Ana Sayfa1915'TEN BUGÜNE1915’ten BUGÜNE | Tekirdağ’dan Bükreş’e, oradan Erivan’a: Bir aktrisin uzun yolculuğu

1915’ten BUGÜNE | Tekirdağ’dan Bükreş’e, oradan Erivan’a: Bir aktrisin uzun yolculuğu

HABER MERKEZİ – Varduhie Varderesyan, Ermenistan’da öne çıkan sinema ve tiyatro sanatçısıydı. Bir sürü oyun ve rolde yer almasının yanında, “Halkın Sanatçısı” titrinin de verildiği Varderesyan, 87 yaşında dahi sahneye çıkarak eski neslin sanatçılarının tek temsilcisi konumundaydı. Sanatçı, 24 kasım 2015 tarihinde hayata gözlerini yumdu.


Çeviri: Tolga Er


Üç kadın; kayıp ve yoksunlukla dolu üç kader. Varduhie Varderesyan’ın ailesinin uzun yolculuğu şöyleydi; Tekirdağ’dan Bükreş’e, oradan da Gümrü ve Erivan’a.

Varduhie sözlerine şöyle başlıyor:

Ermenistan’a döndüğüm için memnunum. Romanya’da kalmış olsaydım… Kim bilir? Acaba bir gün döner miydim? Başıma ne gelirdi? Bu zor hayat bana birçok şey öğretti. Mutluluğumu dışarıda aramıyorum; içeride arıyorum. Belki de bu yaşta yalnız kalmak istiyorumdur; çünkü kendimi gerçekleştiriyorum. Kendime iyi bakıyorum. Vatanım için de bu aynı. Tanık olduğumuz onca acı.. Elimizde olanı altını korur gibi korumalıyız; böylece sürgün yollarında hayatını kaybedenler cennette huzura kavuşabilir.

Varduhie, 14 yaşında Bükreş’teki Ermeni okulundan mezun olmuş. Ailesi eğitimine devam edebilmesi için yeterli paraya sahip değilmiş. Ermeni erkekler Bükreş’te ayakkabı tamir ederken, kadınlar ise ayakkabıların üstünü dikermiş. Varduhie’nin annesi, kızına dikişi öğretmesi için işinin ehli bir zanaatkar bulmuş.  Bu zanaatkarın geniş bir kitaplığı da varmış. Bu kitaplık Varduhie’nin dünyaya açılan kapısı olmuş. Daha önce tiyatroya adımını atmamış olan Varduhie, aktris olmaya karar vermiş.

Tekirdağ’dan Bükreş’e

Varduhie’nin babası Garabed Varteresyan, şiddetin geleceğini anlamış; kentini, Tekirdağ’ı terk ederek 1912 yılında Romanya’ya geçmiş. Garabed’in babası Varteres Varteresyan, kunduracıymış. Zanaatinin inceliklerini ailenin tek çocuğu olan oğluna öğretmiş.

Garabed Romanya’ya geldiğinde babası yaşamını çoktan yitirmiş. 54 yaşında ve bekar olan Garabed, kendine uygun bir eş bulmak için annesiyle İstanbul’a gitmiş. Burada İstanbullu Aghavni Momdjyan ile tanışmış. Garabed gibi tek çocuk olan Aghavni, babasını kaybedeli uzun zaman olmuş. Annesi Mariam Momdjyan ile yaşıyor, terzi olarak çalışıyormuş.

Annem kaprisliydi; ancak babamdan gerçekten hoşlanmış. Tanıştığı bu yakışıklı erkekten dolayı İstanbul’dan ayrılmayı ve annesini de alarak onunla beraber Romanya’da yaşamaya başlamayı kabul etmiş.

Garabed ve Aghavni’nin anneleri çocuklarıyla tek çatı altında yaşamış.

