Ana SayfaÇeviriTürkiye’nin Suriye’deki son umudu İran mı? – Gökcan Aydoğan

Türkiye’nin Suriye’deki son umudu İran mı? – Gökcan Aydoğan

HABER MERKEZİ – İran ve Türkiye’nin son dönemdeki ‘yakınlaşmalarına’ dair bir yazı kaleme alan Gökcan Aydoğan, Türkiye’nin Kürt karşıtlığının İran’ın bölgede güç kazanma planlarıyla uyuştuğunu söylüyor. Ancak Irak ve Suriye’de alınan pozisyonlara dikkat çeken Aydoğan, “Kandil’e yönelik bir operasyon, Kürt güçlerinin İran’ın Irak’taki planlarını engellemesinin önünü açabileceğinden ve de özellikle Suriye’deki entrikalarını tehlikeye atabileceğinden olası gözükmüyor” diyerek iki ülkenin ittifakındaki çıkmaza ya da ‘çatlağa’ işaret ediyor. Gökcan Aydoğan’ın The Region’daki bu makalesini Karınca için Tolga Er tercüme etti.


Gökcan Aydoğan

Çeviri: Tolga Er


IŞİD ve Hay’at Tahrir al-Sham (El Nusra) yenilgiye doğru ilerlerken, Suriye ve Irak’ta yeni denge kurma ve yeni diplomasi kanalları yaratma çabaları hız kazanıyor. Çoğu analist, IŞİD’in yenilgisinin an meselesi olduğuna inanıyor; IŞİD’e karşı savaşta, dahil olan yeni aktörlerle beraber toplumun derinlerinde yatan gerçek sorunlar kesin bir şekilde ortaya çıkıyor.

Sözde Körfez Krizi ile Katar, ambargo ile kontrol altına alındı. Peki, suçu neydi? Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Suudi Arabistan, Mısır ve Bahreyn’e göre radikal gruplara; Lübnan’daki Hizbullah’a, Hamas’a ve İran’a destek verilmesi. İran, Suudi Arabistan liderliğindeki ülkelerin Katar’a yaptığı bu baskının ardındaki nedenin bölgede kendi etkisinin sonunu getirmek amacıyla yapıldığının farkında.

İran’ı köşeye sıkıştırma stratejisi sadece diplomatik hamleler ve yaptırım tehditleriyle sınırlı kalmıyor; askeri harekatı da kapsıyor. Irak, Yemen, Lübnan, Bahreyn, Suriye ve Suudi Arabistan’ın Şii bölgelerinde, Körfez ülkeleri ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD) tarafından İran’ın bölgedeki etkisini kırmak için askeri ve diplomatik önlemler alınmaya başlandı. Buna karşılık kapalı kapılar ardında ABD ile birkaç toplantı yapan Suudi Arabistan, Suriye’deki cihatçı-selefi örgütlere desteğini sonlandırmaya zorlandı. Dolayısıyla, Suriye’de beklemekte olan sorunların neye benzediği bilinmiyor. ABD ve Avrupa Birliği’nin, İran’ın balistik füze programı geliştiriyor olabileceğine ilişkin raporların açıklanmasının ardından – bazıları haklı kaygılar iken diğerleri asılsızdı – İran’a uyguladığı yeni yaptırımlar, bölgedeki gerilimi sadece arttırmaya yol açtı.

Ancak Rusya ve ABD dahil olmak üzere, Suriye’deki sorunun içine daha fazla aktörün girmesiyle – ister Esad’ı yerinden etmek, ister onu korumak, ister IŞİD’e karşı savaşmak nedeniyle -, bölgedeki insanların geleceklerine yönelik arzularının, devletlerin arasındaki sorunlar tarafından gölgede bırakılacağı daha açık bir şekilde görünür oldu.

Irak’taki İran güçleri, desteklediği Kudüs Tugayı ve PMF milisleri aracılığıyla Musul’u ve Telafer’i ele geçirdi ve şimdi de Şengal yakınlarındaki Suriye sınırına doğru, muhtemelen Deyr ez Zor’da Essad’ın Suriye Arap Ordusu ile buluşmaya gidiyor. İkili, şu ana kadar Humus, Palmira ve Rakka’nın güneyinde kontrolü sağlamak için daha önce de beraber çalışmıştı. Şimdi bu aşamada, İran’ın ordu koridoru ve Tahran’dan Akdeniz’e ve Beyrut’a uzanan enerji hattı planları, böyle bir projeye uygun ve doğru diplomatik kanallar açılırsa olası görünüyor.

İran’ın etkisinin kapsamını artırması için yaptığı çabaların önünde ise bir engel yatıyor: Kürt güçleri. İran’ın planlarını tehdit eden iki engel var: Irak Kürdistan Bölgesel Yönetim’i tarafından yapılacak bağımsızlık referandumu ve Demokratik Suriye Güçleri’nin demokratik bir ulus yaratmak için yürüttüğü çaba.

Her ne kadar Kuzey Suriye ve Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin gelecek planları arasındaki yaklaşım farklı olsa da, ortak noktaları İran tarafından tehdit olarak görülmesi.

