Ana Sayfa1915'TEN BUGÜNE1915’ten BUGÜNE | Soykırımda yitirdiklerinin müziksel haritalandırmasını yapan Nare Karoyan

1915’ten BUGÜNE | Soykırımda yitirdiklerinin müziksel haritalandırmasını yapan Nare Karoyan

HABER MERKEZİ – Erivan’da büyüyen piyanist Nare Karoyan’ın çevresi her zaman güncel sanat (contemporary art) ve sayısız vinil plaklarla sarılıydı. Anlatımlarda farklı anlamların bir araya gelmesiyle yaratılan bu özel atmosfer ise onun için hala tükenmeyen bir enerji kaynağı. Sanatsal yeteneklerini bilemek için çıktığı bu yolculuk sırasında Karoyan; Pascal Devoyon, Pierre-Laurent Aimard, Peter Eicher, Anthony Spiri ve Gérard Buquet gibi eşsiz karakterle çalışma onuruna erişti. Ancak Boghos Nubar Paşa olmasa bunların hiçbiri mümkün olamazdı. Varlıklı bir Ermeni olan Boghos Nubar Paşa, Karoyan’ın yetim büyük büyükannesi ve büyük büyükbabasını Ermeni Soykırımı sırasında onları kurtaran Türklerden ve Kürtlerden aldı ve onlara yeni bir hayat sundu. Karoyan da ailesinin bu hikayesini kaleme aldı.


Nare Karoyan

Çeviri: Tolga Er


Bir çömlekçinin testiyi şekillendirdiği gibi ailemin hayatını şekillendirdi Boghos Nubar Paşa. Hikayeme o yüzden “Nubarashen” adını verdim; o adama şükran borçluyum.

Ailemin evindeki bodrum katında yer alan yatak odamın duvarı bir adet siyah beyaz fotoğrafla süslenmişti. Fransa’nın Valence kentinde 1927 yılında çekilen bu fotoğraf, büyük-büyükannem Altoun Antoyan ve büyük-büyükbabam Nazaret Karoyan’ın düğün fotoğrafı. Yeni evli çift dikkatle kameraya bakıyordu; ailelerinin büyük bir bölümünü kaybedeli daha çok olmamıştı. Atalarım nasıl insanlar mıydı? Hiç bilmiyorum. Onlarla hiç tanışmadım.

Şunu biliyorum ama; ailemin hikayesinin başladığı yer Elazığ Harput’ta yer alan Habusu köyü. Antoyanlar ve Karoyanlar komşularmış ve köydeki en büyük iki ailedenmişler. Katliamlar her iki aileyi kırıp geçirmiş, ancak Altoun ve Nazaret’in kaderleri diğerlerinden farklıymış. Ölümden zar zor kaçan bu iki çocuk, onları kilerde saklayan Kürtler ve Türkler tarafından kurtulmuş.

Ailedeki efsaneye göre bir süre sonra varlıklı bir Ermeni çıkagelmiş ve Türklerden ve Kürtlerden bu iki çocuğu para karşılığı alıp yetimhaneye vermiş. Bu adamın ismi Boghos Nubar Paşa imiş.

Altoun ve Nazaret sonraki birkaç seneyi çeşitli yetimhanelerde geçirmiş; önce Harput’taki Amerikan yetimhanesinde kalmışlar, sonra da Halep ve Beyrut’taki Ermeni yetimhanelerine geçmişler. Geçen yılların ardından ise daha huzurlu ve güvenli bir hayat arzuları onları bazı kararlar almaya zorlamış. Kaderleri bir kez daha, ikinci vatanı Fransa olan Boghos Nubar’a çakışmış. Yetim çocuklar Marsilya’ya yelken açan bir gemiye atlamışlar. O gemi Henri Verneuil’in filmindeki “Mayrig” ile aynı gemi miydi acaba? Hani Zakaryan ailesini Marsilya’ya götüren? Mümkün.

