Ana SayfaManşetKayıp kelimeler – Elend Aydın

Kayıp kelimeler – Elend Aydın


Elend Aydın


Javier Villafane tam söyleyecekken aklından kaçan kelimeyi boş yere arıyor. Tam dilinin ucundaki o kelime nereye gitmiş olabilir? Kalmak istemeyen kelimelerin toplandığı bir yer olabilir mi?… Senden kaçan kelimeler seni nerede bekler?

(Eduardo Galeano)

Saatler, bazen günlerce dudaklarımızda, dilimizin ucunda olan kelimelerin ansızın, tam da lazım oldukları zaman yitip gitmelerini biliriz. Biliriz de “bizi nerede beklediklerini” ya da beklemediklerini bilmeyiz. Oysa belki de bir mevsim boyu çınlamıştır bir kelime, kulağımızda, bir notayla birleşerek kurduğumuz her cümlede de bir şekilde ışıldamıştır. Biz olmuş, sönmüş, yanmış kafeslenmişlikler içinde yanımızda yöremizde dolanmıştır. Ama yoktur işte. Ne yaptıysak, nasıl başardıysak kaçırmışızdır onu, artık yoktur. Belki küsmüştür de bize onca danstan pervane pervane dolanmadan sonra.

Ah! Nasıl da yalnız ve ıssız bırakmıştır bizi o kaçak ve yitik kelime. Gitmemiş olsa da yetebilir her şeye. Çölde vaha, kabusa uyanış, anlaşamamazlığa nasıl deva da olabilir. Ama yoktur işte yoktur ve belki bu yüzden “dünyadaki en uzak mesafe iki insan zihni arasındadır”. (Foucault)

Firar etmemiş olsa mekan ve zamanın mesafelerini kendi cephelerinden ziyadesiyle tamamlayan zihinlerimiz arasındaki mesafe sıfırlanır, uzun nutuklara, bataklık gibi çekip yutarak yok eden “sözlere” gerek kalmaz, mesafeleri asla kapatamayan sözlere…

“Mesafe” demişken “iki insan arasındaki en kısa mesafe gülümsemedir” derler. Yoksa tebessüm de bir kelime, hem de kaybettiğimiz o kelime midir? İşte gülümsedik ve bulutlar gitti, gözler engelsiz – mesafesiz buluştu, ruhlar da. Evet, sanırım yüz ifadeleri de bir tür kelimedir ve bu durumda en derin kelime, gülümsemedir.

Bir bakalım; sen kaybettiğimiz, en elzem olduğu anda bizi terk etmiş olan kelime hangisiydi/hangisidir? Hugo’nun: “Bize bizden daha çok benzeyen, gülüşümüzdür” sözüne mülhem olarak, bize, bizden daha çok benzeyen de kaybettiğimiz o kelimedir, ne dersiniz? Ama dürüst olmak gerekirse şu an, çılgın bir kelebek gibi ruhumun dudaklarında dolandıktan sonra, tam da elzem olduğu anda yani şu anda beni terk etmiş olan kelimenin ne olduğunu bilmiyorum. Bu yüzden de bu yazı, “kelimesiz” ve “tebessümsüz” bir yazıdır, okunmamalı ya da okunduğunda, tüm kayıp kelimeleri bulup geri getirmeli, onları bizden uzakta kalmaya mecbur burakmamalıdır.

Ey kayıp kelimeler! Sizleri ne şekilde kaçırttım bilemiyorum ama bulutlarla yüklüyüm yokluğunuzdan dolayı. Dönün artık, hayatın kavalı çalsın, kandiller yansın.