Ana SayfaYazı / AnalizBüşra ŞahinSusmayı öğreten öyküler: Susulacak Ne Çok Şey Var Aramızda

Susmayı öğreten öyküler: Susulacak Ne Çok Şey Var Aramızda


Büşra Şahin


Çok konuşmanın önemsendiği ve herkesin susmayı unuttuğu zamanlarda susmanın erdemini hatırlatan bir kitap geldi raflarımıza: Susulacak Ne Çok Şey Var Aramızda. Can Yayınları’ndan çıkan Ezgi Polat’ın kitabı on üç öyküden oluşuyor. Her bir öykü, susarak iletişim kuranların ve hatta susarak daha çok şey paylaşan insanların hikâyelerini anlatıyor. Başka bir deyişle; bu öykülerde susmak insan bağlarını derinleştiriyor.

Etrafındaki insanlardan ve seslerinden kaçmak isteyen insanlar aslında kendinden de kaçmak ister, kendinin yansımasını gördüğü insanlara katlanamama hâlidir bu diyebiliriz. Böyle zamanlarda konuşacak bir şey kalmamıştır artık. Konuşmak durumları daha da anlamsızlaştırmaktan başka bir şey değildir. Sarf edilen sözler, susulması gereken konuyu daha da kapatır ve boğar belki de. Polat’ın öykülerinde de kaçan, susmayı yeğleyen, konuşsa bile anlamsızlaşan karakterleri izlemek mümkün.

Ezgi Polat

Öykülerin genelinde ikili ve üçlü duygusal ilişkiler ağır basıyor. Yaşanmışlıkların sebep olduğu suskunluklarla kendi içlerine kapanan karakterlerin bunalımları anlatılıyor okura. Çoğu öykünün odak noktasında bulunan “deniz” önemli bir metafor işlevi görüyor. Deniz, uçsuz olma özelliği ile uzaklığı, uzamsal olarak karadan kaçışı ve bilinmezliği ifade eder. Derin olmasıyla çekicidir. Öykü karakterlerinin de denize yakın/denizin üstünde olması tesadüf değil. Kendinden veya çevresinden kaçmak isteyen karakter yüzünü denize dönüyor. Orada arıyor ne arıyorsa. Ne yaşanıyorsa orada yaşanıyor. Yıllar sonra hatırlanan anıları barındıran deniz suskunluğa sebep oluyor. Kendisi gibi: Deniz konuşmaz, suskunluğuyla anlatır hiddetini veya sakinliğini. Denize bürünen karakterler de tenlerindeki tuzla susmayı tercih ediyor.

Öylece boşlukta salındığımı hayal ediyorum. Üzerimden ne zaman bir dalga geçecek korkusu olmadan denizde sırtüstü serilip yattığımı. Hiçbir şey yapmadan ve düşünmeden durmayı. Hiç durduğumuz yok çünkü.

Susmayı tercih etmek bir kaçış olabilir, belki de daha sağlam bir iletişimin yolu olarak görülebilir; ancak bazı öykülerde şunu anlatmak istiyor Polat: Böyle boş laf edileceğine susulsa. Çünkü laf olsun diye konuşmak asıl meselenin üstünü daha çok kapatıyor ve iki kişi arasındaki uçurumun derinleşmesine yol açıyor. Konuşamayan veya konuşmamayı tercih eden karakterlerin düştüğü durum bu olabiliyor.

Kitabın en fark edilir eksikliği tekrara düşülmüş olmasıdır sanıyorum. Polat, kimi öykülerindeki duygusal ilişkileri aynı noktadan aktarmış, suskunlukların sebebi yaşanan üçlü aşk ilişkisinde verilmiş. İki erkek ve bir kadın (veya iki kadın ve bir erkek) olarak örülen duygusal ağlarda yara alan iki tarafın arasındaki suskunluk konu ediliyor. Bu tekrara düşme sadece karakterler düzeyinde kalmamış, öykünün izleğinde de görülebiliyor. Kullanılan teknik aynı: Zamanda sıçramalar yapmak, iki anlatı zamanı arasında gidip gelmek. Bu durum dikkatli okurlar için “ben bu öyküyü az önce de okumuştum” hissinin oluşmasına sebep olabilir. Gerek teknik gerekse konu açısından böyle tekrarlar hoş karşılanmayabilir. Ancak Polat duygulara dokunmayı iyi bilen bir yazar. Hepimizin hayatının içinden çekip çıkardığı öykülerde sağlam ilişkiler kurabilmiş ve bunu karakterleri susturarak yansıtabilmiş.

Sonuç niyetine

Kimi zaman susmanın daha önemli ve dolu olduğu hatta kimi zaman susmak gerektiği hepimizin malumu. Peki ne zaman susacağız? “Tabi ki acıların, ortak yaşanmışlıkların kelimelere ihtiyaç bırakmadığı o derin anlarda” diyorsanız, Susulacak Ne Çok Şey Var Aramızda size dokunacak metinler içeriyor.