Ana SayfaÇeviriPlaton, Kant, Nietzsche, Hume, Marcuse dirilseydi Trump hakkında ne derlerdi?

Platon, Kant, Nietzsche, Hume, Marcuse dirilseydi Trump hakkında ne derlerdi?

HABER MERKEZİ – Eğer Marcuse, Nietzsche, Hume, Kant, Platon gibi ünlü filozoflar dirilebilseydi, ABD Başkanı Donald Trump hakkında ne söylerlerdi? Thomas White, filozofların kendi çağlarında söylediklerinden yola çıkarak ‘eğer bugün yaşasalardı Trump hakkında ne diyeceklerini’ inceliyor.


Çeviri: Tolga ErEzgi Gül


Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) birçok akıl sağlığı uzmanı ABD Başkanı Donald Trump’ın akıl sağlığı hakkında endişelerini dile getiriyor.

Psikolog Doktor John Gartner, “Donald Trump’ın akıl hastalığının bütün ülkeyi ve hatta bütün dünyayı tehlikeye soktuğunu düşünüyoruz. Akıl sağlığı uzmanları olarak halkı bu konuda uyarmak bizim etik görevimizdir” diyor.

Peki felsefi görevimiz?

Herbert Marcuse, Friedrich Nietzsche, David Hume, Immanuel Kant ve Platon gibi ünlü filozoflar dirilseydi ve Trump’ı anlatsalardı ne olurdu?

Ya da daha olanaksız görünse de Trump’ın felsefi tarafını bize açsalardı?

Herbert Marcuse çok, çok endişeli!

1960’ların ünlü kitabı ‘Tek Boyutlu İnsan: İleri İşleyim Toplumunun İdeolojisi Üzerine İncelemeler’de Herbert Marcuse ‘mutlu bilinci’ tanımladı.

Teknokratik çağın ahlakdışı bir ürünü, içerisinde ‘suçluluk duygusuna yer yok’.

Herbert Marcuse

Marcuse’a göre bu kadar büyük bir yetersizlikle bir insan ‘yüzlerce binlerce insanı yok edecek işaretleri verebilir, daha sonra kendisini bütün bu bilinç sancılarından azade deklare edebilir ve sonrasında mutlu mesut yaşayabilir’.

Trump mı? Hayır.

Tek Boyutlu İnsan’da Marcus nükleer savaşı planlayanların bu ‘mutlu bilinci’ nasıl yansıttığını anlatıyor.

Çok garip bir şekilde nükleer ölçekte ölümü planlama işini, enteresan oyunlar oynamak hakkında yaptıkları ‘eğlenceli’ konuşmalarla birleştirip kitlesel ölümlerin ‘önemini azalttılar.’

Trump’ın Kuzey Kore ve komşuları ile nükleer savaş olasılığı hakkında gösterdiği manasız küstahlığı -‘İyi şanslar, keyfinize bakın’- ve bu olasılığın üstünü Avrupa’da çizememesi bunu gösteriyor.

Trump Marcuse’nin Frankfurt Okulu’ndaki iş arkadaşlarının ‘kültür endüstrisi’ dediği şeyin bir ürünü: Filmler, televizyon…

Gördüğü rağbeti bir kenara koyalım, ana akım medya demokratik değil.

Kültür endüstrisi antidemokratik bir dolandırıcılık işi.

Wikipedia girdisinde söylendiği gibi, ‘Kültür endüstrisi daima kendi tüketicilerini, sürekli vaadettiği şeyler üzerinden kandırır’

Marcuse’un varacağı sonuç Trump’ın tüketicilerini Amerikan Rüyası’nın bitmeyen vaatleriyle, sürekli önceden hazırlanmış fantezilerle dolandıran kültür endüstrisinin bir parçası olduğu olurdu.

Donald Trump kendine bu fantezileri yaymak ve oy verenleri manipüle etmek için varlıklı, ünlü bir showman kimliğini seçti.

Oy verenlerin çoğu başarının ışıltısı, şöhretin büyüsü hatta birinin onlara iyi ücretli bir iş olanağı sunması konusunda bile umutsuz.

Marcuse’a göre ‘ileri işleyim toplumu’ ana akım medyayla, reklamla, endüstriyel yönetimle ve düşünce ve davranışta ‘tek boyutlu’ evren yaratısının çağdaş şekilleriyle bireyleri varolan üretim ve tüketim sistemine entegre eden ‘yalan’ ihtiyaçlar oluşturuyor.

Bu ihtiyaçlara eleştirel düşünce ve muhalif davranışlar etkimiyor.

Filozof Roland Barthes Marcuse’u alıntılayarak “bir şeyin adını koymakla yargıya varmak arasında hiç zamanın geçmediği ve konunun kapanışının tamamlandığı ‘büyülü otoriteryanizm’”den bahsediyor.

