkıyorsa bu memlekette adalet sadece bir tabeladır.

‘Köylü kızı Figen de, Şırnak’taki çobanın oğlu Ferhat’ta milletvekili olur dedik’

Bugün beni savunma yapmadan önce yorup savunmayı kısaltma yöntemi izlediniz, biliyorum. Ama son olarak şunu söylemek istiyorum; HDP bu ülkenin geleceğidir. Ben de bu partinin tutuklu eş genel başkanı olarak HDP’nin, Türkiye’nin bugünü ve geleceği olduğunu en net şekilde yeniden ifade ediyorum. Biz olduğumuz müddetçe bu topraklarda umut tükenmeyecek. Hayallerini zafere dönüştüren insanlar tükenmeyecek. Çoban çocukları, benim gibi köylü kızları milletvekili olacak. Biz olduğumuz müddetçe kadınlar, işçiler, emekçiler merkezi siyasette sesi olacak. Türkiye’de merkezi siyaset para sahibi bir avuç elitin babasının malı olmayacak. Bizim tek suçumuz bu.

Dedik ki Meclis sizin babanızın malı değil. ‘Köylü kızı Figen de gelir milletvekili olur, Şırnak’taki çobanın oğlu Ferhat da gelir milletvekili olur, bir işçi de gelir milletvekili olur’ dedik. ‘Buraları size bırakmayacağız’ dedik. Bu nedenle cezalandırılıyoruz. 7 Haziran’da yüzde 13 almasaydık bizi idare edebilirlerdi ama bu sınırları tanımadık. Çünkü biz korkuyla siyaset yapmıyoruz. Kaybetmekten korkmuyoruz. Kaybedersek ayağa kalkarız, zaferler için yürümeye devam ederiz. Kazanırsak da daha büyük kazanmak için gene yürümeye devam ederiz. Düşüncelerimize inanmaktan vazgeçmeyiz. Ama siyasi iktidar tüm düşüncesini hep kazanmak üzerine kilitlemiş.

Meclisin, devletin benim dışımda sahibi olmasın diyor. Tek sahibi ben olayım diyor. Hiç kimseyle ortak olmaya niyetleri yok, toplum kavramları yok. Haris, aç gözlü bir iktidar var. Biz de onun o mülkiyetçiliğini, o tavrını çiğnedik geçtik. Sınırları da aşarız, eş genel başkanlık da uygularız, kadınlardan grup da kurarız dedik.

‘Bizi mahkeme salonuna getiren anlayış yargılanacak’

Bu yargılama tarihte anılacak bir yargılama ve bu süreç yarını belirleyecek bir süreçtir. Biz bu süreçte söylediğimiz sözlerin değil, bizleri bu mahkeme salonuna getiren anlayışın yargılanması gerektiğini düşünüyoruz. Türkiye’deki yargı da siyasette bu tavrı hak etmiyor. İktidar çözemediği bütün sorunları yargının önüne boca ediyor maşa olarak kullanıyor. Yargıyı da siyaset kurumunu da kurban ediyor. Geriye dönüp baktıklarında sarayları, tek başına iktidarları kalıyor. Bu da demokrasi değildir.

Ben fezlekelere konu olan sözleri söyledim yine söylerim. Hepsi çözüm gayesiyle söylenmiş sözlerdir. Bu sözleri söylediğimiz için bizi yargılayanlar bunun hesabını vermelidirler. 7-8 fezleke derlenmiştir. En kritik olanı DTK kongresinde söylediğim sözdür. Türkiye’de savaş olmadan çözüm sağlanabilir dedik. Bu çözümün yolunu, yöntemini önerdik. Anayasa tartışılırken nasıl bir anayasa önerdiğimizi paylaştık, bunu da dünya aleme ilan ettik. Doğru, Türkiye’deki rejimin demokratik tahribatını içeren sözlerdi. Türkiye’de barış sorumluluğunu birilerinin üstlenmesi, risk alması gerekiyordu. Siyasi iktidar risk almadı. Biz birileri risk almaılı dedik ve o çağrıyı yaptık.