Ve bu yaşananlar İran ve Türkiye’yi gizli bir birlik oluşturmaya – belki de tarihi bir uzlaşmaya – zorladı. 1979 yılından beri ilk kez, İran Genelkurmay Başkanı Muhammed Hüseyin Bakiri bir dizi görüşme için Türkiye’ye geldi. Türkiye, Kürt sorunu ve Kürt gerilla güçlerinin nasıl bastırılacağı konularının masaya yatırıldığını söyledi.

Bu uzlaşma bir bakıma anlaşılır. İki ülkenin de Suriye iç savaşında muhalifleri finanse ettiği, desteklediği ve silahlandırdığı doğru olduğu gibi; bölgedeki amaçları itibariyle birbirlerinin tam karşısında yer alabileceği de doğru. Ancak benzer bir güdüye sahipler; Türkiye’nin Kürt karşıtı hassaslığı, İran’ın bölgede güç kazanma planlarıyla uyuşuyor. Türkiye’nin bağımsızlık referandumunu iptal etme ve Mezopotamya’daki Kandil ve Şengal’e, Levant’taki Afrin’e saldırma arzusu, Türkiye ile İran arasındaki ittifaka olanak sağlamış olabilir.

Türkiye, İdlib’de desteklediği güçler üzerindeki etkisini sürdürmek ve Fırat Kalkanı sırasında sahip olduğu toprakları elinde tutmak istiyor. Ancak bunu yapabilmesi için – özellikle de Türkiye’nin kontrolü altında olduğu bölgeler Kuzey Suriye’nin kantonları arasında sıkışmış olduğu düşünülürse – Kürt milisleri zayıflatmak amacıyla yeni cepheler açmaya çalışması gerekiyor. Bu yüzden; PJAK’a karşı yürütülen operasyonlar, Türkiye ve İran görüşmeleri sırasında basına yansımıştı.

Yine de İran ortak operasyon yapılmayacağını belirtti. Bu ret, ittifakın sonu olarak algılanmamalı; alınan bu karar sadece İran’ın bölgedeki “Kürt problemi” ile ilgili çözüme yönelik aldığı pozisyonu gösteriyor. İran, PJAK’a karşı düzenlediği operasyonların sıklığında artışa gidebilir, ancak bu sadece göstermelik olacaktır.

Kerkük, Erbil, Haseke, Kamışlı ve Halep’te alınan pozisyonlar göz önüne alınırsa; Kandil’e, yani “Kürt güçlerinin kalbine” yönelik bir operasyon, Kürt güçlerinin İran’ın Irak’taki planlarını engellemesinin önünü açabileceğinden ve de özellikle Suriye’deki entrikalarını tehlikeye atabileceğinden olası gözükmüyor. Bu nedenle, yapılan önemli görüşmelerin ardından bile görüşmelerden çıkan sonuç Türkiye ve İran’ın Kürt güçleriyle savaşmak için işbirliğine gidecek olmasının açıklanmasıydı ki; bu açıklamanın hemen ardından İran, PJAK ve PKK’ye yönelik ortak operasyonların yapılacağını reddetti. Kamuoyuna yapılan açıklamada iki tarafın anlaştıkları tek zemin, Irak’taki Kürt bağımsızlık referandurumunun iptali için yapılan çağrılara destek vermeleriydi.

Tüm aktörler arasındaki çekişmelerin düğümü ise hemen hemen kesin bir şekilde Suriye’deki Deyr ez Zor’un ele geçirilmesi sonrası çözülecek. Deyr ez Zor’un ardından ise bölgedeki çoğu askeri güç için sorunlu bir bölge olarak geriye sadece İdlib kalacak. Foreign Affairs Magazine’nin geçenlerde bildirdiği üzere; El Kaide bağlantılı Hay’at Tahrir Al-Sham İdlib’de hakimiyet kurmayı başardı ve “cihat kazandı”. Bu durum birçok sorun teşkil ediyor ve bu sorunlar yakın bir zamanda İdlib’e müdahaleyi zorunluluk haline getirebilir. Eğer bu kararı alan bölgesel güçler olursa, Erdoğan sırtını cihatçı örgütlere dönmek zorunda kalacak ve sonlandırılan Fırat Kalkanı operasyonunun ardından elde ettiği topraklara tutunmaya odaklanacaktır. Özgür Suriye Ordusu güçlerinin finanse edildiği ve Türk ordusunun da dahil olarak hem IŞİD’e hem de YPG’ye saldırıları içeren Fırat Kalkanı’nda sona gelindi. Ancak Türkiye’nin bölgedeki etkisi sürüyor.

Türkiye, Kuzey Suriye’deki YPG’nin IŞİD ile aynı ahlaki düzlemde olduğuna karar kıldı. Kuzey Suriye’deki Kürt güçlerini etkisizleştirmek için elinden gelen her şeyi yaptı. Hatta iddialara göre cihatçı örgütlere (bazı uzmanlar bu örgütler arasında IŞİD’in olduğunu söylüyor) yardımda bulundu, ancak bu durum Kürtlerin ve Demokratik Suriye Güçleri’nin hedeflerine ulaşması için yaptığı planları bozamadı. Türkiye’nin şimdi düşünmesi gereken ise Suriye’deki büyük kayıpları sonrası ne yapması gerektiği.


Kaynak: The Region