Bunun örnekleri arasında Trump’ın ‘eğri’ Hillary Clinton’un yüzüne dava açacağını söylemesi ve kendisini dinlettiğini iddia ettiği Barack Obama hakkında ‘kötü’ ya da ‘hasta’ deyip yargılarda bulunması da var.

Trump yalan söylüyor -sonra yalanları hakkında yalan söylüyor- çünkü doğrudan tamamen ayrılmış ve yanlışlık üzerinden tahakküm kuran tek boyutlu bir insan.

Bu sadece narsist bir büyü şovu, hipnotik bir eğlence.

Fakat bizim ‘yalan haberlerin’ medya tarafından oluşturulduğu ve uluslararası stratejik hacklemelerle, sızdırmalarla desteklendiği kavgacı ve tehlikeli çağımızda Trump’ın gücü politik olarak ölümcül.

David Hume sadece Trump’la ilgili değil, destekçileriyle ilgili de uyarıyor

David Hume

Skeptisizmin önderi David Hume’un da Trump’ın tehlikeli kişilik kültü ile ilgili söyleyeceği bir şeyler olabilir. Hume’un ‘Bilime İndirgenmiş Olabilen Politikalar’ yazısında, insanlığın politik aşırılıklarına atıfta bulunarak, şunu bildirmişti:

İnsanların karakterlerine kıyasla insan ilişkilerinin daha iyi bir istikrar düzenini ortaya çıkaramayacağını düşünmek üzücü olmalı

Başka bir deyişle uzman bir tarihçi olan Hume, Trump’ın düşüncesindeki ahmaklığı – kendisi Amerika’nın bütün problemlerini düzeltecek- tarihin alay etmeye eğilimli olduğu bir sav olarak nitelendirir.

Ve akılcı bir ahlakçı ve insan doğası gözlemcisi olarak Hume, Trump’ın destekçilerinin de bu zorbanın süslü sözlerine inanıp onu sorun çözen bir insan olarak  kabul edecek kadar salak olabilmelerini sorgular.

Başka bir çalışmasında da Hume şöyle diyor:

Böyle bir uyuşukluk ve iktidarsızlık insanlığın genelinde var: İnsan evladı bir beyni olsun olmasın kendi zorbalığını erdeminin merkezi olarak gösterip kendi kendini var eden bir lidere biat etmeye yatkın.

Yani Hume sadece Trump için değil uyuşuk takipçileri için de endişelenirdi.

Kant: Trump benim en büyük kabusum

Immanuel Kant Donald Trump’tan tiksinir ve onu filozofların en büyük kabusu olarak nitelendirirdi.

Kant için doğruluk, dürüstlük ve tutarlılık her şeydi.

Immanuel Kant

Trump onun için felsefik pornografik bir internet sitesi gibiydi. (Yeniden doğan Kant’ın bizim koşullarımızda yaşadığını varsayıyoruz.)

Kant’ın seks odağında loş bir bakış açısı vardı.

Bir yazısında şöyle söylüyor: Cinsel dürtü sevilen insanı arzunun bir nesnesi yapar. Arzu durulunca bir insan suyu çekilmiş limon gibi kalır. İnsanın kendi doğasının yaptığı bir bozulmadır bu.

Kant şimdi yaşasa Donal Trump’ın nasıl bir bozulma olduğunu söylerdi: güzellik yarışmaları sponsorluğundan, gündelik hayattaki seksizmine ve tacizlerine.

Kant Trump’ın iklim değişikliği konularındaki yırtıcılığını buna bağlayarak açıklayan Michael Moore ile iyi anlaşırdı.

Kadınlara yönelik cinsel şiddet ve çevre düşmanlığı Kant’ın ‘insanlığa karşı işlenen suçlar’ olarak tanımladığı aynı gayrı ahlaki oyunun parçaları.

Ahlaki olarak Kant her hareketin önemini evrensel alandaki önemi üzerinden tanımlar, Trump’ın ise neredeyse bütün davranışları ahlakdışı.

Etiği davranışlarına bir rehber aldığına dair en ufak bir kanıt yok.

Reenkarne olan Kant, Trump’ın ve benzerlerinin işgal ettiği dünyada yaşamayı sorgulardı.

Hatta belki Kant intiharı ahlaki olarak reddeden bir düşünür olarak Trump çağı için bunun tersini bile düşünürdü.

Platon: Oligarşiden doğan demokrasinin faşizme evrimi

Platon, oligarşi yöneticilerinin güçlerini etkince kullanamamaları durumunda servete gereğinden fazla değer veren toplumların başına ne geleceğiyle ilgili uyarıyı ‘Diyaloglar’ında yaptığını bize hatırlatmak için araya giriyor.

