Ana SayfaYazarlarAbdulmelik Ş. BekirSuriye rejiminin Fırat’ın doğusuna geçme haberleri ne anlama geliyor?

Suriye rejiminin Fırat’ın doğusuna geçme haberleri ne anlama geliyor?


Abdulmelik Ş. Bekir


Suriye savaşında Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) grupların dağılmasına ve ülke sathında Suriye Demokratik Güçleri (DSG) ile rejim güçlerinin alan kontrolünün derinleşmesine paralel olarak Fırat’ın doğusu ve batısının iki güç arasında üzerinde anlaştığı bir sınır olduğu algısı gelişti. Fırat iki güç arasında doğal bir sınır olmakla birlikte, bunun ABD-DSG ve Rusya-Suriye rejiminin üzerinde tartıştığı veya anlaştığı bir sınır olmadı hiçbir zaman. IŞİD’in güçlü olduğu dönemde zımni bir iş bölümü olarak gelişti ve IŞİD zinde olduğu sürece de devam etti bu doğal sınır. Hatta çoğu zaman iki güçte birbirlerinin IŞİD’e yönelik zayıflatıcı hamlelerini bekleyerek adım attı. DSG’nin 5 aşamalı yürüttüğü ve IŞİD’in başkenti Rakka’yı ablukaya almasıyla devam eden ‘Fırat’ın Gazabı’ hamlesini fırsat olarak değerlendiren rejim, Halep’in kuzeyi de dahil orta Suriye çöllerinin önemli bir bölümünü kontrol altına aldı.

Bu denge IŞİD’in Musul ve Rakka’da yenilgiye uğratılmasıyla son buldu. Dolayısıyla iki güç de savaşma gücü, iradesi ve kapasitesi kalmayan IŞİD’in elindeki son toprakları almak için elini olabildiğince hızlı tutmaya çalışıyor. Bu süreçte iki faktör rejime ciddi avantaj sağladı. Birincisi DSG’nin operasyon yürüttüğü alanın IŞİD’in gücünün önemli bir bölümünü topladığı ve ölümüne savaştığı kalesi Rakka olmasıydı. Savaşın şehir merkezinde olması DSG harcadığı efora denk alan kazanmasını engellerken, rejim yerleşim birimi olmayan ve çoğu terk edilen çöl bölgelerinde rahatlıkla ilerleyerek harcadığı eforun çok ötesinde alan kontrol etti. İkincisi ise, sahadaki pratik işleyişe paralel süren Astana süreci oldu. ÖSO gruplarının ‘çatışmasızlık bölgelerinde’ toplatılması ve savaşmadan peyderpey tasfiye edilmeleri, rejimin tüm gücünü Fırat nehri havzasına harcamasına olanak tanıdı. Bu iki faktör sonucunda rejim harcadığı enerjinin çok ötesinde bir alan kontrolü ve avantaj elde etti.

Hem sahadaki alan kontrolü hem de Astana’da sağladığı avantajlarla özgüven patlaması yaşayan rejimin tekrar eski Suriye’ye dönüş beklentisini tetikleme ihtimali oldukça yüksek. Esad’ın Medya Sorumlusu Busena Şaban’ın geçtiğimiz günlerde DSG’ye karşı savaşacakları ve uzun vadede eski Suriye’ye dönme düşüncelerinin olduğunu açıklaması bu algı ve beklentiye işarettir. Bunun diğer bir yansıması ise zengin petrol yataklarının bulunduğu Deyr ez Zor – El Bukemal gibi kentlerin bulunduğu Fırat havzasının ele geçirilmesi adeta DSG ile bir yarışa girmiş olmasıdır. Rusya’nın desteği, İran ve Türkiye’nin Kürt karşıtı politikasına güvenen rejimin herhangi bir bağlayıcılığı olmayan Fırat’ın batısı ve doğusu şeklindeki doğal sınırı geçmek istediği aşikardır. Özellikle Irak-Suriye arasındaki son bağlantı olması nedeniyle buraların ele geçirilmesi İran için hayati önemde. Kürtleri çevreleme açısından da Türkiye için önemli olan bu bölgenin kontrolünün sağlanması için rejimin Türkiye-İran tarafından teşvik edildiği de sır değil.