Fransa’daki Valence adındaki küçük bir kent büyükbabam Jirair ve erkek kardeşi Kevork’un doğum yeri olmuş. Fransız olmak kaderlerinde mi varmış bilmiyorum, ama anne ve babaları dışlanmayacakları, ana dillerinde konuşabilecekleri ve antik kültürün gururlu temsilcileri olacak çocuklar yetiştirebilecekleri bir vatan arzulamışlar.

Harput köy haritası

Sovyet Ermenistanı onların vatanı olmasa da Habusu’dan birçok komşularıyla beraber uzun bir yolculuğa çıkmaya karar vermişler Gemide dönen dedikodulara göre Ermenistan sosyalist bir ülke olduğu için İncil yasakmış; bu yüzden Karoyan ailesi İncil’i denize atmış. Meğer ailenin belgeleri de o kitabın içindeymiş.

Aile ve ailenin eski komşuları Erivan’ın dış mahallelerinden Nubaraşen’e yerleşmiş, bu mahalle ise ülkesine geri dönenler için Boghos Nubar tarafından yapılmış. Bu, onların “yeni gelen” statüsündeki başlangıçları olmuş. “Yeni mülteciler” beraberinde Anadolu geleneklerini de getirmiş; yemeği, büyük aile toplanmalarını ve hala günlük hayatta kullandıkları o kulağa hoş gelen dilin unsurlarını. Kısa bir süre sonra İkinci Dünya Savaşı başlamış ve Nazaret orduya çağrılmış. Bir sürenin ardından Nazaret “görev sırasında kayboldu” denmiş.

Kurtulanların sessizliği ile ilgili sık sık bir şeyler okudum veya dinledim. Geçmişin hadiselerinden bahsetmiyorlar; benim ailemde de öyleydi. Hikayelerse sadece bireylerin kaderleri hakkındadır. Eğer başkaları böyle konuşmaları yanlışlıkla duyacak olursa, kişi, genel olarak insanlık hakkında konuşuyormuş gibi görünür. Ancak hikayedeki asıl kahraman yaşamını yitireli çok oldu.

Bu bireylerden biri de Boghos Nubar. Nubar’ın, ailemi önce kurtarıp sonra onlara yeni bir ev ve hayat armağan ettiği gerçeği, onu ailenin azizi ve koruyucu meleği durumuna getiriyor. O; yaptıklarıyla bizlere ilham veren biri.

Nare Karoyan

Yıllar önce bir aydınlanma yaşadım; kendimi köklerimden fiziksel olarak ne kadar uzak tutmak istesem, köklerime karşı duyduğum merak o kadar arttı. Daha çok bildikçe, daha fazlasını öğrenmek istedim. Ancak uzakta yaşadığımdan (O dönem Almanya’da okuyordum), babamın aile tarihini inceleyip Nubareşen’deki ‘Boghos Noubar Contemporary Art Center’ı (Boghos Noubar Güncel Sanat Merkezi) kurduğunu bile fark etmemiştim.

Peter Balakyan, eserlerinden birinde hafızayı, eski bir halıya benzetiyor. Görüntülerin bir kısmı halının üzerinde ve berrak, başka bir kısmı da ipliklere bağlı. Üçünkü kısmı ise geçitler. Bu anlatım hafızamın ipliklerini ve geçitlerini savunmanın önemini açıklığa kavuşturdu. Aynı zamanda atalarımın yaşama arzusuna ve isimleri bizlerce bilinmeyen binlerce kişinin kendini düşünmeden yardım edişine duyduğum hayranlığı yoğunlaştırdı. Böylece gözlerimi minnetle geleceğe çevirdim.

Hafızadan bakmak

Sonuç olarak, konser programımın adını “Hafızadan Bakmak” (Gazing Through Memory) olarak koydum. Atalarımın düğünündeki fotoğraf gibi, bana dikkatle bakan şey hafıza. Hafızamın yolu aynı zamanda ailemin Anadolu’dan Suriye’ye ve Lübnana, sonra Fransa’ya, en sonunda da Sovyet Ermenistanı’na uzanan tarihinin yolu.

