Ana SayfaÖzelReferandum ve ötesi: Ulusal birlik için fırsata çevrilebilecek bir ‘kriz’ – Özcan Kırbıyık

Referandum ve ötesi: Ulusal birlik için fırsata çevrilebilecek bir ‘kriz’ – Özcan Kırbıyık


Özcan Kırbıyık


İçerde ve dışarda –bilhassa Batı dünyası nazarında- meşruiyet krizleri yaşayan AKP ve Erdoğan ile Türkiye kolonisine çevirme arzusuna giriştiği Güney Kürdistan siyaseti arasında referandum “vesilesi” ile çelişkilerin ve kırılmaların yaşanıyor olması Kürt ulusal birlikteliği açısından hayra alamet olarak görülebilir.

AKP ve Erdoğan’ın, MHP ve diğer envai çeşit milliyetçi ve ırkçı kesimlerle giriştiği aleni ortaklıklarla, KDP ile yaptığı “stratejik ortaklığın” (KDP’li yöneticilerin son dönemde AKP ile yaşadıkları krizin ardından “hayal kırıklıklarını” dile getirmek için kullandıkları söylem) aynı anda sürdürülebilir olduğunu söylemek mümkün değil. Dolayısıyla AKP ve KDP arasında çıkan krizin orta ve uzun vadede Kürt ulusal birlikteliği için bir fırsat olacağı aşikardır. Gelinen noktada, AKP’nin hali hazırda milliyetçi ve ulusalcı kesimlerle yaptığı ortaklığın devamı ve salahiyeti açısından KDP ile olan ilişkilerini değiştirdiğini/dönüştürdüğünü görmekteyiz. Görünen o ki, AKP’nin bundan dönmek gibi bir niyetinin/şansının olduğunu söylemek pek mümkün değil.

KDP-AKP krizinin diğer bir “hikmeti” ise, AKP hükümetinin Türkiye içinde uyguladığı bütün anti-Kürt politikaları KDP ile olan “iyi ilişkilerine” işaret ederek “ben Kürtlerin haklarına değil, PKK’ye karşıyım” diyerek meşrulaştırma hamleleri kamuoyunca net bir şekilde görünür kılmış oldu. Yani AKP, bir taraftan KDP ile ekonomik ve siyasi ilişkiler yürütürken, bir diğer tarafından da devletin bütün şiddet aygıtları ile “içerdeki/Türkiye’deki” Kürtleri ve Kürt siyasetini ezmeye çalışması ve bu duruma itiraz eden kamuoyuna dönük olarak “benim derdim Kürtlerle değil, PKK ile…” argümanı yoluyla KDP’yi Türkiye’deki Kürtlerin maruz kaldığı hak ihlallerinin meşrulaştırılmasına -dolaylı bir şekilde- “alet etme” fırsatını yitirmiş olacaktır. Ve KDP de bu “günahtan” uzaklaşma fırsatı bulmuş olacaktır.

Bu yönüyle, referandum kararının ardından çıkan bu “verimli kriz” durumu, AKP ve Erdoğan’ın sıkıştığı zamanlarda başvurduğu ve benzeri siyasi krizlerin ötesinde, Kürt ulusal bilinci açısından önemli bir fırsat teşkil ettiği görülmelidir. Ama bunu hakkıyla işleyecek bir Kürt medyasının var olduğunu söylemek pek mümkün değil.

Türkiye siyasi tarihinde hegemonya krizi yaşayan ve son demlerine giren her iktidarın son sığınağı Kürt karşıtı politikalar üreterek iktidarını sürdürebilir kılmak olmuştur. Zira ülkede iktidar olan her siyasi egemen bilir ki; ekonomik, siyasi veya sosyal alanlarda meydana gelen krizleri gözden ırak tutmanın en kolay, en az masraflı ve en garanti yolu anti-Kürt politikaları üretmekten geçmektedir. Çünkü anti-Kürtlük üzerine inşa edilmiş her siyasetin Türk toplumunda kabul görme şansı her zaman çok yüksektir. Esas olarak AKP’nin Güney’deki referandumu bahane edip Meclis’ten savaş tezkeresi çıkarmasının özeti de burada saklıdır.

AKP, sadece MHP ve diğer milliyetçi kesimlerle yaptığı örtük koalisyonun bir sonucu olarak değil, yaşadığı çeşitli krizlerin gözden ırak tutulmasını sağlamak için de Güney Kürdistan’daki referandumu bir fırsata çevirme arzusu içinde. Bu sebeplerden ötürü, AKP ve KDP arasında referandum kararı  sonrası meydana gelen kriz pek de şaşırtıcı bir gelişme olarak karşılanmamakla beraber, MHP-AKP-BBP vs. ortaklığının kalıcı ve uzun vadeli olduğunun bir diğer ispatı olarak görmeyi mümkün kılıyor.

Güney Kürdistan referandumu açık bir şekilde yine gösterdi ki; Türk devletinin geleneksel egemenlik anlayışının sadece bir yerde kümelenmiş olan Kürt siyasetçilerini değil, bir bütün olarak Kürt siyasetlerinin tümünü hedef kabul ediyor olmasıdır. Ve yine Türk devletinin egemenlik anlayışı, kendi egemenliğinin biricik koşulu olarak Kürt siyasetlerinin yok edilebilir olduğuna dair inancına sarılmıştır.

KDP’nin, Türk devleti ile karşı karşıya gelmemek için son aylarda yapılan ulusal kongre çalışmalarına katılmaktan imtina ettiği biliniyor. Bu yönüyle, AKP’nin kesin ve devletin bütün şiddet aygıtlarıyla bir şekilde karşı olduğu referandum, Kürt siyasetleri arasındaki çelişkiler nedeniyle gerçekleş(e)meyen Kürt ulusal kongresinin yapılması açısından ciddi bir fırsat ve çağrıya dönüştürülebilir. Bu da ancak “ulusal” siyasetin bir bütün olarak tüm Kürt coğrafyasının ortak özgürlük tahayyülünün inşasıyla mümkün kılınabilir.