Ana Sayfa1915'TEN BUGÜNE1915’ten BUGÜNE | Ermeni bir filozof: ‘Gezgin öğretmen’ Mark Nişanyan’ın hikayesi

1915’ten BUGÜNE | Ermeni bir filozof: ‘Gezgin öğretmen’ Mark Nişanyan’ın hikayesi

HABER MERKEZİ – 1915’ten bugüne Ermeni portrelerinde bu hafta, birçok farklı ülkeyi gezerek Fransızca, İngilizce ve uzun süre sonra öğrendiği ana dili Ermenice ile edebiyat ve kültür dersleri veren filozof Mark Nişanyan var. İşte “gezgin öğretmen”in, duvar resmi sanatçısı babasının,  Türkler köyü bastığında ölmek için siyanür içse de hayatta kalan annesinin Kayseri’den Paris’e açılan hikayesi.


Çeviri: Ezgi Gül


Mark Nişanyan, 30 senedir okul dili olan Fransızca ile, uzun yıllar sonra öğrendiği anadili Ermenice ve ABD’de yetkin hale geldiği İngilizce ile yazan bir filozof. Alman çalışmalarına odaklansa da Paris, Viyana, Kudüs, Los Angeles, New York, Beyrut ve son olarak İstanbul’da Ermeni Dili ve Kültürü dersleri veren Nişanyan, kendisini “gezgin öğretmen” olarak tanımlıyor.

Felsefik öğretileri, Fransız düşünür Jacques Derrida’yı andıran Mark Nişanyan, 1995 ve 2007 yılları arasında New York’taki Columbia Üniversitesi’nde öğretmenlik yaptı. Bugün Nişanyan, 1980’de kurduğu, Ermeni Soykırımı’ndan kurtulan yazarların ilk elden deneyimlerini anlattıkları parçalara yer veren analitik felsefe dergisi GAM’da genel yayın yönetmeni. Nişanyan aynı zamanda Ermenice’deki çeviriler ve modern felsefe çalışmalarını içeren araştırma yazılarını da yayımlıyor.

Nişanyan’ın esaslarından biri, “hümanist felsefe”. En öne çıkan çalışmalarından biri olan  ve 2006’da yayımlanan “La Perversion historiographique”de (Historiyografik Sapkınlık) Nişanyan, Ermeni Soykırımı’nı inkar eden insanların tehlikeli yargılarını göz önüne serdi ve nihilist açıklamaları destekleyip anıları yok sayanları ‘tuzak’lar konusunda uyardı.

Mart 2016, Mark Nişanyan’ın Montreal’deki bir dersinden

Hayatta kalanların suçu

Nişanyan’ın babası Parseg 1900’de Caesarea, bugünkü Kayseri’de doğdu. Jenerasyonlar boyu Nişanyan ailesinden birçok mükemmel duvar resmi sanatçısı çıkmıştı. Efsane odur ki, Topkapı Sarayı’ndaki duvar resimlerini Parseg’in ataları yapmıştır.

1915’te, Parseg’in iki kardeşi, biri doktor biri de eczacı olarak Osmanlı ordusuna katıldı. Böylece aile sürgünden kurtularak Konya’ya yerleşti. Perseg’in kız kardeşi Zaruhi Hagop der Hagopian isimli İstanbullu bir Ermeni ile evlendi. Daha sonra Paris’te bir baskı atölyesi açan Hagopian, Fransa’nın başkentinde Ermeni enteljansı arasında ünlü oldu.

“Babam yeteneğini atalarından almıştı. 1920’de, 20 yaşındayken Fransa’ya gelip burada okumaya başladı, mimari çizimlere doğuştan yatkındı. Özel bir eğitimi olmadan kuzey Paris’te birçok bina dikmişti” diyor Nişanyan. “1957’de babam öldü, ben 11 yaşındayken. Annem ve büyük annem beni ve erkek kardeşimi büyüttüler”.

Nişanyan’ın büyük annesi Peruz Yepremyan Amasyalıydı. Yıllar boyu Mark, onun evlilik yüzüğünü parmağında taşıdı. “Büyükannem bana bu yüzüğü 1977’de vermişti, hastaneye gidiyordu, geri dönmeyeceğini bilerek. Yüzüğün üzerinde babasının ismi oyulu” diyor Nişanyan.

Peruz 1912’de Hovhannes Yepremyan ile evlendi. 1900 ile 1920 yılları arasında Hovhannes ABD’de yaşamıştı. 1915’te Merzevan’dan sürülen aile, Sivas’a gönderilmişti. “Büyük annemin Victoria isimli bir kız kardeşi varmış, fakat herkes ona Victor dermiş. Sürgünler sırasında henüz 16 yaşındaymış. O yıllarda çok rastlanan bir şey başına getirilmiş ve Victoria akrabaları tarafından ailenin güvenliği karşılığında kaymakama satılmış” de anlatıyor Nişanyan.

Ailesinin tarihindeki bu trajik bölüm, Nişanyanın’ın derin düşünceler içerisinde kaybolmasına neden oluyor; dehşeti yaşayan hayatta kalanların hissettiği suçluluğun dokunaklı bir dışavurumu.