Sadece birkaç yıl önce Türk besteci Zeynep Gedizlioğlu ile Almanya’da karşılaştım. Çok iyi arkadaş olduk kısa sürede. Batı Almanya radyo istasyonu tarafından düzenlenen PEN-Exil etkinliğine katılmam için davetiye aldığımda, Zeynep, Türkiye’deki olayın teması üzerine benim için bir eser besteledi. Eserin ismi “Denge”ydi; iki halkın tarihi arasındaki sembolik denge eserin başlıca notalarını vurguluyordu. Doğu tınısıyla beraber “Denge”, beni büyülemişti.

Akrabalarımın Halep ve Lübnan’da olduğunu yeni öğrendim. Bu bilgi bana hiç huzur vermedi; ta ki hafızamdan yönelttiğim bakışları doğuya doğru çevirmemi sağlayan o doğu müziği eserini bulana kadar. Haftalarca süren arayışın ardından, Fransa’da yaşayan Lübnanlı bestekar Karim Haddad ile iletişime geçtim. Bana “47 lat. Nord, 3 long. Ouest.” isminde küçük bir eser verdi. Bestede, çağdaş yaklaşımına karşın, perküsyon aletleri yer alıyor ve o seslere Arap halk müziğinin (mugham) doğaçlama incelikleri eşlik ediyor. Haddad, Fransa’da yaşıyor ve bestenin ismi bir Fransa adasının coğrafi koordinatlarından geliyor. Bu, benim için ailemin tarihiyle sembolik bir bağdı.

Piyano için Suriye kökenli bir eser bulmak ise oldukça güçtü. Umutsuz bir şekilde son olarak Amerika’da yaşayan Suriyeli bestekar Kareem Roustom’a yazdım. Hemen cevap yazdı. Elinde hiç piyano bestesi olmadığını, ancak çalışmalarıma gerçekten katkı sağlamak istediğini ve kesinlikle benim için bir şey yazacağını söyledi. Roustom, büyükannesi hakkında da yazdı bana; büyükannesi Ermeni soykırımı yaşandığı sırada evinin girişinin önüne Ermeni mülteciler için yemek bırakırmış. Bu, beni çok etkiledi.

Sayed Darvish’in bir şarkısında yola çıkarak doğaçlanmış bir eserdi onun bana verdiği: “Oh people, leave to my sorrows” (Ah insanlar, beni kederime bırakın). Aileme giden başka bir bağdı bu: Mısırlı Darvish, Boghos Nubar’ın ‘güncel’ versiyonuydu.

Ailemin hikayesinin müziksel haritalandırmasına devam ettim. Fransa, on altıncı yüz yıl milli dansları içeren Suite Française serisinde sunuldu. Bu yaratı, batı sükuneti ve hafifliği ile melonkolik ve ciddi doğu programında özel bir yere sahip. Erivan’ın etkileyici, Shushi’nin cesur ve maskülen, Vagharshapat’ın melodik dansları, Willy Sargsyan tarafından ateşli ve şefkatli bir şekilde düzenlendi. Bu müziksel yolculuğu ise Haroutyun Delalyan, Gomidas’ın ruhunu hayatta tuttuğumuzu kanıtlayan “Dedicated to Komitas” (Gomidas’a ithafen) bestesiyle sonlandırdım.

Bugün bile üzerimize gölge düşüren, geçmiş dünyanın müziksel bir yansıması. Ermeni Soykırımından yüz yıl sonra, ailemin bastığı topraklarda onlarla yürümeyi diledim ben de… müziğimle.

“Hafızadan Bakmak” projesi derin bir minnetin ifadesi ve Boghos Nubar Paşa’nın anısına bir ithaf.


Kaynak: Aurora Prize