Ana SayfaManşetBurası Türk toprağı, eyvallah

Burası Türk toprağı, eyvallah


Vartan Estukyan


 

Burası Türk toprağı.

Böyle bağırıyordu Hatun Tuğluk’un cenazesine saldıranlar. Bununla da yetinmiyor, önce, “Alevi mezarı istemiyoruz” diyor, ardından da ekliyorlardı: “Burası Ermeni toprağı değil.” Malum olay Ankara’da vuku buldu, hepiniz haberlerde okudunuz. Bu vahşeti tekrar hatırlatıp da mide bulandırmaya lüzum yok. Bu yazı, olayın ardından farklı kesimlerden sıkça sorulan “Biz ne zaman bu hale geldik?” sorusuna istinaden yazılıyor. Bir cevap niteliği taşıyor mu? Belki evet, belki hayır. Önce Ankara’daki Ermeni geçmişiyle başlayalım.

Burası Türk toprağı, eyvallah. Ülke nüfusunun 10’da dokuzunun aynı görüşte olduğu bu cümle, son olarak Ankara’da kuruldu. Bu yüzden Ankara’yı baz almakta fayda var. Hrant Dink Vakfı Yayınları tarafından hazırlanan ‘Sessizliğin Sesi III-Ankaralı Ermeniler Konuşuyor’ başlıklı kitap, önemli bir kaynak. Kitabın önsözünde, soykırım tarihçisi Raymond Kévorkian şöyle diyor: “Birinci Dünya Savaşı’nın arifesinde Ankara sancağındaki 28 bin 858 kişilik Ermeni nüfusun yarısı vilayetin yönetim merkezi olan Ankara’da ikamet etmekteydi. Ankara’daki cemaatin ayırt edici özelliği Katolik mezhebine mensup olanların oranıydı: 1914’teki sayıma göre şehirdeki 11.246 kişilik Ermeni nüfusun yüzde 70’ine tekabül ediyordu.” Bugün sayıları binleri, hatta yüzleri bulmasa da Ankara’da bir Ermeni nüfusundan bahsetmek halen mümkün. Ankara, İstanbul dışında bir Ermeni cemaatinin varlığını halen sürdürdüğü nadir şehirlerden. Bu yüzden de ayrı bir öneme sahip. Ama burası Türk toprağı, eyvallah.

Peki, biz ne zaman bir cenazenin defnedilmesine izin vermeyen, bu da yetmezmiş gibi mezarından çıkarılmasına vesile olduğumuz bir toplum haline geldik? “Biz ne zaman böyle bir toplum değildik?” şeklinde bir kontrayla, soruya soruyla cevap vermeliyiz belki de. Bundan 100 veya 70 yıl öncesine gitmeye gerek yok. Gideceğiz, ama ilk olarak çok daha yakın tarihlerden bahsetmek istiyorum. Ahmet Kaya bugün Serdar Ortaç tarafından dahi saygıyla anılırken, öldüğü vakit cenazesi Türkiye’ye getirilseydi nasıl bir karşılık bulacaktı, az çok tahmin edebiliyorsunuz. Bu bilinen bir örnekti, gelin, daha az bilinen bir örneğe, Aram Tigran’a gidelim. Aslen Diyarbakırlı olan ve soykırımdan kurtulan bir ailenin çocuğu olarak, bugün can çekişen Suriye’nin Qamişlo şehrinde doğan Tigran, 2009’da Yunanistan’da hayatını kaybetti. Ailesi, Tigran’ın mezarını Diyarbakır’a getirmek istedi ancak Tigran’ın Kürtçe müzik yapıyor oluşu, Ermeni doğuşu, devletin, ata toprağına gömülmesine engel olması için yeterliydi. Devletin bu kararı üzerine Tigran, Brüksel’de toprağa verildi. Vefatının ardından, dönemin Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, Yunanistan’da yaşamını yitiren ve vasiyet ettiği Diyarbakır’da toprağa verilmesine Türk vatandaşı olmadığı gerekçesiyle izin verilmeyen Aram Tigran’ın Brüksel’deki mezarına Diyarbakır’dan toprak götürdü. Bu toplum, bu cümlenin ağırlığını kaldırabilecek bir seviyeye hiçbir zaman erişemedi, kısa vadede erişmesi de hiç mümkün gözükmüyor. Bu ikisi, yakın tarihimizde yaşanan en basit örnekler. Son örneği, 1915’e bulaşmadan, 6 Eylül 1955’ten vereceğim. 7 Eylül 1955 günü, dönemin Ekümenik Patrikhanesi fotoğrafçısı Dimitrios Kalumenos, çektiği fotoğraflarla vahşetin ardındakileri bize gösteriyor. Yaklaşık 1.500 fotoğraflık arşiv, halen Atina’da yaşayan, Dimitrios Kalumenos’un kızı Marina Kalumenos’un evinde bulunuyor. Görüntülerin 400’ü, 1966’da Kalumenos tarafından Yunanistan’da kitap haline getirilirken, bu kitap, dönemin Bakanlar Kurulu’nun kararıyla Türkiye’de yasaklandı. Gazeteci Serdar Korucu, 2015’te kitabın bir bölümünü Türkçe yayımladı. Kitapta verilen bilgilerden biri, 6 Eylül 1955 günü, Ekümenik Patriklerin mezarlarının bulunduğu Balıklı Rum Mezarlığı’nın yağmalanması. Korucu, saldırganların, neyin nerede olduğunu bildiğini yazıyor. Bunun yanı sıra,  aynı olay sırasında ölen birçok gayrimüslimin altın dişlerinin, boynundaki kolyelerin, bileklerindeki bileziklerin, parmaklarındaki yüzüklerin çalındığı da hepimizin malumu. Peki, yeniden soralım: Biz ne zaman bu hale geldik? Kimine göre hiç gelmedik, kimine göre dün geldik, bana göreyse tarih boyunca hiç başka bir halde değildik.

Dolayısıyla burası Türk toprağı, biliyoruz. Tarihten bugüne bunu her fırsatta yüzümüze tokat gibi çarpıyorsunuz, eyvallah. Tebrikler, bu gurur hepinizin.


Bitmeyen ırkçılık: Dün Rum’un bugün Kürt’ün mezarına saldırı