Ana SayfaManşetYerkürenin arka bahçelerinden kendi sözcükleriyle geçen bir kadın: Nilgün Marmara

Yerkürenin arka bahçelerinden kendi sözcükleriyle geçen bir kadın: Nilgün Marmara

‘Üç adımlık yerkürenin tüm arka bahçelerini gören kadın’ Nilgün Marmara. Hayatı boyunca adımladığı basamaklara sözcükleriyle bıraktı izini. Ne ‘gizdökümcü’ ne de ‘ikinci yenici’. Kendine yeni bir akım ve sözcük dünyası yaratarak kaleme aldı şiirlerini. İlkin kimselere göstermediği şiirleri bilhassa ölümünün ardından çoban yıldızı olup eşlik etti, ediyor dünyamıza. Dünyaya gelişinin anlam – anlamsızlığını sorgulamaktan korkmayan Nilgün, bekleme odasını terk ettiği güne dek biricik sözcüklerini döktü kağıda.

                          Burada daha ne kadar öleceğim?
Yeryüzüyle gökyüzünün aracısı olarak bulutu haraca
kestiğiniz yerde? Ben size alışamam.

Şair Nilgün Marmara daha sonra kendi iradesi ile ayrılacağı dünyaya 13 Şubat 1958’de geldi.

Çoğunlukla somutu imgeler dünyasıyla anlatan Nilgün Marmara, Boğaziçi Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde eğitim gördü.

Şairin, üniversite bitirme tezi hem hayata hem de şiire bakışının en belirgin göstergesi oldu.

Nilgün’ün kaleminden ‘ruh eşi’ Sylvia Plath

Marmara, tezinde sanki ruh eşi olan ve 29 yaşında intihar ederek hayatına son veren şair ve yazar Sylvia Plath’ı inceledi.

Marmara, tez konusuna ilişkin hassasiyetini şöyle anlatıyordu:

Umarım böylesine emsalsiz ve belirgin bir konuda, şiirlerini ölüm kavramını derinden algılayarak yazmış ve intiharında da sanatındaki kadar başarılı olmuş bir kadının analizini yapabilme konusunda başarısız olmam.

Nilgün Marmara – Sylvia Plath

Sylvia’nın şiirlerindeki kadınsal ögeleri de analiz eden Nilgün bu konudaki temanın “Ölüm, aşk, canlı olmanın ayrıntıları, küçük hisler, insan zihniyle dışsal gerçeklik arasındaki ilişkinin kadınsı bir duyarlılıkla ele alınışı” olduğu sonucuna vardı.

Kadınların şiirlerinde zamanı ve mekanı özel olarak algılamak istediğini söyleyen Marmara, Sylvia’nın şiirlerindeki ‘erkeklik’ olgusuna ilişkin şunları ifade etti:

Her ne kadar şiirlerinde kadınların kaderini modern uygarlığın kaderiyle kusursuzca birleştirse de, bunu kabullenmenin dehşetini algılayamaz ve Simone de Beauvoir’ın “Erkeğin asıl zaferi, kadının onu kendi kaderi olarak kabullenişidir” sözüyle belirttiği gerçeği aşmaya çalışmaz.

Marmara, tezinde Plath’in intiharını bir pasiflik örneği olarak değil, aktif bir eylemsellik içeren dış dünyaya karşı bir tepki olarak ele almış, şiirlerini Sylvia’nın ölüm tutkusunu göz önünde bulundurarak inceledi:

Kadınlara ikinci sınıflığı dayatan ve sarınmaları için, ıstırapla dokunmuş bir kumaştan başka bir şey sunmayan bir toplumun kurbanı olan Plath, uzlaşmayı reddeder ve uyumlu sosyal varlıkların çirkinliğine kaçınılmaz bir tepki olarak intiharı seçer.

Ve o, üniversiteden büyük bir hassasiyetle üzerinde çalıştığı “Sylvia Plath’ın İntiharı Bağlamında Şairliğinin Analizi” isimli teziyle gizdökümcü şiirin öncüsü Sylvia’ya selam ederek mezun oldu.

İlk şiiri ‘Şiir Atı’nda yayımlandı

Mezuniyetinin ardından bir süre yönetici sekreterliği yapan Nilgün Marmara, kısa süren yönetici sekreterliği döneminin ardından bir reklam şirketine metin yazarı olarak girdi. Fakat ilk gününde ondan bir cenaze ilanı yazması istenince aynı günün akşamı işten ayrıldı.

Daha sonra Bebek’teki Mısır Konsolosluğu’nda çalışmaya başlayan Nilgün, ilk haftasının ardından “Sinema günler başlıyor” diyerek buradan da ayrıldı.

Henüz öğrenciyken Kağan Önal ile evlenen Nilgün, arkadaşları ve yakın çevresi ile sık sık şiir üzerine konuşup tartışır. Ancak şiir yazdığını ilk etapta en yakınları dahil kimseye söylemedi.

Nilgün Marmara – Kağan Önal

Ece Ayhan ve Cemal Süreya ile yakın arkadaş olan Marmara, bir zaman sonra yazdığı şiirleri Cemal Süreya’ya göndermeye başlar ve birkaç şiiri ‘Şiir Atı Dergisi’nde yayımlanır.

Artık kendini tamamen şiire verir, eşi Kağan Önal’ın işi nedeniyle gittiği Libya’da şiirlerini daktiloya çekmeye başlar.

Kendi dili ve rengi olan bir kadın

Son dönemlerde popüler kültür yayınlarının yansıttığı Nilgün’e kanmadan okumak ve tanımak gerek onu.