Çiftin iki çocuğu olmuş. Oğullarının ismi Varteres, kızlarının ismi Armenuhie imiş. Varteres daha 12 yaşındayken bir kemik hastalığına yakalanmış. Aile, bakımı için varını yoğunu satsa da bu yeterli olmamış; Varteres yaşamını yitirmiş. Bu sırada Garabed altmış sekiz, Aghavni ise kırk üç yaşındaymış. Ailenin bu kaybı ve yoksulluğu çiftin hayatında birçok zorluğa neden olmuş. Oğlunu kaybedişini kabullenmeyen ve iradeli bir kadın olan Aghavni, bir erkek çocuk daha yapmaya karar vermiş. Garabed ise eşinin doğurma yaşını geçmesinden ve başka bir çocuğu karşılayabilecek maddi duruma sahip olmamalarından ötürü, onun bu karardan vazgeçmesi için çabalamış:

Annem, yaşamını yitiren oğlunun yerine başka bir erkek çocuk istediğini söyleyerek bu çabalara direnmiş. Hamileliği sırasında annem aydınlatıcı bir rüya görmüş; rüyada ölü kardeşim ona Bakire Meryem’in görüntüsünü getirmiş. Annem, böylece kız çocuğu sahibi olacağını anlamış ve umutsuzluğa kapılmış. Dileği erkek çocuğuna sahip olmakmış. Ben, 19 Mart 1928 tarhinde Moldova’nın Focşani şehrinde doğdum. Annemler iş için o sıralar oradaymış.

Aghavni, ailenin vaftiz babasına kızın Varduhie ismiyle baptiz edilmesini istemiş; böylece kaybettiği çocuğu Varteres’in ismini andırıyor olacakmış:

Annem bana her zaman erkek kardeşimden gelen bir hediye olduğumu söylerdi.

Babası Garabed öldüğünde, Varduhie daha altı aylıkmış. Ailede sadece kadınlar almış; Garabed’in ve Aghavni’nin anneleri, Aghavni, Aghavni’nin kız kardeşi Armenuhie ve yeni doğan Varduhie. Varduhie altı yaşına geldiğinde ise Garabed’in annesi Bükreş’te hayatını kaybetmiş.

Varduhie, Eçmiyazin’deki Kutsal Anne Katedrali’ni andırması için inşa edilen Ermeni kilisesinin yanındaki yerel bir Ermeni okuluna gitmiş:

7 yıl süren Ermeni okulunda harika öğretmenlerim oldu. Kurulan ilk Ermenistan Cumhuriyeti’nin çöküşü sonrası, Avrupa’da eğitim görmüş üst düzey Ermeni yetkililer çeşitli ülkelere dağıldı; bazıları da Romanya’ya geldi. Rumence bilmedikleri için de Ermeni okulunda öğretmenlik yapmaya başladılar. Hayatımdaki en önemli rastlantılardan biri; katolik Vasken I’nin öğretmenim olmasıydı. Romanya’da doğmuş zeki bir Ermeni olan bu adam, 1938-39 yıllarında bize Romanya coğrafyası ve tarihi öğretti. Bugün bile onun muhteşem varlığı beni etkiler.

Siyah yas elbiseli kadınlar aralıklarla aileyi ziyaret eder, acı dolu fısıltalarla sürgün yollarında yaşadıklarından bahsedermiş:

Sürgünü unutmadılar. Hayatta kalmış olmalarına rağmen, o eziyeti akıllarından hiç çıkarmadılar.

Daha altı veya yedi yaşındayım ve o insanların çok önemli bir şeyi kaybettiklerini anlamıştım. Birinin, eskiden zengin olduklarını, altınlarıyla vagon kiralayabildiklerini ve evden çıkarmalar başladığı zamanlarda kaçabildiklerini anlatışı hala hatırımda. Önce İstanbul’a kaçmışlar, sonra da Romanya’ya. Geçenlerde, Varujan Vardanyan’ın “The Book of Whispers” (Fısıltıların Kitabı) kitabını okudum ve bizim eve gelen o kadınların niye fısıltılarla konuştuğunu anladım. Neden öyle konuşurlarmış biliyor musun? O alışkanlığı Türkiye’de edinmişler. Orada onları tehdit eden tehlikeleri hissettiklerinden öyle konuşurlarmış.

