Ana SayfaYazı / AnalizAkın OlgunBir panzer, bir vicdan, bir adalet – Akın Olgun

Bir panzer, bir vicdan, bir adalet – Akın Olgun


Akın Olgun


Devletiniz ne kadar da güçlü, çocukları eziyor.

Devletiniz öyle güçlü, öyle büyük ki, çocukları panzerlerin altına çekip, tekerlekleri altında canını çıkarıp, hızla uzaklaşıyor.

Devletiniz, o devletiniz, yoksul çocukların sahipsizliğini biliyor, akıtıyor kanını beton zeminin üzerine. Panzerin tekerlekleri yıkanıyor, panzer yıkanıyor, evraklar düzenleniyor, katiller kendi kendilerinin şahidi olup kuşanıyorlar yeniden devlet zırhını.

Devletinizin, “iş kazası” notuna bir çocuğun karalanmış ismi işleniyor.

Ölü bir çocuk nedir ki “iri” devletiniz için?

Sonradan görme zengin fırlamalığın karşısına dizilip, el pençe duran polisleriniz için, yoksul çocuklarını panzerlerle ezmek nedir ki? Kim sesini çıkarabilir ölüm eğlencenize, hangi yoksul çocuk sizi önüne dizip, hesap sorabilir ki, değil mi?

“Kahrolsun İnsan Hakları” diyerek, rap rap yürüyenlerin, bugün iktidar eliyle muratlarına ermiş bir cinayet sefahati içine girip, öldürdükleri çocukları panzerlere atıp, devletin ota yıkamasında temizlenerek, vatan kurtarmacılık bahsinde alacağı canın pususuna yeniden yatacak olmaları bir bilinmez değil elbet.

“Devletiniz katil” dendiğinde ayağa fırlayıp, canını alamadığını, canından bezdirmek için en öne koşanlar da öyle.

Tetikçiler öyle koşuyor, öyle yarışıyorlar ki dolanıyor ayakları birbirlerine. Derdest edilecek kelimelerin, sözlerin, cümlelerin sahibini pişman etmek için, sarılıyorlar diline iktidarın. Dişleri, çenesi olmak için yırtıyorlar ağızlarının kenarını kocaman.

Çeneleri hep düşük, ağızlarının hep açık olması bu yüzden.

“Kahramanlar”

“Vatan savunucuları”,

“Bayrağı göklere çekenler” diyerek, her cinayetin ardından manşete çekilen o derin imaj, “yıpratılmak istenen güzide teşkilatımız” sözlerinin arkasındaki o resmigeçit, sürüklüyor panzerin arkasından taze cesetleri.

Çocuklar kaçamaz ki panzerin önünden. Çocuklar yetişemez ki panzerlerin hızına. Çocukların ayakları, panzerin tekerleğinden büyük değildir ki ve çocuklar ezilmenin ne olduğunu hiç ama hiç bilmezler ki. Bir çizgi filmdir hayat ve çizgi filmlerde bir çocuk, bir arabayı nefesiyle üfleyerek durdurabilir, ya da sevdiği bir kahraman olup uçabilir gökyüzünde.

Velhasıl, tuhaf olan bu değil, tuhaf olan biz çok büyümüş bilmişlerin, devleti üfleyerek durdurmaya çalışmamızdır.

Ve, çocukların balya balya öldürülmesini milli tik ile karşılayıp, taziye açıklamaları çekenlerin, Çanakkale’de milletin birliğini ve beraberliğini toplamaya çağırarak, vicdanı ricat ettiren politikaların bir adalet getirmeyeceğini bilmemize rağmen, kandırılmaya gönüllü oluşumuzdur.

Siz öyle değil-miş-mış gibi yapmaya devam edin. İktidar da seçim propagandalarını, üst üste, birbirinin sırtına basa basa bayrak dikmeye çalışan yığınlar görüntüsünü, Çanakkale algısına çekiyordu. Birilerinin, birbirinin üstüne basa basa tırmanma hali, bugün yaşadığımız kötülüğün tam da kendisidir.

Milliyetçiliği milliyetçilikle, şovenizmi şovenizmle, sağcılığı sağcılıkla karşılayan o meymenetsizlik, kötülüğü bir elden alıp ötekisine vermek dışında bir şey sunmayacak bize.

O panzer, panzerler yine sokaklarda olacak, o panzer, panzerler ezecek yine çocukların yüreğini.

İçinde maskeli yüzler, ezdikleri çocukları atıp panzerin içine, devletin “sarıp, sarmalayan” gücüne sığınacaklar .

Aklı sıra, çocukların resmi dolaşmasın, içimiz cız etmesin, hızla unutulsun diye basacaklar ailelerin evini ve anne babalarının elinden alıp tüm hatıraları, yok edecekler.

Bir çocuğun resmi yoksa kendisi de hiç yok-muş, olma-mış, yaşama-mış gibi olacak ya, topluyorlar katlettikleri çocukların resimlerini, geriye kalan beş, on yaşlık hatıralarını.

Diyarbakır Newrozu’nda üstü çıplak bir genci, Kemal’i yani, arkasından vurup “elinde bıçak vardı” diyenlerin, en önce gazetecilerin fotoğraf makinalarına saldırmaları gibi.

Elinde orakla, Atatürk büstüne saldırılmasını seyredip “ağam, paşam” rica minnetiyle, göz muhabbetine aldıkları gerici yobaza gösterdikleri o hukuk, o muamele, ortaklaştıkları milliyetçi, İslamcı, ulusalcı mutabakatın tam da kendisi işte. (Cıvımadan, cıvıtmadan cevabı asla verilmeyen şey bu.)

Silahın namlusunu Kürde, devrimciye, yoksul çocuklara doğrultup, nasıl da tetiğe tereddütsüz basıyorlar değil mi?

Yerde, tarihin en bilindik şeyi pıhtılaşıyor, ezilenlerin kanı ve akan kanın yaşı, her geçen gün düşerek kundaktaki bebeye uzanıyor.

“Vicdan ve Adalet” bu yüzden sahicidir. Çünkü adalet ve vicdan bir toplumun gerçek harcıdır. Bunlar olmayınca olmuyor işte.

Adalet nöbeti tutanların etrafını, tel örgülerle, bariyerle çevirerek, sadece katılmak isteyenleri engellemiyor, aynı zamanda direnenlere “Hayvanat Bahçesi” muamelesi yaparak, seyirlik hale getirmenin yöntemini uyguluyorlar. Direnenlerin karşısında düştükleri acizlikleri, devletin pespayeliğini bir kez daha ele veriyor.

Koştur koştur kadraja girip, “ben de oradaydım” demek için poz verilecek bir popülaritesi yok belki bu eylemin, ama turnusol olan kocaman bir yüreği var, en iyi saklananı bile bulup çıkarıyor orta yere.

Devletiniz pek güçlü eziyor çocukları ama kaybolmuyor işte hiçbir hatıra, kaybolmuyor tarihe bırakılan hiçbir iz ve unutulmuyor yerde pıhtılaşan o kan.