Ana SayfaKültür-Sanatİstanbul’da ‘saklı tarihe’ yolculuk: Görünmeyeni Aramak ve Görünmeyene Bakmak

İstanbul’da ‘saklı tarihe’ yolculuk: Görünmeyeni Aramak ve Görünmeyene Bakmak

HABER MERKEZİ – Her gün önünden geçtiğimiz mekânlarda ve onların ‘saklı’ tarihlerinde görünmeyeni aramak ve görünmeyene bakabilmek için katılımcılar, Karakutu ve Moira Derneklerinin sözlü anlatı ve sanatsal temsil metotlarını birleştirdiği etkinlikte bir araya geldi. Adı ‘narracting’ yani ‘oynayarak anlatma’ olan yöntemin uygulandığı etkinlikte katılımcılar ve sokaktan dahil olan herkes, “sadece dinleyerek anlatıya bağlanmadı; baskıyı, korkuyu ve sınırlara zorlanmayı bedenleriyle ifade ederek hikâyeleri ‘kendilerinin’ kıldı.”


Haber: Tolga Er


İstanbul’da her gün önünden geçtiğimiz mekânlarda ve onların ‘saklı’ tarihlerinde görünmeyeni aramak ve görünmeyene bakabilmek için katılımcılar, Karakutu ve Moira Derneklerinin düzenlediği etkinlikte bir araya geldi.

Gün yüzüne çıkartılamamış görünmeyen sorunlar ve toplumda görünmeyen gruplar, Karakutu’nun sözlü anlatı ve Moira’nın sanatsal temsil metotlarını birleştirmesiyle oluşan ‘narracting’ yani ‘oynayarak anlatma’ yöntemiyle ifade edildi.

Üç mekâna gidildi üç saat içerisinde; Kadıköy Rexx Sineması, Ermeni Surp Takavor Kilisesi ve bir dönem İstanbul’a gelenler için ilk ve İstanbul’dan ayrılanlar için son durak olan Haydarpaşa Garı.

Mekânlarda önce, ana amacı sanatın ve kültürün araçlarını kullanarak toplumun tabu olarak gördüğü konuları ‘görünür kılmak’ olan Moira Derneği, sanatsal temsil metodu ile katılımcıları bilmedikleri hikâyelerin içine çekti.

Temsilin ardından toplumun, özellikle de gençlerin, egemen anlatıların dışında kalan hikâyeleri duymasını mümkün kılmak ve geçmişte yaşananlara farklı açılardan bakabilmelerini sağlamak için Hafıza Yolculuğu Programı kapsamında eğitimler, atölyeler, seminerler ve Hafıza Yürüyüşleri düzenleyen Karakutu Derneği’nden Ekim Akdal mekânlara ilişkin sözlü anlatılar yaptı.

Yürüyüşten iki gün önce Karakutu ve Moira tarafından düzenlenen “Bedenle Anlatmak” atölyesinin katılımcıları, her durakta farklı rollerde performans sanatçılarına eşlik ederek bedenle temsilin bir parçası oldular.

Apollon Tiyatrosu: Afife Jale ve çıktığı ilk sahne

Etkinlik için gidilen ilk mekân İstanbul’da açılan ilk tiyatro salonlarından biri olan Apollon Tiyatrosu veya bugünkü ismiyle Kadıköy Rexx Sineması’ydı.

Apollon Tiyatrosu veya bugünkü ismiyle Kadıköy Rexx Sineması’ndaki etkinlikten

İçeride katılımcıları Moira’dan dört oyuncu bekliyordu. Kısa bir konuşmadan sonra katılımcılar, dört oyuncunun birkaç on metre karşısına geçti ve bir arada ağır adımlarla oyuncuların üzerine yürüyerek bedenleriyle oluşturdukları duvarla onları sinemadan ‘dışarı çıkmaya zorladı’.

Sanatsal temsilin ardından müslüman kadınların erkek izleyicilerin önünde sahneye çıkmasının yasak olduğu dönemde, ilk defa bu mekânda sahneye çıkarak ülkedeki ilk müslüman kadın oyuncu olan Afife Jale ve onun tiyatro hayali için evden kaçışının, müslüman bir kadın olduğu için sahneden indirilmek istenişinin, konservatuardan çıkartılışının ve hayatının anlatısı yapıldı.

Sözlü anlatının, sanatsal temsilin oyun metnini belirlediği bu anlatım yönteminde Moira’dan Veres Nagy Timea, bedenin rolünü, sözlü anlatının gerçekleştiği bilişsel seviyede olmayanı ifade etmesi olarak tanımlanıyor:

Bedeninizi kullanarak hareketlerle bir şeyleri ifade etmek istediğinizde duygular daha derin oluyor; çünkü konuştuğunuz zaman aktarım, bildikleriniz üzerinden ve bilişsel seviyede gerçekleşiyor. Ancak beden, bilişsel seviyede yer almayan bilinçaltındaki duyguları; mutluluğu, korkuyu, şaşkınlığı ve daha bir sürü duyguyu kullanıyor.

‘Seninkinden çetin yolculuklar vardı’

Ermeni Surp Takavor Kilisesi

Mekânların ikincisi, Ermeni Surp Takavor Kilisesi’ydi. Kilisenin önünde toplanan katılımcıların bazılarının önce gözleri bağlandı, sonra da onlara rehberlik etmesi için gözü bağlı olmayanlarla eşleştirildi.