Aghavni Momdijyan, Gomitas’ın İstanbul’daki Ermeni kilisesinde şarkı söyleyişini görmüş ve hiç unutamamış:

Annem, hayranlıkla ve şaşkınla bana şöyle derdi: “Varduhie, Gomitas’ın gırtlağından aynı anda ortaya çıkan o dört sesi duyuyor musun?

‘Oradaki koşulları önceden bilsem de giderdim’

Sovyet dönemi Ermenistan’daki iyi koşulları duymalarının ardından Ermenistan kapılarının 1946 yılında açılmasıyla, Varduhie, annesini ve kız kardeşini oraya taşınmaya ikna etmiş.

Varduhie’nin aktris olmayı düşünecek zamanı kalmamış. Gündüz çalışıyor, geceleri ise Doğu Ermenice öğrenmek için dersler alıyormuş. Annesi bir dikişi fabrikasında işçiymiş. Yöneticisi, karaborsada satıp yiyecek alabilmeleri için bazen onlara kumaş verirmiş.

Ermenistan’a gitmek için Romanya’dan ayrıldığımızda 18 yaşındaydım. Beni ve annemi Nubaraşen’e götürdüler. Kız kardeşim ve kocası kunduracı Krikot, Gümrü’ye yerleşti. Benim sert mizacım zorlu bir hayatın sonucu. Büyük Vatanseverlik Savaşı sırasında Romanya’daydık ve yoksunluk çektik. Sovyetlerdeki Ermenistan hakkında bize efsanevi hikayeler anlattılar ve biz de oranın mucizeler ülkesi olduğuna inararak orada iyi hayatlar yaşayacağımızı düşündük. Ancak oradaki korkunç koşulları önceden biliyor olsam da yine de gitmek isterdim. Bizden önce 1932-1934 yıllarında da ülkeye geri dönüşler yaşanmıştı. Biz yarı zaman açlık çekiyorduk. Evlerinde kaldığımız Nubaraşenli komşularımız, bizden önce ülkeye dönenlerdendi. Onlar da çok büyük zorluklar yaşadılar. Buğday kaynatır, bize yemek olarak verirlerdi. Annem ve ben yarı aç bir şekilde altı ay öyle hayatta kaldık. Ablam bizi sonra Gümrü’ye getirdi.

Gümrü, ‘kapalı’ bir şehirdi; burada ikamet kaydı neredeyse imkansızdı:

Ablam kocasıyla ve çocuğuyla beraber dokuz metre karelik bir dairede yaşıyordu. Ablam belediyeye gitti ve Gyodakyan isminde bir yetkiliye bizim Gümrü’ye gitmemiz için yakardı. Biz de gittik; hepimiz o küçük evde yaşadık.

Hayat yavaş yavaş normale dönmeye başlamış ve 1947 yılında Jan Eloyan’ın da tavsiyesiyle, Varduhie, Gümrü Drama Tiyatrosu (Leninakan Dramatic Theater) gözetimindeki stüdyoda düzenlenen atölyelere katılmaya başlamış ve burada sahne almış. 1958 yılında ise Erivan’a taşınıp Gabriel Sundukyan Devlet Akademi Tiyatrosu’nda o şanlı kariyerine ilk adımı atmış:

Misafirlerimizi ender görülen bir şekilde karşılıyorduk. Tüm misafirlere ‘pari yegar’ (hoş geldin) diyorduk, onlar ise karşılık olarak ‘pari desank’ (hoş bulduk) diyordu. Bu oyunda bir ritüel değil; uzak bir geçmişte önemli bir yerden gelmiş değerli bir şeyin insanları birleştirmesiydi. Annem şöyle derdi, ‘Buraya bak Varduhie, senin aşağındaki insana bak, yukarıdakine değil.’

Varduhie’nin, annesiyle ilgili anımsadığı o günlerden ise geriye kalan bir pişmanlığı var; o da annesinin en azından bir kere de olsa gitmesini istediği İstanbul’a hiç gidememesi.


Kaynak: Aurora Prize