‘İddianamede saçmalık silsilesi’

İddianamede saçmalık silsilesi olarak tanımlayacağım şeyler var. Terör örgütü yöneticiliğiyle itham ediliyorum, DTK yöneticisi olmam hasebiyle. İddianameyi hazırlayan savcıya, size bir kere daha söylemek istiyorum biz eğer bir örgüt kurduysak bir örgütün yöneticisi olduysa onu çatır çatır savunuruz. Bakın HDP’yi nasıl savunuyorum. DTK yöneticisi olduğum iddiasını tüzüğündeki ‘her milletvekili doğal delegedir‘ ifadesine dayandırıyorlar. Bu kadar komik bir şey olamaz. DTK yöneticisi olsam bunu göğsümü gere gere söylerdim, olmadan da DTK’yi savunuyorum. Kayıtlara geçsin; DTK demokratik bir kurumdur, çözüm için çalışmıştır, devletin temasa geçtiği bir kurumdur, terör örgütü ilan edilemez. Ben bir siyasi partinin eş genel başkanıyım. DTK savunulamayacak bir örgüt mü. Ben yöneticisi olduğum örgütü savunmayacak bir profile mi sahibim? Bu kadar derme çatma bir iddia. Hukuki bir savunma yapmayı da gerekli ve yararlı görmüyorum.

‘Sokağa çıkma çağrısı kadar meşru bir çağrı yoktur’

Sokağa çıkma çağrısı kadar meşru bir çağrı yoktur. Yaptık, yine yaparız. İktidar da yapıyor. Biz insanlara silahlanın çağrısı yapmadık. Siyasi iktidar da sokağa çıkma çağrısı yapıyor. İktidar bizi sokağa çıkma çağrısı yapmakla kendi suçunu örtmeyi amaçlıyor . O dönemde hangi paramiliter güçler sokaktaydı, hangi silahtan hangi kurşun çıkmıştı? Biz bunları biliyoruz. Bunların hepsini ayrıntılarıyla ortaya koyacağız. Dikkate alacak bir mahkeme bulur muyuz Allah kerim. Ama tarihe geçecek. Provokasyon yaptılar, HDP’nin ‘hem ivmesini keselim hem de sorumluluğumuzu onlara boca edelim’ diye oluşturulmuş bir iddiadır bu. O üzücü süreçte ölenlerin çoğu HDP’lidir. Bize bu zulmü yaşatanlar utanmadan bizi suçluyorlar. Ama gerçekler inatçıdır. Bizim canımızı yaktılar yakmaya devam ediyorlar hesabını vermemek için yalan beyanlarla ilerleyebileceklerini sanıyorlar.

Yüksekdağ’ın savunmasının ardından mahkeme başkanı “22 klasör dosya ve konuşmalardan oluşan klasörler ile ilgili bir beyanınız olacak mı?” diye sordu. Yüksekdağ, “Aleyhimde olanları kabul etmiyorum” dedi.

Dosyaların birleştirilmesi talep edildi

Duruşmaya verilen aranın ardından Yüksekdağ’ın avukatları savunma yapmaya başladı.

Avukat Sezin Uçar, yargılamaların tamamında bir kurarsızlık olduğunu belirterek, Yüksekdağ hakkındaki diğer tüm davaların bu mahkemede birleştirilmesini talep etti.

Tahliye çıkmadı, duruşma 18 Eylül’e ertelendi

Avukatların savunmalarının ardından ara kararını açıklayan mahkeme heyeti Yüksekdağ’ın tutukluluk halinin devamına karar vererek duruşmayı 18 Eylül’e ertele

Mahkeme dosyaların birleştirilmesi talebi hakkında ise dosyaların ilgili mahkemelerden istenilip incelenmesine karar ver

1017 avukat savunuyor

244 gün sonra hakim karşısına çıkan Yüksekdağ’ı savunmak için 1017 avukat vekalet verirken, yüzlerce avukat duruşma salonuna geldi.

HDP Eş Genel Başkanı Serpil Kemalbay ve HDP’li vekillerin de takip ettiği duruşmaya yurt dışından davayı izlemek için gelen heyetler ise ‘İçişleri Bakanlığından izin almadıkları’ gerekçesiyle alınmadı.

83 yıl ile yargılanıyor

Yüksekdağ, “Örgüt üyesi olmak”, “Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununa muhalefet etmek”, “Halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etmek” ve “Suç işlemeye tahrik etmek” iddialarıyla 30 yıldan 83 yıla kadar hapis istemiyle yargılanıyor.