“3 yıl Victoria istismara uğramış, kaymakamdan 2 çocuğu olmuş. Bütün bu zaman boyunca kız kardeşi ve ailenin diğer üyeleri inek ahırında yaşıyormuş. 1918’de savaş bitene kadar durum böyle sürmüş. Daha sonra annesi ile birlikte Victoria İstanbul’a kaçmış. Oradan ABD’ye gitmeyi başarmış ve tesadüfen Ermeni biri ile evlenmiş” diyor Nişanyan.

Nişanyan bu hikayeleri, tarih onları Atlantik’in iki kenarına itmişken büyükannesi ve kız kardeşinin birbirine gönderdiği mektuplardan öğreniyor. Peruz, Hovannes ve kızları Silvi Merzevan’a 1919’da dönerek oraya 2 yıl yaşıyor. “Temmuz 1921’de, büyük babam Topal Osman tarafından düzenlenen bir baskında öldürülüyor. Aslında hedef Yunanlarken, geçiş yolunda Ermenileri de öldürüyorlar” diyor Nişanyan.

“Askerler kadınları ve çocukları bir kiliseye kapatıp burada yakmayı planlıyorlar. Akrabaları anneme acı çekmeden ölebilsin diye siyanür kapsülü veriyorlar. Annem kapsülü yutuyor, fakat kilise alev almıyor. Ölmemesi için annemi 3 gün boyunca uyanık tutup gözlerini kapattırmıyorlar. Annemin anlattığı tek hikaye buydu” dedikten sonra sessizliğe gömülüyor Nişanyan.

Sonra devam ediyor. “O gün hayatı durdu. Büyümeyi bıraktı, hayatı boyunca küçük kaldı. Bir yıl daha aile Merzevan’dan çıkamadı. Sonunda 1922’de İstanbul’a gelip 1925’te de buradan büyükannemin en büyük kız kardeşinin yaşadığı Halep’e yerleştiler. Son durak da Fransa oldu”.

Aile fotoğrafı, Halep, 1925

Bir dil bir tarih

“Kitabımız yoktu. Onları halam ve eniştem der Hagopianlardan alıyorduk” diyor Nişanyan.

“Çalı sakallı” eski bir öğretmeninin kendisine Ermeniceden çok Ermeni tarihi anlattığını anımsayan Nişanyan, çocukların genelde okumayı öğrendiği yaşta Ermenice öğrenmeye başladı. Sonraları 20 yaşına gelince, Nişanyan Ermenice sözlüğü bir kez daha açtı. O zamanlar Nişanyan daha sonra Ermeni diasporasında usta temsilcileri olacak Avrupa Ermeni Çalışmaları Kurumu üyesiydi. “Öğrencilerin bazıları Orta Doğuluydu. Ermeniceyi çok güzel konuşuyorlardı, ben de neden denemeyeyim diye düşündüm. Onların yapabildiği gibi Ermenice yazabilmek 10 yılımı aldı” diyor.

Ortada Mark Nişanyan, solda Kirkor Beledyan ve Haroutin Kurkdjian, 1960’ların sonunda beraber Avrupa Ermeni Çalışmaları Kurumu’ndalardı. Paris, Eylül 2015

Diasporanın bir üyesi olarak, Nişanyan çalışmalarını yurtdışına açmayı planlamıştı fakat sonraları ana okuyucu kitlesinin Ermenistan’da olduğunu fark etti. Nişanyan’ın sonraki çalışması Erivan’da yayımlandı, bu çalışmada yer verdiği adı unutulmuş yazarlar, “başka bir kıyıdan yankılanan sesler” gibiydi.

Anavatana dönüş

2009’da Mark İstanbul Sabancı Üniversitesi’nin davetini kabul etti ve o zamandan beri özellikle Ermeni Edebiyatı dersleri vererek Soykırım tanıklıklarını paylaşıyor. “İstanbul’a ders ve seminerler vermek için gelme daveti aldığımda, bir kez daha düşünmedim” diyor bundan önce atalarının yaşadığı topraklara hiç ayak basmayan filozof.

Mark Nişanyan ve Vahe Ochagan

“Geçtiğimiz yıl hepsi Türk olan birçok harika öğrencim oldu. Onlara Ermeni Soykırımı ile ilgili dersler anlatmak zordu. Onlar kendi öğretmenlerinin ve ailelerinin gözleriyle bir şeyleri kavradıkları için gerçekleri kavramak zor geldi. Bu öğrencilerden çok etkilendim. Dersten sonra ofisime gelip şüphelerini ve hayallerini benimle konuşurlardı. Bu kadar reaksiyon beklemiyordum. Birçoğuyla hala görüşüyorum” diyor Nişanyan.

Türkiye’ye gelirken önyargıları olduğunu söyleyen Nişanyan şöyle diyor:

Burada sadece Türklerle tanışmadım, onların insanlığı ile de tanıştım. Benimle tanıştıktan sonra, onlar da içlerini tanıdılar.


Kaynak: Aurora Prize