Katılımcılar, Kadıköy sokaklarında gündelik hayatlarında gerçekleştirdikleri eylemleri bu sefer gözleri kapalı gezerek deneyimlediler. Döndüklerinde ise onları, Moira’dan David Katona’nın çalıp söylediği Gomidas’ın Hoy Nazan bestesi karşıladı.

Sözlü anlatı yapılmadan önce herkese çeşitli zamanlardan ve farklı coğrafyalardan göç eden ve göç etmek zorunda bırakılan insanların fotoğrafları dağıtıldı. Fotoğrafların altında şu sözler yer alıyordu:

Seninkinden çetin yolculuklar vardı.

Bu sefer sözlü anlatıyı dinleyenler sadece katılımcılar değil, yoldan geçenlerdi de.

Surp Takavor Kilise’sinin önünde Ermeni müzikolog, besteci, rahip, aranjör ve koro şefi Gomidas Vartabed’in hayatı anlatıldı.

Kütahya’da doğan ve doğduğu topraklarda neredeyse unutulan Gomidas, çalışmalarının dağıtılmasının ve 1915 Ermeni Soykırımının ardından post travmatik stres bozukluğundan dolayı akıl sağlığını kaybetmiş, on beş yıl boyunca neredeyse tek kelime etmemişti.

Katılımcılardan Neşe Coşkun, Gomidas anlatılarının ardından düşüncelerini şöyle aktardı:

Bence çok zor konular seçtikleri. Türkiye’de insanlar genelde yaşanmışlıkları inkâr ediyor. Bence buradaki çok naif ve güzel bir yaklaşımdı. Ajite etmeden ya da üzerine çok gitmeden… Olaylara sadece insancıl yönüyle bakılmış ki bizim de ihtiyacımız olan bu.

Haydarpaşa Garı: Milyonların ilk ve son durağı

Haydarpaşa Garı

Son olarak da yıllarca birçok insan için varış ve gidiş noktası olmuş Haydarpaşa Garı’ndaydık.

Temsilde oyuncular bu sefer şehre yeni gelenlerin rolüne büründüler.

Vagonlardan her indiklerinde ise karşılarında ‘o şehirden olanların ördüğü duvarı geçemediler, vagonlarına geri döndüler.

Karakutu’dan Ekim, 106 yıl önce yapılan Haydarpaşa Garı’ndan yola çıkarak günümüze kadarki süreçte evinden ayrılmak, göç etmek ve bilmediği yerlere gitmek zorunda bırakılmış ve gittikleri yerlerde ‘hoş’ karşılanmamış nice insanın yaşadıklarına değindi.

Anlatıda ayrıca 2011 yılında çıkan iç savaş sonrasında ülkelerinden ayrılmak zorunda kalan üç milyon Suriyelinin ellerindeki şartlarla Türkiye’de hayat kurmaya çalıştıkları, ancak önlerine çıkan birçok zorluk aktarıldı.

Etkinliğin ardından temsilin de bir parçası olan Canan Erbil, anlatının içinde olmayı şöyle anlattı:

Beden aktivitesiyle de bunun parçası olmak, hikâyenin içine beni daha çok aldı. Ben orada, o karakterlerin hiçbiri değildim fakat onlara karşı duran duvar rolünü oynadım. Ama o duvarı bile hissediyor olmak bence hikâyenin benimsenmesinde büyük bir rol oynuyor.

Bu da bir nevi konuşmaydı aslında; orada fiziksel olarak var olmak, rollerden birine bürünmek… Bir nevi iletişim kurduyor tarihsel olaylarla, mekanın hafızası ile bağlantı sunuyor.

Karakutu güz okulu açık çağrısı Ağustos ayında

Karakutu, gençlerin, tarihsel adaletsizliklerin nedenlerini ve sonuçlarını eleştirel bir bakış açısıyla değerlendirerek, insan hakları ve demokratik değerler konusunda duyarlılık kazanmasını hedefleyen bir sivil toplum kuruluşu.

Önümüzdeki dönemde iki yeni Başlangıç Eğitimi yapılması planlanıyor. Yine Hafıza Yolculuğu kapsamında, geçmişle yüzleşme alanında çalışma yürüten genç akademisyenleri, öğrencileri ve aktivistleri bir araya getirmeyi hedefleyen Güz Okulunun açık çağrısı Ağustos ayında yayımlanacak.

Ayrıca Nisan ayında başlayan Adalet Arayışı Seminerleri Eylül’den itibaren yine Karakutu ofisinde düzenlenmeye devam edecek.

Karakutu, aynı zamanda uluslararası ortaklarla birlikte, alandaki iyi örneklerin paylaşıldığı ve uygulandığı atölye programları yürütüyor.

Son olarak Adnan Ergeç Fonu kapsamında ise gençlerin toplumsal hafıza, barış ve geçmişle yüzleşme alanlarında gerçekleştirdiği araştırma ve kültür-sanat projelerini destekliyor. Adnan Ergeç Fonu ikinci dönem çağrısını 2017 sonbaharında yapacak.

Çağrılar ve seminerler, Karakutu’nun sosyal medya hesaplarından duyurulacak:


Instagram
Facebook
Karakutu

Haber fotoğrafları: Tolga Er

Previous post
Britanya'da hava kirliliğiyle mücadele: 2040'dan itibaren dizel ve benzinli yeni araçlar yasaklanacak
Next post
İbadi: Bağımsızlık referandumunu tanımıyoruz ama tankları da yöneltmeyiz