Burada sanırım kestirilmeyen husus DSG-ABD’nin nasıl bir tepki vereceğidir. Her ne kadar DSG-ABD, rejimin suyun doğu yakasına geçmesine izin vermeyeceklerini deklere etmiş olsa da, rejimin yakın dönemli bazı örneklerden güç aldığı anlaşılıyor. Zira benzer bir restleşme de Temmuz ortasında Suriye’nin güneyinde yaşandı. ABD-İngiltere ve İsrail tarafından El Bukemal’e uzanması amacıyla başlatılan operasyonun önü Suriye-Irak sınırında bulunan Tanaf kasabasının doğusunda kesildi. Dönem dönem karşılıklı restleşme ve çatışmalar olsa da Rusya ve İran’ın ısrarı ile ABD destekli operasyon akamete uğratıldı. Rejim ve destekçileri benzer bir ısrar ve emrivakinin Fırat’ın doğusunda da aynı sonucu vereceğini düşünmesi gayet anlaşılırdır. Bundan kaynaklı olacak ki rejim suyun ötesine geçmesine ilişkin medya üzerinden adeta bir savaş simülasyonu yaşanıyor. Günü birlik rejim güçlerinin suyu geçtiğine dair açıklamalar ve haberler ardı ardına geliyor. Böylece iki taraf da birbirinin tepkisini ölçüyor. Son olarak DSG noktasının vurulması ve ardından rejimin Fırat’ın doğusuna geçtiği açıklandı. Teyit edilmeyen haberlerin medya simülasyonun devamı olarak görülüyor. Peşrev gösterilerinin ardında önümüzdeki kısa sürede iki tarafın birbirini vurması gibi haberler gelebilir.

Bu haberle eş zamanlı rejimin Haseki ve Kamışlo’daki karargahlarını tahliye ettiğine dair söylentiler de yayıldı. Teyit edilmeyen Fırat’ın doğusuna geçme haberi ile rejimin karargahlarını tahliye etme bilgisi iki anlama geliyor. Birincisi, rejim ve destekçilerinin DSG-ABD ile uzun vadeli bir savaşı düşündüğü ve bu savaş sırasında güçlerinin DSG ablukasında olmasını istemediğidir. İkincisi ise Kürt bölgelerini peşinen gözden çıkarıldığı. Bilgiler doğru ise birinci şıkkın yani DSG ile uzun vadeli bir savaş ihtimali daha yüksektir.

Ancak sahadaki taktik adımlar çoğu zaman stratejik politikalarla uyuşmayabilir. Dolayısıyla mevcut gelişmeler rejimin yakaladığı havayı değerlendirerek gelecekte elini güçlendirecek pratik bazı hamleleri yapma cevvalliğinden de kaynaklanıyor olabilir. Zira Suriye denkleminin temel belirleyenleri olan Rusya ve ABD mevcut politikalarını değiştirmedikçe yapılan son hamleler Suriye denklemi ciddi anlamda değiştirmez. İki ülkenin bu anlamda politikalarını değiştirmesini gerektiren bir durum olmadığı gibi politikalarını değiştirdiklerine ya da değiştireceklerine dair bir emare de bulunmuyor. Mevcudu değiştirmek isteyen ikinci ya da üçüncü konumda olan İran, İsrail ve Türkiye’dir. Kendi lehlerine denklemde bazı değişim ve gelişmeleri sağlasalar da nihayetinde bu güçlerin talepleri arasında da bir dengeye ihtiyaç vardır. Başka bir ifade ile Türkiye ve İran, Kürt fobisinden dolayı eski Suriye’yi arzulasa da tabiri caizse eski çamlar bardak oldu. Yakın müttefiki Rusya dahil hiçbir güç İran’ın Ortadoğu’da bu düzeyde güç ve nüfuz sahibi olmasını istemez ve izin vermez.

İran’ın özel olarak Irak ve Suriye’de genelde de Ortadoğu’da dengelenmesinin yegane yolu artık Kürt kartıdır. Türkiye’nin daha önce bu anlamdaki rolü yedi yıllık savaşın sonucunda Kürtlere tahvil etmiştir. Bu minvalde Esad rejiminin hayal ettiği eski Suriye olmayacağı gibi Fırat’ın doğusundaki alanlarda denetim kurmasına müsaade edilmesi mümkün görünmüyor. Tekrar etmekte fayda var. Suriye’de su aktı ve mecrasını buldu. Bu mecrada IŞİD ve türevi örgütlerin çağımızda yerinin olmadığı. Bu güçler, ya kısa sürede eğitim, organizasyon ve lojistiğinde büyük emeği geçen Türkiye eliyle buharlaştırılacaklar ya da rejim tarafından bir şekliyle ortadan kaldırılacaklardır.

Neticede ise DSG ile Rejim arasında destekçilerinin refakatinde yürütülecek müzakere süreciyle Suriye’nin yeniden yapılandırılmasıdır. Gerisi koca bir teferruattan ibarettir.