İnsanlar, sistemi önce demokrasiyle değiştireceklerdir, fakat demokrasiyi bozmak pahasına istekli bir biçimde özgürlüğün peşinde koşan insanlar, arzularına oynayan birini seçecek, sonuç avam idaresi ve/ya tiranlık olacaktır.

Plato

Platon buna kanıt olarak ise “Amerika’yı tekrar harika yap” kavramını, çekilen duvarları ve yabancı düşmanlığını gösterecektir.

Diktatörlük akılsız popülizmden doğduğundan ötürü de Platon, bizleri Trump (veya Trump sonrası) faşizmin uzakta olmayan bir ihtimal olduğu konusunda uyarıyor.

Trump’ın mükemmel oyunculuk yetenekleri hakkındaki biyografik ve psikolojik belgeler ise Platon’un merakını uyandırıyor.

Bir biyografi yazarının “Donald Trump, Donald Trump’ı oynuyor” dediğini, bir psikologun ise “Trump her daim rol yaptığının farkında görünüyor” gözleminde bulunduğunu biliyoruz.

Bu özellikleriyle Donald Trump, Platon’un sofist profiline uyuyor. Diyaloglarından biri olan ‘Sofist’te, Platon, sofistlerin ‘taklit edenlerin arasında yeri olduğunu’, onların gerçekten faziletli kişilerin ‘taklit etme sanatı’ alanında yetenekli olduklarını ve aynı zamanda kurnazlığını kullanarak agresif ve tükenmeyen yırtıcı davranış içerisinde bulunduklarını gözlemliyordu.

Platon’a göre sofistler baştan çıkarma ‘sanatında’ yetenekli, aynı zamanda sihirbaz ve illüzyonistler.

Kısacası Trump’ı oluşturan üç alan; yırtıcılık, baştan çıkarma ve illüzyon.

Platon, (Marcuse, Hume ve Kant ile temel noktalarda anlaşma içerisinde olarak) günümüzün elektronik Plato mağarası olan medya balonu içerisinde yer alan görüntüleri manipüle etme yeteneğine sahip becerikli bir sofist olduğu için seçimleri kazanmasını sağlayacak yeterince oy vereni baştan çıkaran Trump’ı, ‘Nihai Yırtıcı’ olarak görüyor.

Diğer filozoflar da tartışmaya katılıyor

Tabii ki Machiavelli ‘başarı yolunda her şey mübahtır’ anlayışı içerisinde etiği askıyı alan Trump’ı ruh eşi olarak görecektir.

Eski Ahit ise Trump’ın açıkça görülen Shopenhauer karamsarlığına ve kıyamet günü inancına (dindar evangelistlerin şaşırtıcı bir şekilde Trump’a destek vermesinin belki de nedeni) destek sağlıyor.

Aynı zamanda insanlık ve yaşama dair karamsar görüşleriyle Hobbes’te aradığını bulabilir Trump:

Politik yaşamda yer alan sorunların varlığı, toplumun, tek siyasi otorite olarak sorgulanamaz egemen iktidarı kabul etmesinin gerekliliğini göstermektedir.

Ancak belki de Trump hakkında gerçeğe en yakın öngörü Nietzsche’den geliyor olabilir.

Özellikle ‘kaybedenlere’ düşmanca yaklaşan Nietzsche, Trump’ın kibrini ve kendisini Süperman olarak görüşünü takdir ederdi.

İkisi de köle ahlakına karşı efendi ahlakını öne çıkartıyor.

Tanrı’nın ölümüyle her türlü evrensel bakış açısının ve nesnel hakikatin tutarlı anlayışının kaybı da gerçekleşiyor.

‘Tan Kızıllığı’nda ‘ahlaka karşı savaş’ açan Nietzsche, kendini ‘ahlaksız’ olarak tanımlıyordu.

İyinin ve Kötünün Ötesinde’ eserinde ise Trump, kötünün iyinin karşısında yer almadığına ilişkin görüşü için yeterli gerekçeyi bulabilir, eser, hümanizmi küçük görme anlayışını harekete geçirebilir.

Son olarak Nietzsche, ülkesini tekrar ‘harika’ yapmak isteyen Trump’daki üstinsan anlayışını, Amerikalı’nın üstünlüğü düşüncesini temellendirebilir.

Trump bu felsefe konularının ‘kazananlar’ için olduğu görüşüne katılır muhtemelen.

Hep beraber bütün filozoflar ve Trump, Trump’ın haftasonu kaçamaklarından bir tanesinde renkli bir parti düzenlerler.

Bu sırada da tarih, en kötü hatalarının yenilenmesini bekler.


Bu yazı Thomas White’ın Villamagazine’de yayınlanan Trump: Philosopher Mogul isimli makalesinden çevrilmiştir.