Ana SayfaYazı / AnalizAkın OlgunBir açlık – Akın Olgun

Bir açlık – Akın Olgun


Akın Olgun


Bir açlık, Bir nefes, Bir tebessüm

Açlığın tınısı düşüyor içlerine ve sayıklıyorlar bir AN arası.

Geçiyor gözlerinin önünden gölgesi yaşamın.

El soğuyor, göz soğuyor, ten soğuyor, nefes soğuyor ve dirhemli hayaller üşüşüyor üstlerine.

İçeride ayaz,

Dışarıda “doldur boşalt” talimatları,

Beton duvarların ruhunda dolanıyor insafsızlık.

Hiç kimse yokmuş gibi, el ayak çekilmiş gibi,

O derin sessizlik emiyor her şeyi içine doğru.

Et kemiğe, kemik yatağa, yatak demire, demir betona, beton toprağa ve toprak toprağa batıyor.

Bugün her şey bir iğne ucu kadar sivri.

Bugün, her şey bir kıymık sızısı kadar rahatsız edici.

Bugün, her şey ama her şey uzaklaştıkça daha çok yakınlaşan, yakınlaştıkça daha çok uzaklaşan bir med-cezir ve hep ansız yakalanıyoruz duygulara.

Bir yaprak düşüyor dalından, dalından bir yaprak bırakıyor kendini esintilere. Salına salına süzülüyor aramızdan ve rüzgâr aniden çarpıyor yüzümüze yüzümüze.

Rüzgâr, vuruyor kendini senden, benden bizden tüm bahanelere.

Gözümüze toz dolduruyor,

Kulaklarımıza uğultu,

Vuruyor kendini senden, benden, bizden çoğalan tüm bahanelere.

Dağılan her bahane, toplanıyor bir başka yerde. (Toplanıyor tüm meymenetsizliği ile.)

Dalından düşen o yaprak salınıyor havada hala, toprağa en yakın yerde üfleyip kaldırıyor rüzgâr yeniden.

Düşmesin diye yani, düşmesin diye inatla üflüyor nefesini.

Tüm bahanelere kafa tutanların saati yaklaşıyor.

Birazdan boğulacak olan seslerini topluyorlar göğüs kafeslerinde.

Birazdan kırılacak ağızları, burunları.

Birazdan yani, yırtılacak gömlekleri, kazakları, ceketleri.

Birazdan yani,

Birazdan, coplar birkaç sesi bastırmak için çekilip, çullanacak üstlerine.

Yasak edilen isimler adına, göğüs kafeslerinde biriktirilen direnç, baş göz edilecek hayata.

Yüzü suyu hürmeti olsun diye özgürlük,

Yenilmesin diye, ertesi güne sözleşmiş sözlerini bırakacaklar arkalarında.

Yaprak salınıyor hala havada.

Salınarak, toprağa doğru süzülüyor.

Tebessümünün tahterevallisinde şimdi yaşam ile ölüm.

Rüzgâr topluyor yeniden dağılan saçlarını, çatlamış dudaklarını nemlendiriyor, okşayıp tendeki tüm yaraları sarıyor ve eğilip fısıldıyor kulağına.

Nerede bir söz kesilmişse vicdana, nerede insanlık adına not düşülmüşse kâğıda, nerede özgürlüğe nota yazılmışsa, nerede ıslığa dönüşmüşse sözler, nerede bir aşk kavuşmuşsa yürekten dudağa, her nerede çocuk gülüşü, kuş cıvıltıları varsa, hemen hepsi o tek fısıltı da şimdi.