Bir ‘hüzün kraliçesi’nden çok daha fazlası çünkü o. Kendi dili ve rengi olan bir kadın.

İçe dönük bir dilin hakim olduğu şiirleri dönemin ve şimdinin şairleri tarafından hiçbir akıma dahil edilemedi.

Kendine özgü ve biricikti Nilgün’ün şiiri ve ‘karalamalar’ dediği yazıları.

Dünyayla olan derdini yansıttığı şiirlerinde kullandığı kelimeler de kendine hastı: “ilençlemek”, “yetke”, “özgül”, “eskil”, “sağaltı”, “hüsnalık”, “yıldızkopum” gibi.

Dünyaya ‘bırakılmış’ olmanın yarattığı kırıklığı şiirlerinden ‘Düşü Ne Biliyorum’un dizelerinde sezdiriyor Nilgün:

Uyanıyorum küstah sözcüklerle:
Ey, iki adımlık yerküre
senin bütün arka bahçelerini
gördüm ben!

‘İntihar dünyada var olmanın bir başka yoludur’

Gördükleri karşısında duyduğu acı ile yalnız olduğunu imgelerle anlatan Nilgün, ‘yerleşik yabancılığın acısı’ kelimelerini kazandırdı şiiri ile.

Nilgün dünyadan kaçışını ve hayata ölümle meydan okumayı, Sylvia Plath üzerine kaleme aldığı tezinde, Sartre’den yaptığı alıntıyla anlatıyor:

Sartre’a göre ‘intihar dünyada var olmanın bir başka yoludur,’ çünkü kişi bir eylem olarak ölümü seçtiğinde kendi varlığının farkına vararak, varlığının tanımını hiçlikle yapar.

‘Çocukluğunun asma katında, ruhun ağrımazdı’

Şiirlerinde yarattığı yeni sözcüklerle sıradan dili kıran Nilgün, hayatının sonuna yaklaştığı dönemlerde ‘ölüm’ kavramına sıkça değindi.

Ayrıca çocukluğa özlem de şiirlerinde sıkça yer aldı bu dönem.

“Çocukluğunun asma katında, / Ruhun ağrımazdı, / yoktu ki ruhun…” ya da “Çocukluğun kendini saf bir biçimde akışa bırakması ne güzeldi. Yiten bu işte…” dizelerinde olduğu gibi.

Dünyadan gidişi ve bıraktıkları

Arka bahçelerini adımladığı dünyayı 13 Ekim 1987’de Kızltoprak’taki evinin 5. katından atlayarak terk etti.

Şiirleri ölümünün ardından ‘Daktiloya Çekilmiş Şiirler’ adıyla 1988 yılında yayınlandı. Kitapta 1977’den 1987’ye ölümünden yalnızca 1 ay öncesine dek yazmış olduğu şiirler yer aldı.

Daktiloya Çekilmiş Şiirler’inin ardından yazdığı notları Kırmızı Kahverengi Defter adıyla kitaplaştırıldı.

Ardından yıllar sonra Nilgün’ün günlükleri eksiksiz olarak ‘Defterler’ ismiyle yayımlandı.

Sonrasında ise şairin ‘Defterler’ine eşlik eden bir tomar kağıdın arasından seçilen yazıları ‘Kağıtlar’ ismiyle yayımlandı.

Eserde ‘Daktiloya Çekilmiş Şiirler’de yayımlanmış bazı şiirlerin ilk versiyonları ve daha önce hiçbir yerde yayımlanmamış ‘poeme enprose’lar, şiirler, bağımsız dizeler, dost mektupları yer alıyor.

Bekleme Odası’nda kalan bizlere ise kırıklığımıza kanat olacak bir avuç şiir bıraktı ve iyi ki yaşadı.

Nilgün Marmara’nın intihar etmeden önce eşine ithafen yazdığı mektup:

13 Ekim 1987
Salı

Sevgilim
Her gün kötücül bir düşü kurmak ve onu taşımak artık kılgıyı gerektiriyor. Sana böyle bir yük bırakmak istemezdim ama sen akıllı ve güçlüsün, çabuk unutursun.
Bu durumdan kimse kimseyi ya da kendini suçlu, sorumlu saymasın, çünkü suç yok. Yalnızca ırmağın akışına bir müdahele söz konusu!
Her anın niye’sini sorgulayan bir varlığın saygısızlığını yok etmek için kararlaştırılmış bir eylem bu! Çocukluğun kendini saf bir akışına bırakması ne güzeldi. Yiten bu işte! Bu tükenişle hiçbir yeni yaşama başlanamaz, bu nedenle tüm sevdiklerime elveda diyorum. Ben’i bağışlayın! Bunu en çok annemden, babamdan ve Kağan senden diliyorum. Dostlarımdan da!

Nilgün Marmara Önal
Seni hep sevdim Kağan!
Hoşçakalın!

P.S.1 Cenaze töreni istemiyorum, mümkünse yakınız lütfen!
P.S.2 Kuşlar ölünceye kadar iyi bakınız onlara
3 Sahneden çekilirken yaşamıma karışmış herkesi selamlıyorum
4 Kağan arzu ederse ileride, daktiloya çekilmiş şiirleri bastırabilirsin


Kaynaklar:

Daktiloya Çekilmiş Şiirler – Nilgün Marmara

Sylvia Plath’ın Şairliğinin İntiharı Bağlamında Analizi – Nilgün Marmara

Post Dergi ‘Üç adımlık yerküre: Nilgün Marmara ve şiir dünyası’ – Nilay Kaya